Günler süren saldırıların ardından halkın yaralarını sardığı Şırnak’ın Silopi ilçesinde saldırılar sırasında korku ile birlikte açlık ve susuzluğa mahkum edilen Nuh Mahallesi’nde bir evdeyiz. Meliha ve Mehmet Atak isimli 50’li yaşlardaki bir çiftin evi. Atak çifti 1985 yılında Silopi’de köylerinin yakılması sonucu Adana’ya göç etmiş. Ancak Adana’da peşlerini bırakmayan devlet zulmüne karşı verdikleri direnişin ardından 4 yıl önce yeniden yoğun saldırılar altında olan Kürdistan topraklarına geri dönmüş. Bir kızları devletin soykırım operasyonları sonrası 6 yıl önce gönderildiği cezaevinden çıkalı çok uzun bir zaman olmamış. Atak çifti, yanlarındaki 3 küçük çocuğun yanı sıra devlet güçlerinin saldırılarının en yoğun yaşandığı Başak (Zap) Mahallesi’nde kaldıkları evleri enkaza çevrilen 20 kişi ile birlikte bu evde, 37 gün boyunca beraber yaşamış. 


Sadece öldürmek için

Meliha Atak tamamen katliama odaklanan devlet güçlerinin neler yaptığını şöyle anlatıyor: “Yasak daha yeni ilan edilmişti. Ben ve eşim, 3 torunumuzla birlikte evde oturuyorduk. Birden evimizin olduğu mahallenin etrafı onlarca zırhlı araçla çevrildi. Pencereden baktığımda yüzlerce asker ve özel harekatçı her tarafı sarmıştı. Bir grup ellerinde kalkanlarla ilerlemeye çalışıyordu. ‘teslim olun’ diye bağırıyorlar. Girdikleri her evin avlusunu önce yüzlerce mermi ile tarıyorlardı. Sonra evlerin kapılarını kırıp evlere giriyorlardı. Bizim eve de girdiler. Eşim bahçedeydi başta. Ayaklarının önüne defalarca ateş ettiler. Kendisini zor içeriye attı. Sonra eve girdiler. Her yeri dağıttılar. Baktılar başka kimse yok. Çok şaşırdılar. Geldiklerinde evlerin içinde silahlı kişiler var sanıyorlardı. Onlara öyle anlatılmış demek ki. Hiçbiri burayı bilmiyordu. Hepsi dışarıdan gelen kişilerdi. Sadece öldürmek için Silopi’ye gönderilmiş kişiler olduğu belliydi.”

Polis ve askerlerin bahçe duvarını yıkmakla işe başladığını aktaran Atak, şöyle devam ediyor: “Bizim inancımızı test etmek için evde seccade olup olmadığını sordular. Ellerine 15 kadar seccade verince yine şaşkın şaşkın bakmaya başladılar. Seccadeleri geri verip ‘tamam’ dediler. 9 gün boyunca evlerimizi kendi evleri gibi kullandılar. Irkçı şarkılar dinletiyorlardı.”


‘Korktuk ama boyun da eğmedik’

“Korkmadık değil ama boyun da eğmedik” diyen Atak, devam etti: “Erzakımız bitmişti. Sadece makarna kalmıştı elimizde. Su tükenmişti. En küçük torunumuz yemek istiyordu. Ama makarna dışında bir şey yoktu. Belediye başkanını aradık ‘Suyumuz kalmadı, 20 kişiyiz. Çocuklar var. Su göndermeniz gerekiyor’ dedik. Ancak belediyenin de elinden bir şey gelmiyordu. Suyu da onlar dağıtıyordu. Bir gün sonra bir baktık zırhlı araçların arkasına bir tanker bağlayıp yakınlarımızda hayvancılık yapan birinin evinin önüne getirdiler. Gidip su isteyip istememeyi düşündük. Ama herkes beyaz bayrakla gidip onlardan su istemeye karşı çıktı. Çocukların su isteme sesleri artık kulaklarımızı rahatsız etmeye başlayınca yanımıza gelenlerden biri hemen öylece ‘vururlarsa vursunlar’ diyerek gidip çocuklar için biraz su istedi. Ama kendileri ile işbirliği yapmayan kimseye su vermiyorlardı. Sadece o ev onlarla çalışıyordu bütün mahallede. Bir tanker suyu da o ev ve onların hayvanları için getirmişlerdi. Yine susuz kalmıştık ama kimse yüz vermedi yine onlara.” 


Yağmurla suya kavuştuk

Anlatmaya devam ediyor Meliha Atak: “Ama işte Allah bu ya o gece birden yağmur başladı. Bizde iki gün sonra yağmur ile birlikte suya kavuştuk. Eşim hemen gizlice kimseye görünmeden elinde bir pet şişeyle dışarıya çıktı. Şişenin üstünü kesip bir tarafını evin önündeki havuza giden hortuma diğer tarafını da damda biriken suyun tahliye borusuna taktı. Sabaha kadar o havuz böyle ağzına kadar dolmuştu. Biz günlerce o suyu kullandık. Suyumuz vardı artık. Çay bile yaptık gelip bizden çay istediler. Amcama ‘bize de bir çay demlemez misin?’ dediler. Ama amcam, ‘Ben çay demlemesini bilmiyorum. İçerdekilerden de kimse bilmiyor’ deyince sustular.”


Devletin oyunları da boşa çıktı

Atak ailesi ve yanlarına sığınan 20 kişi, 37 gün boyunca dayanışma içinde top ve silah sesleri altında her an katledilecekleri anı düşünüp beklemiş. Hatta öyle ki telefon şebekeleri çektikçe yakınlarını arayarak helallik bile istemişler. Ama teslim olmamışlar. Devlet inancı ile sınadığı, korku yaymaya çalıştığı, açlık ve susuzlukla talim ettiği Atak ailesi gibi yüzlerce aileyi de aynı şekilde teslim almaya çalışmış. Ama Meliha Atak’ın şu sözleri devlet güçlerinin tüm saldırılarının boşa çıktığını gösteriyor: “Bizim evimizden çıkıp gitmemizi bekliyorlardı. Ama biz onlara rağmen evimizi terk etmedik. Ne yaparlarsa yapsınlar biz davamızın peşindeyiz. Mücadelemizi bırakmayacağız.”

Atak, şimdi ilerleyen yaşına rağmen Silopi’nin yeniden inşası için çalışma yürütürken, bir taraftan da Cizre’de vahşet bodrumlarında katledilenlerin aileleri ile ilgileniyor. Onları misafir ediyor, acılarını paylaşıyor. 



AHMET KANBAL/DİHA/ŞIRNAK