Batı'nın IŞİD’in ortaya çıkmasındaki payı sadece Irak işgali ya da Suriye’deki operasyonları değildir. IŞİD’in içindeki yabancı sayısının çokluğu ve bunun önemli kısmının, batı ülkelerinden gelmiş olması başka bir analizi de mutlaka zorunlu kılar. Özellikle post endistüriyel-neoliberal politikalar sonucu sosyal ve toplumsal olarak güvencesizleştirilen batıda, bu durumdan en fazla göçmenler etkilendi. İşsizlik ve sosyal yardımlar öncelikli olarak göçmenlerden kesildi. Buna bağlı olarak toplumsal olarak dışlanmanın ve kitlesel nefretin ilk hedefi haline  gelenler de göçmenler, özellikle de müslümanlardı.
Ülkelerinden kalkıp batının arka sokaklarını dolduran Afganlar, Pakistanlılar, Bosnalılar, Kafkasyalılar, Cezayirliler, Faslılar, Mısırlılar, Filistinliler, Araplar, Türkler, Kürtler ve diğerleri sosyal yardımları bitiriyorlardı! Artık iş bulamamasının, sosyal yardım alarak bir evde oturamamasının, çalışma şartlarının ağırlaşması ve ücretlerin düşmesinin nedeni, iktidarların işaret ettiği gibi göçmenlerdi. Ayrıca Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra düşman eksikliğinin yerini dolduracak olan potansiyel terörist(!) Müslümanlar, bu gettoların en dikkat çekenleriydi.
Eskinin alt kültüründeki yoksul dayanışmacı mahalleleri, neoliberal politikaların mekan dönüşümleriyle ile kriminal getto alanları haline getirildi. Bunun sonucu sosyal devlet yardımlarıyla 'refah’ devletinin 'iyileştirme’ çabalarının yerini 'cezalandırmanın’ almasıydı. Yani sosyal hakların budanmalarıyla doğan 'sefalet mıntıkaları’ artık 'hapishane rejimine’ tabi kılınıyordu. Böylece buralar 'Irk, sınıf ve devletin karşılıklı olarak, üst üste binmesinin mekansal boyutu’nun yaratıldığı getto alanları halini aldı. IŞİD’e katılan kusursuz İngilizceleriyle infazlar gerçekleştirenler bu dışlanmanın çocuklarıydı. Ayrıca bu yüzden -her ne kadar tam doğru olmasa da- uçan kuştan haberi olan istihbarat teşkilatları da savaş geri göçünden memnundular. Herşey bir yana, hapishane rejimine tabi olan gettoların azılıları ülkeyi terk ediyordu.
Geçen hafta IŞİD savaş ekonomisini ve bugünde, Batı'da cezalandırılmış gettolarda dışlanmanın IŞİD’in ortaya çıkmasındaki etkisini yazmam, sadece akademik bir analiz değil ya da 'IŞİD’in koşulları da göz önünde bulundurulmalı’ hiç değil. Ben ortaya çıkan savaş ekonomisi, etnisite, sınıf ve devletin üst üste binerek yarattığı mekansal boyutun sonuçlarını vurgulamak istiyorum. Çünkü aynı mekan boyutu İstanbul’da, İzmir’de, her yerde ve tabii ki Amed’de aynı ve dolayısıyla bunun sonuçları da aynı ve bugün yasalaştırılmaya çalışılan polis yasası da bu hapishane rejimin bir parçası. Yani Rojava’da, dünyanın sıfır noktasında, süren bu savaşın bir tarafı cinai bir ekonomi iken, diğer tarafı barınma hakkı, günde 4 saat çalışma saati, kadın cumhuriyeti yani direnişin sihirli iksiri Eşitlik ve Özgürlük...
Bu yüzden 'Komünler, Kooperatifler, Kolektifler’ güzel ama şu an için mümkün değil diyenler, daha çok jiplerinin üstünde, ellerinde dürbünlerle Suruç’tan Kobanê’yi seyreden yurtsever(!) müteahhitler ve ne kadar büyük ve pahalı olurlarsa olsunlar bu dürbünler, Rojava’nın 'Irk, sınıf ve devletin karşılıklı olarak, üst üste binmesinin mekansal boyutu'nu yıkmak istediği için, bir devrim olduğunu anlayamazlar.