İngiltere Gündemi


Irak ve Şam İslam Devleti, kısaca IŞİD, diğer bir deyişle kana susamış radikal Sünni mücahitler, Irak, Suriye ve Kürt halkı için büyük tehdit olmaya devam ederken, Amerika gibi İngiliz devletini de bir hayli alarma geçirmiş durumda. Yanlış anlaşılmasın, Ortadoğu’nun mezhep çatışması, Batı ülkelerinin hiç de umurunda değil. Tek korkuları gittikçe radikalleşen cihatçı bir örgütün güçlenecek ortamlara sahip olması. Suriye ve Rojava’daki varlıkları Batılıları çokça endişelendirmemelerine rağmen, örgütün Musul, Tikrit’in, Felluce’yi kontrol altına almaları, Amerika ve İngiltere’de bir hayli panik yarattı. Örgütün yasadışı yollarla elde ettikleri nakit para akışı, Taliban’ı bile geçmiş durumda. Bu durum, Amerika’yı çok telaşlandırmış olmalı ki üç yüz kadar asker danışmanını bölgeye gönderiyor; Kürt liderlerinin de aralarında olduğu Iraklı yetkililerin Amerika’dan askeri destek çağrısına da tamamen kulak tıkamıyor. İngiltere başta olmak üzere bazı Avrupa ülkeleri, Irak güvenliğinin Amerika’nın sorumluluğunda olduğunu düşünüyor.
Perşembe günü medyaya sızdırılan görüntülü IŞİD üyelerinin cihat çağrısı İngiliz hükümetini ayağa kaldırdı. Keza, konuşan Arap kökenli üyeler İngiliz aksanlı. Yani İngiltere’de doğmuş büyümüş Müslüman Britanya vatandaşları. İngiliz Başbakanı Cameron, bunun üzerine ertesi gün yaptığı bir basın açıklamasıyla IŞİD’i ulusal tehdit olarak ilan etti. IŞİD, İngiltere’nin terör listesine alındı. Şimdilerde Afgan ve Pakistanlı cihatçılardan daha büyük bir tehlike olarak görülüyorlar.
İngiltere Başbakanı her ne kadar örgüte katılmak için bölgeye gitmek isteyen bazı Britanyalıları kişileri durdurup pasaportlarına el koyduğunu söylese de, onlarcası belki de yüzlercesi bölgeye ya ulaşıyor, ya da ulaşmaya çalışıyor. Aslında radikal İslam ve şeriat eğilimli Müslümanların İngiltere dışına çıkıp bir daha dönmemelerini sağlamak ya da girişlerini engellemek İngiliz devletinin daha da işine gelir aslında. Britanya sınırlarında her an tehlike teşkil edecek şeriatçılardan temizlemek nihai hedef. Kendi ayaklarıyla çıkıp gidiyorlarsa, keyif onların. Ancak geri dönmemeleri ve vatandaşlıktan çıkarılmaları kaidesiyle. Güçlü istihbarata rağmen, sayı tam net olmasa da, dört yüzün üzerinde Britanya vatandaşlarının IŞİD örgütünde olduğu tahmin ediliyor. Suriye’dekilerin sayısı daha kolay belirleniyorken, örgütün Irak’a yayılmasıyla bu sayının artış gösterildiği ancak tam olarak belirlenemediği itiraf ediliyor.
Amerika ve İngiltere, İslam terörizmiyle savaşmak için eskiden olduğu gibi asker göndermiyor. İki ülkenin halkı da bu politikaya asla desteklemez. Afganistan ve Irak işgali, Amerikalıların ve İngilizlerin gözünde büyük bir hataydı. Öyle ki İngiltere’nin Amerika’ya destek için Irak’a girmesinden sorumlu olan Tony Blair ve o dönemin üst düzey kıdemli askerleri soruşturma altında. Bunun yanı sıra, Irak’ın Mehdi Ordusu Bağdat ve Kürt hükümetinin çağrısına rağmen, Amerikalıların tekrar gelmemesi için hayati uyarılarda bulundular. Yani Şii lider Muktada es Sadr’ a bağlılığını bildiren binlerce Şii milisi, Amerikalıları kabul etmemekle birlikle, bölgede yerel halkında dahil olduğu mezhepsel çatışmaları da körükleyecek.
İngiltere’nin IŞİD’e karşı savaşacak güçlere dışarıdan destek sunması da sadece insani yardım boyutunda. Bir de yurt dışında terörist eylemlere katılan vatandaşlarını yargılanmasını kolaylaştıracak yasa değişiklikleri var şimdilik.
Temeli Amerika ve İngiltere’nin 2003’deki Irak işgaline ve Saddam’ın düşüşüne dayanan ve anti-hükümet diğer grupların desteğiyle devleşen IŞİD’in, Irak’ı ve genel anlamda Ortadoğuyu büyük bir kaosa çevireceği bir gerçek. Bu savaş atmosferinde bir çok senaryo yazılıp çiziliyor. Bu gerçeklikte, ‘düşmanımın düşmanı dostumdur’ şiarıyla Amerika’nın ve İran’ın IŞİD’e karşı bir işbirliği bile söz konusu olabilir. Bir de Irak’ın refahından daha önemlisi, petrol kuyuları, boru hatları ve rafinerileri elbette. Tarih bize gösterdi ki yağmacı milletler için petrol, insan canında daha değerlidir. Hele ki bu can bir Ortadoğulu canı ise.