
AKP’nin yaşattığı zulme karşı “iyi müslümanlar”ın sesini sokaklarda neden duyamıyoruz? “Kötüler” Avrupa sokaklarında bedava “Kur’an” dağıtırken ve bire bir örgütlerken bu iman gücünü nereden alıyorlar da “iyiler” bu gücü gösteremiyor... Unuttuk mu yoksa, IŞİD’i yaratan sermaye güçleri bugün ondan kurtulmaya çalışanlardır. Öyleyse neden sadece IŞİD öne çıkartılıyor da onun efendileri neden fazla teşhir edilmiyor ve sanki ortak cephedeymiş gibi söylem tutturuluyor? Eğer bu, taktiksel olarak IŞİD tehlikesini onun efendisiyle bir olup atlatmanın bir planıysa, IŞİD sonrası tehlikeye iyi hazırlanma görevini de unutmamayı gerektiriyor.
Diğer yandan Alevilere yönelik saldırılara karşı Alevi, Müslüman ve Êzîdîlerin birlikte bir miting, panel ve seminerler düzenlemesinin de tam sırasıdır. Bunun saldırıları püskürtmede güçlü bir barikatın adımı olacağı açıktır. Televizyonlarımızın bu üç sacayağının demokratik Türkiye özgür Kürdistan için çok önemli olduğunu bilince çıkartarak ortak programlara yönelmesinin büyük faydaları olacağını artık görmelidirler.
FEDA’nın (Demokratik Alevi Federasyonu) bir etkinliği olarak, 15 Haziran’da Almanya’nın Hagen şehrinde bu inançları biraraya getirerek düzenlediğimiz panel buna bir örnektir. Bu paneller, aynı ulustan olupta farklı inançlara mensup Kürtlere tarihten kaynaklı problemleri devletin yarattığının bilincini taşımada önemli işleve sahiptir ve yaygınlaştırılmalıdır. Nuri Dersimi bunun önemini 1920’lerde görmüş ve bunu Kürdistan Teali Cemiyeti’ne önererek, “...Alevi ve Sünni Kürtler arasındaki soğukluğu gidermek için bir an önce bir heyetin Alevi ve Sünni Kürt bölgelerine gönderilmesini önerdim. Çünkü yapılacak herhangi bir örgütlenmenin ardından başlayacak bir harekatın, Alevi Kürt bölgelerinde yürütülmesinde, Sünni Kürtlerin ilgisiz kalacağı ve Sünni Kürt bölgelerinde çıkacak milli kurtuluş harekatlarında ise Alevi Kürtlerin ilgisiz kalabileceği aklımıza gelmelidir. (Burada, Şeyh Sait isyanı ve Dersim soykırımında bu öngörünün gerçekleştiğini hatırlayalım HÇ) O zaman Türk devleti bu ayrılıştan yararlanır. Benim bu önerim genel kurulda şiddetle reddedildi. Maalesef Kürdistan’da gerçekleşen isyanlarda, Sünni Kürt isyanlarında Alevi Kürtler ilgilenmediler ve Alevi Kürt isyanlarında da Sünni Kürtler ilgilenmediler. Bu nedenle her iki bölge isyanları da türk hükümeti lehine sonuçlandı.”
Aradan doksandört yıl geçti. Şimdi tehlike daha da büyüdü. Ama bir o kadar da fırsatların doğduğu bir momentteyiz. Bu ayrıntıyı unutmamanın ileride Kürtlere sayısız faydaları olacaktır. Bu nedenle, vakit kaybetmeden nerede Kürt kurumları varsa oralarda Kürtlerin üç sacayağı olan Kızılbaş-Alevi, Êzîdî ve Müslüman Kürtlerin ulusal birliğine hizmet edecek olan inançsal bazdaki kucaklaşmayı sağlamak önemlidir. Çünkü Özgürlük Hareketinin büyük çabalarına ve başarılarına rağmen rahatsızlıklar devam etmektedir. Gelecek nesillere sorun aktarmamanın çok büyük bir avantajı olacaktır.
Unutulmasın ki, eğer Kürt Teali Cemiyeti Nuri Dersimi’yi o zaman dinlemiş ve gereğini yapmış olsaydı, bugün Özgürlük Hareketi çok daha güçlü olacaktı. Önümüzdeki yüzyılı kazanmak bugün atılacak adımlara bağlıdır. Kürt demokratik devriminin inançsal sacayağının önemsenmemesi demek, kapitalist modernitenin bölüp parçalayarak kendi sisteminin hizmetinde kullanacağı kapıyı açık tutmak demektir. “Biz devrimciyiz dinle uğraşmayız. İnanç çalışması önemli değil” diyenlere duyurulur. Ve hatırlatılır: Unutmayın ki bir savaştasınız. Alevilik, Êzîdîlik ve müslümanlık bu savaşın önemli mevzilerindendir. Eğer siz savaştaki bu mevzileri terk ederseniz, başkaları bu mevziyi ele geçirir ve sizin karşınıza binbir çeşit IŞİD çetesi çıkartır. O zaman sizi devrimin temel gücü dediğiniz işçi sınıfı bile kurtaramaz.