Bunlar ağız birliği ile Soma faciasını, her demokraside olduğu gibi, anında protesto edenlere etmedik küfür bırakmıyor. Hepsi öyle de, aralarında “orijinal” olanları da var. Birisi Yeni Şafak yazarı Cem Küçük. Bir madenci çocuğu. Sınıfını “inkar” edenlerden. Diğeri ise “otontik burjuva”. Nagehan Alçı... Meğer babası “maden ocağı sahibiymiş.” Kendisi yazmış. Onun bağırması çok normal.
Neye benziyor bu bağırmalar?
Adam komşusunu vurmuş, maktül yerde yatıyor...Maktülün karısı, oğlu, kızı, kendini yerden yere atıyor, feryat figan mahaleyi kaplıyor, bunun üzerine maktülün komşuları, mahalle ahalisi, cinayeti duyan esnaf, çoluk çocuk olay yerine koşturuyor, katilin üstüne yürüyor, küfrediyor, bağırıp, çağırıyor. Yakalasalar adamı parçalayacaklar. Araya polis giriyor. O ne? Hırsız serbest, polis halka gaz bombası atıyor, TOMA püskürtüyor.
Katil pişkin mi, pişkin. Polislerin arasından kafasını uzatıyor, yüzünde büyük bir matem havasıyla, gevrek bir sesle, ayınları çatlata çatlata, gerdanını kıra kıra öldürdüğü adamın yakınlarına, “yerde yatana Allahtan rahmet, yakınlarına sabır diliyorum, acımız büyük, ciğerimiz yanıyor, bir insanı öldürmek insanlığı öldürmektir, Allah’ın verdiği canı Allah alır, şu yerde yatan biçare adamın ölümü, hepimiz için kıyamet olmuştur” diye sesleniyor; sonra, olay yerinde biriken kalabalığı göstererek, “bari şu acılı günümüzde aramızdaki düşmanlığı unutalım, acımızı doya doya yaşayalım, ölüm üzerinden rant elde etmeye çalışmayalım, hesap sormanın zamanı mı şimdi, sizde hiç utanma arlanma yok mu, şu yerde yatan adamın dul karısının, yetimlerinin acısını istismar etmeyin” diye bağırıyor... Giderek azıtıyor: “Vampirler, ölünün kanını içmeyin”. “Ben bir adam öldürdüm, siz bin adam öldürmemi bekliyorsunuz, öyle mi, hava alırsınız...Yalan yazmayın, yerde bir adam yatıyor, vampirlerin medyası üç kişi diye yazmış, alçaklar, iftiracılar... Benim vurduğum adamın üzerinden rant elde etmek isteyen provokatörler...”
Halk buna, “hem suçlu, hem güçlü” diyor, “yavuz hırsız ev sahibini bastırır” diyen de oluyor.
Bu ülkede ilk defa maden ocağı felaketi yaşanmıyor. Eğer ilk felaketten sonra, haydi ilk demeyelim, en son 1992 felaketinden sonra, İstanbul’da bir milyon, Ankara’da beş yüz bin, İzmir’de bir o kadar insan ayağa kalksaydı, polis zorbalığına aldırmadan, vurulan kardeşlerine bakmadan, hükümetin kapısına dayansaydı, Başbakan’ı kulağından tutup hesaba çekseydi, şimdiki Başbakan Soma’da milletle dalga geçer gibi “bu işin fıtratından, literatüründen” söz edebilir miydi, protestocuyu tokatlayabilir miydi, tekmeletebilir miydi? Ve hükümet böyle bir maden ocağına “sağlam raporları” verebilir miydi?
Demir tavında dövülür. Anında yapılan protestolar, hem sonraki felaketleri önlemek hem de Başbakanları terbiye etmek için şarttır. Bu olmadığı için felaketler oluyor ve Başbakan vatandaşa tokat atabiliyor.
Hükümet yanlıları “ranttan” söz ediyor. Protestonun rantı olmaz, özelleştirmeyle ele geçirilen Soma maden ocağının “rantı” olur. Ve bu rant, taşeron ile hükümet arasında paylaşılır. AKP Hükümetinin sömürüyü vahşice yoğunlaştırarak sağladığı “ekonomik mucizesinin” altında, şimdi şehit düşen 301 madencinin yağmalanmış emeği var...
Bakın şu yazılana: “Bu ülkeyi ölü bedenleri kullanarak kaos çıkarmak isteyen vampirlere yedirmemeliyiz!”
Maden ocağı patronunun kızı böyle konuşuyor. “Ölü bedenleri kullanmak” diye bir “suç” icat ediyor ve o “bedenleri” kimin “öldürdüğünü” gizliyor.
Vampir kim Nagehan Alçı? Babanın maden ocağında çalışan o işçilerin alın teriyle büyüyüp, medyada boy gösterdiğini unutma...
İş cinayetinin ilacı: Daha fazla eylem
Soma felaketinin ilk gününden beri medyada bir “ağlama” hali var: Can verenlere dökülen göz yaşlarından söz etmiyorum. “Vah, vah, bize ne oldu, felaket bile bizi birleştiremiyor” zevzekliğinden söz ediyorum. Katili savunanlarla katile karşı çıkanların birliği olurmuş gibi...