Son günlerde Türkiye'de ekonomi alanında gündem oldukça hızlı değişiyor. Uzun zamandır değişmeyen bir gündem olarak ise işsizlik karşımızda duruyor. Son açıklanan işsizlik rakamlarına (TÜİK'in Haziran 2018 verilerine göre) göre Türkiye'de işgücünün yüzde 10 işsizlikle boğuşuyor. Kadınlar açısından bu oran yüzde 13'e çıkıyor, genç nüfus için yüzde 19,4 ve genç kadınlarda ise yüzde 24.6'ya kadar tırmanıyor. Bu rakamlar, 3 milyon 315 bin insana tekabül ediyor. Bu kişilerin yarısından fazlası daha önce hizmetler sektöründe çalışmış ve işsiz kalıp yeniden iş aramaktalar, aynı verilere göre. Kadınlarda ise işsiz kalan her 100 kadından 60'ı hizmetler sektöründe deneyim edinmiş. Türkiye'de çalışan, 32 milyon kişiden 22 milyonu erkek ve 10 milyonu kadın. 10 milyon kadın ise evde işleri, ev ve bakım işlerini devredemediği veya uygun bir iş bulamadığı için, belki de çalışmak konusunda ümitsiz olduğu için işgücüne dahil olmuyor. 

Bir de sermaye tarafına bakalım. Son verilere göre bir sene içinde 3000 işyeri konkordato istemiş, bunlardan 13'ü ise Türkiye ekonomisi için dev sayılan şirketler. Yukarıda verdiğim işsizlik rakamlarının artacağına dair bir işaret olarak okunmalı bu ikinci veri. Zira konkordato, kabaca, şirketler için 'iflas ertelemesi' hakkının yerine muhtemel bir iflastan kurtulmak için, borçlarını ödemekte zorluk yaşayan şirketlere haciz gelmemesi için çıkarılmış bir haktır. Borçlu ile alacaklı aralarında anlaşma yaparak borcu makul rakam ve zamanda kapatırlar. 

Yukarıda madalyonun iki yüzünün de işaret ettiği işsizlik konusu üzerine çok şey yazılabilir. Ancak son süreçte oldukça önemli olan bir başka konu var gündemde: işsizlik fonunun talanı. Zira sadece 1 ay içinde 264 bin kişi işsizler ordusuna katılmış. Bu kişiler işsizlik dönemlerini daha kolay atlatabilmek için çalıştıkları aylar boyunca brüt maaşlarından kesilerek katkı payı ödedi. Ayrıca bu transfere hak kazanmak için işsiz kaldığı döneme kadar 120 gün ve son 3 yılda en az 600 gün kesintisiz prim ödemek zorunda. Bu durum ise başvuran işsizlerin genellikle neredeyse yarısının işsizlik ödeneği alamaması, bugün işsiz olan 3 milyon 300 bin insandan sadece 400 bininin bu ödenekten yararlandığı anlamına geliyor. Diğer devletlerle karşılaştırıldığında oldukça zor bir hak ediş sistemi var.

İşsizlik Sigortası Fonu'nda 18 yılda 124 milyar TL birikmiş. 2017 yılı geliri ise 26 milyar TL'yi aşmış olmasına rağmen, Fon'un asıl hedefi olan işsizlere bu rakamın sadece 5 milyarlık kısmı düşmüş. Birkaç gün önce ise Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, üç kamu bankasına (Halkbank, Vakıfbank ve Eximbank), fondan 11 milyar TL aktarıldığını açıkladı. Dahası, sermayedarlara Toplum Yararına Çalıştırma Programı gibi işgücü eğitim programları adı altında ucuz işgücü sağlanması, istihdam teşviki adı altında sermayedarın ödemesi gereken katkı paylarının işsizlik fonundan gerçekleştirilmesi, diğer bazı yatırım teşviklerinin kaynağının yine bu fon olması 2008 yılından bu yana normalleşmişti. Ancak, sermayedarların işsizlik fonu birikimlerini kullanmaya yönelik Türkiye'deki medyaya düşen açık talepleri, esnafa işsizlik ödeneği önerileri fonun sadece sermayedarların değil aynı zamanda iktidarın da gözündeki yerini anlamamızı sağlıyor. Belli ki AKP bu fonu, kayyum tehditlerinin işlememesi ihtimaliye karşı, yerel seçimler öncesi politik gücünü konsolide edeceği bir dizi 'tedbirin' kasası olarak da kullanmaya niyetli. 

İşsizlerin parasını savunmak sadece ekonomik bir talep değil, aynı zamanda politik bir taleptir bu yüzden.