Birincisi, IŞİD’in Irak’ta Sünniler’in yaşadığı geniş bir bölümü kontrol altına almasıyla ABD’ye bu durumdan kendi lehine yararlanma imkanı doğdu. Şöyle ki, ABD, Irak’ın ve dolayısı ile İran’ın başına bela olan/başlarına bela edilen (bu arada Irak ve İran’ın kendi gerici politikalarınında buna zemin sunduğunu unutmamak gerekir) bu büyük tehlikeye işaret ederek İran’ın kendisi ile IŞİD’e karşı ittifak yapmasını isteyecektir. Dikkat edilirse daha şimdiden İran ve ABD arasında bu tür açıklamalar yapılmaktadir. Bu durumun ABD’nin İran’la yürüttüğü ‘nükleer müzakereler’le de bağlantısının olabileceğini düşünüyorum.
Böyle bir ortak çalışmanın ya da ittifakın gelişmesi aynı zamanda İran Rus ittifakının da çözülmesi anlamına gelebilir. Yani ABD İran’a askeri saldırı yapmadan onu kendi yanına çekme ihtimali söz konusu. ABD İran’la gerçekten bir ittifak oluşturmak istiyor mu yoksa sadece İran’ı Rusya’dan uzaklaştırdıktan ve IŞİD’le zayıf düşürdükten sonra İran’a son darbeyi vurmak mı istiyor bu da ayrı bir soru.
İkincisi ise, ABD IŞİD sayesinde - yine İran’la direkt askeri bir çatışmaya girmeden - İran’dan başlayıp Irak, Suriye ve Lübnan’a, yani Akdeniz’e kadar uzanan Şii kuşağını parçalamış, Şii kuşağının tam ortasına Sünni bir tampon koymuş olacaktır. İran’ın IŞİD’le direkt ya da dolaylı savaşa girmesi durumunda, bu savaş hem İran’ı, hem Suriye’yi hem de Lübnan Hizbullah’ını zayıflatacaktır. Bilindiği gibi bu, ABD’nin Ortadoğu politikalarının temel amaçlarından biri durumunda idi.
Üçüncüsü ihtimal ise ABD, AB devletleri ve en başta Türkiye olmak üzere, Sudi Arabistan ve Katar gibi bölge ülkelerinin destekleyip büyüttükleri ortaçağ menşeeli karanlık IŞİD adlı örgüt bölgede giderek etkinliğini ve gücünü artırması ile dönüp dolaşıp aynı zamanda onu destekleyenleri de vuracak olmasıdır.
Değinilmesi gereken diğer bir nokta ise, ABD’nin Suriye’de Rus-İran ittifakı karşısında Suriye savaşını kaybetmiş olmasıdır. Başta IŞİD’e olmak üzere Suriye’de Esad rejimine karşı savaş yürüten örgütlere askeri eğitim, silah, lojistik, mali ve diplomatik alanlarda çok büyük destek verilmesine rağmen Esad rejimi düşürülememiş, tam tersi Esad rejimi bu örgütleri geriletmiştir. ABD Suriye’deki bu savaşta şimdilik kaybetmiştir, fakat pes etmemiştir. Yeni politikalarla bu savaşı kendi lehine çevirmeye çalışmaktadır. IŞİD’in Irak operasyonu en azından İran’ın Suriye’ye verdiği desteği azaltablir veya sekteye uğratabilir. Bu ise Suriye’deki kanlı savaşın seyrini değiştirebilir. Bu açıdan bakıldığında da IŞİD’in Irak operasyonunda ABD ve müttefiklerinin parmağının olduğu düşünülebilir.
“ABD El-Kaideye karşı mı? ABD’nin El-Kaide’ye karşı olduğu, radikal İslamdan korktuğu için Esad rejimine razı geldiği söyleniyor, yazılıyor. Ama nedense ABD aracılığı ile, yardımı ile El-Kaide’nin Suriye halkının başına musallat edildiği gerçeği es geçiliyor. Tekrar ediyorum: Böyle bir şey yok! ABD El-Kaide’den ne korkuyor, ne de ona karşı. El-Kaide’nin hala ABD tarafından desteklenmektedir. Bu kadar mali yardım, tırlar dolusu silah, dünyanın dört bir yanında gelen cihatcıların organize bir şekilde Suriye’ye sokulması yeterli kanıt değil mi sizce? Ayrıca eğer gerçekten ABD El-Kaide’ye karşı olsaydı, ona karşı herkesin rahatlıkla görebileceği çok somut girişimleri olurdu. Böyle bir şey göremiyorum. ABD’nin El-Kaide’yi terörist ilan etmesi tek başına bir anlam ifade etmiyor. El-Kaide - IŞİD hem Suriye’de, hem Irak’ta, hem de Lübnan’da gittikçe yaygınlaşıyor, etkinliğini artırıyor. Acaba ABD El-Kaide - IŞİD aracılığı ve Türkiye, Sudi Arabistan ve Katar’ın da büyük desteğiyle İran ve Suriye arasında Sünni menşeli bir ŞERİAT DEVLETİ mi kuruyorlar? Bu sorunun en doğru cevabını zaman verecektir elbette... Ve ileride El-Kaide AKP aracılığı ile Türkiye iç politikasının da bir parçası haline getirilirse şaşmayın.“
Yukarıda alıntı yaptığım yazıyı 5 Ocak 2014’te yazdım. Şuanki gelişmeler bu tespitin ne kadar isabetli olduğunu göstermektedir. İŞİD’in Musul’u ele geçirmesi ve Bağdat’a doğru yürümesinden sonra yapılan ‘analiz’lere bakıyorum, hala gerçeğin temel bağlantıları yerine tali yanlar ve sonuçlar üzerinde durulduğu görülmektedir. Bunun iki anlamı olabilir. Bu tür analiz yapanlar ya politik analizden anlamamaktalar ya da bilerek sürecin esas belirleyicileri ile ona tabii olanlar arasındaki bağları görünmez kılarak, eklektik ve çelişkili bir kamuoyu düşüncesi yaratmaktırlar. Bunun da anlamı toplumu bilerek kandırmak, yanlış yönlendirmek, gerçekten uzaklaştırmaktır.
IŞİD ve ABD’nin Ortadoğu politikaları