Erdoğan’ın dışındaki adaylar, bir süredir Türk devletinin Türkmenler’e “yardım” etmediğini söylüyor. Başbakan ise “yalanlıyor.” O halde merak konusu şu: Musul’daki Türkmenler, yani MİT TIR’larıyla “yardım” aldığı söylenen Türkmenler ne diyor?

Onların ne dediğini, onların arasında yıllardan beri “çalışan” Türk milliyetçilerinin ve “ülkücülerinin” yayın organlarından öğrenmek mümkün. Örneğin Yeniçağ gazetesinin dünkü sayısına bakmak durumu anlamak için yeterli. Gazetenin haberi şöyle başlıyor:
“Telafer’den kaçıp Kerkük’e sığınan pek çok Türkmen Başbakan’ı IŞİD’i desteklemekle ve katliama seyirci kalmakla suçladı.”
Türk devletinin “yardım” ettiğini söylediği Türkmenler, şimdi Kürtlerin hakim olduğu Kerkük’e “sığınıyor” ve Telafer’de, Musul’da, IŞİD’in el koyduğu her yerde, Türk devletinin “yardımlarının”, Türkmenler’e değil, IŞİD’e gittiğini ve IŞİD terör örgütü mensuplarının arasında, çok sayıda “Türkçe konuşan” unsurun bulunduğunu dile getiriyorlar.
IŞİD’in “Rojava’yı yakıp yıkması” için duacı olan Yeniçağ gibi “ırkçı” bir gazetenin Hükümetle bu İslamcı terör örgütü arasındaki ilişkiyi Türkmenlerin ağzından dile getirmesi kadar “inandırıcı” bir kanıt bulunamaz.
Öyle anlaşılıyor ki, Başbakan “Türkmen” derken, “mezhepçi” “sünni” IŞİD terör örgütünün katlettiği “Şii Türkmenlerden” değil, şu anda Musul’da bazılarının IŞİD’la işbirliği yaptığı bilinen “sünni Türkmenlerden” söz ediyor. Ve bu “sünni” Türkmenlere verildiği söylenen silahların IŞİD terör örgütünün eline geçtiğini ise gizliyor. Hükümet sadece “terör örgütüne” silah yardımı yapmakla kalmıyor, Türkmenler arasında “mezhepçi” bir ayrım yaparak, Türkmen halkının Irak’taki mücadelesini de baltalamış oluyor.
Mızrak çuvala sığmıyor.
Bakınız Cumhuriyet gazetesi neler yazıyor:
“(TIR’ları durduran Savcı) Takcı, olay günü TIR’ların başında yaşanan gelişmeleri şöyle anlatmıştı:
‘Olay yerindeki her iki TIR’da yaptığım incelemede, 4 ayrı demir sandık içerisinde çok miktarda top, uçaksavar gibi savaş silahlarına ait mühimmat olduğunu gördüm. Jandarmaya bunlardan numune almaları talimatını verdim. Bu esnada olay yerine yaklaşık 300-400 kişilik çevik kuvvet ve özel harekât polis ekiplerinin geldiğini, bunlarla birlikte Adana Valisi Hüseyin Avni Coş ve İl Emniyet Müdürü Cengiz Zeybekçi’nin geldiklerini gördüm. Adana Valisi tarafından bana, tüm ayrıntılarını şu an hatırlamıyorum, ancak bu araçların MİT’e ait olduğunu, yüklerin MİT tarafından taşındığını, bu konuda İçişleri Bakanı ve Başbakan’ın bilgisi olduğunu, Başbakan’ın kendisine, ‘bu araçlar MİT’e ait, biz görevlendirdik. Bu konuda yasa çıkaracağız. Hiçbir işlem yapılmadan araçlar bırakılsın dediğini’ söyledi.”
İçinde “yastık yorgan” taşıyan TIR’larla ilgili bu telaş, Hükümetin yalan söylediğini, uluslararası hukuka aykırı bir şekilde “terör örgütüne” silah sevkiyatı yaptığını çok açık kanıtlıyor. Eğer TIR’larda “bulgur, mercimek, tendürdiyot, enjeksiyon” bulunsaydı, bu kadar gürültü koparılır mıydı; konuya ilişkin Mahkemeler, davaları “gizli” yapar mıydı; konu “devlet sırrı” olarak adlandırılır mıydı; TIR’ları durduran “kendi devlitinin savcı ve subayları” “casus” olarak suçlandırılır mıydı?
Başbakan geçtiğimiz gün Amed’de halktan “çözüm için oy” istedi...Nasıl bir çözüm bu?
Şu anda Kobane’de Kürt kadın ve erkekleri, Kürt ihtiyarları ve çocukları, tıpkı Gazze’de öldülenler nasıl İsrail silahlarıyla can veriyorsa, tıpkı öyle, IŞİD’a MİT TIR’larıyla taşınan silahlarla can veriyor.
Geçen gün mütedeyyin ve ben yaşlarda bir Kürt bilgesiyle konuştum, özetle şöyle dedi: Ben PKK’li değilim... BDP’li de değilim. Siyaseten AKP’liyim. Lakin “birinci turda” “siyasetim adına” değil, “kimliğim adına” oyum Demirtaş’a olacak. “İkinci tura” gelince, “resmi siyasetim” Erdoğan diyorsa da, “hakiki siyasetimin” ne olduğunu ne siz sorun, ne ben söyleyeyim...
Allah yar ve yardımcınız olsun, bayramınız mübarek olsun...Oylarınız hayırlara vesile olsun...Yani her istediğiniz olsun!..