Elazığ Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde işkence sonucu konuşma yetisini kaybeden Medeni Kiye, yaşadıklarını açık görüşüne giden ailesine yazarak anlattı.
MÜJDAT CAN / MA/VAN
Elazığ 2 Nolu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde 4 Ağustos’ta yan odalardaki arkadaşlarıyla konuştukları için işkenceye maruz kalan ve konuşma yetisini kaybeden Medeni Kiye, ailesiyle görüştü. Kiye Ailesi’ne açık görüşleri tek başlarına ayrı bir odada yaptırıldı. Medeni Kiye’nin kardeşi Hatice Kiye, ağabeyinin yüzü, boynu, sırtı ve diz kapaklarında işkence izlerinin durduğunu söyledi.
Ağabeyinin konuşma yetisini kaybettiğini ve yaşananları kağıda yazarak aktardığını belirten Kiye, “Koğuşlarına saldırı olmuş ve tutsaklar feci şekilde darp edilmişler. Medeni de bu saldırıda konuşma yetisini kaybetmiş. Açık görüşte Medeni her şeyi kağıda yazarak anlattı. Medeni, bizimle görüşmeden önce yine cezaevi yetkilileri tarafından tehdit edildiğini söyledi. Yetkililerin, ‘Sen mahsus konuşmuyorsun’ dediğini aktardı. Bize yaralarını gösterdi. Başına ve ense tarafına fazlaca darbe almış, hatta boğazının çok ağrıdığını söyledi. Yine kolları ve göğüs tarafı morarmıştı” dedi.
Doktora götürmemişler
Saldırının 15 gardiyan tarafından gerçekleştirildiğini söyleyen Kiye, şunları paylaştı: “Saldırıyı, Başgardiyan Taner Kaya ve 2. Müdür Ercan İnceler organize ediyorlarmış ve vahşice saldırıyorlarmış. Medeni bize, ‘Bu durum kamuoyuna yansımazsa bizim cenazelerimiz çıkar buradan’ dedi. Medeni yaralandıktan sonra hiçbir şekilde doktora götürülmemiş. Sadece iki kez revire götürülmüş ama orada da kendisine hiçbir bilgi verilmemiş. Günlerdir Elazığ Cezaevi’nin ne kadar berbat bir yer olduğunu anlatmaya çalışıyoruz. Elazığ Cezaevi pilot bölge olarak belirlenmiş. Elazığ Cezaevi’nde gerçekleşen her pratik diğer cezaevlerine yansıyor. Son zamanlarda Osmaniye ve benzeri cezaevlerinden gelen haberlerle de bu durum anlaşılıyor.”
Savcı işkenceyi soruşturmadı
HAMDULLAH KESEN / MA/ADANA
Osmaniye 1 No’lu T Tipi Cezaevi’nde geçen yıl doktorun ve gardiyanların işkencesine maruz kalan Ferhat Demirbaş’ın suç duyurusuna cevap verilmiyor. Avukat Mehtap Sert, savcının soruşturma açmamasını ”cezasızlık politikası” olarak yorumladı.
Osmaniye 1 No’lu T Tipi Kapalı Cezaevi’nde geçen yıl gardiyanlar ve cezaevi doktorunca darp edilen Ferhat Demirbaş, suç duyurusunda bulunmasına rağmen kamu görevlileri hakkında hala bir soruşturma başlatılmadı. İşkenceciler hakkında bir yıldır soruşturma açılmamasına tepki gösteren Demirbaş’ın avukatı Mehtap Sert, bu durumu devletin cezasızlık politikası olarak değerlendirdi.
Müvekkilinin, Eylül 2018’de önce koğuşta, akabinde ise gittiği revirde gardiyanlar ve cezaevi doktoru tarafından feci şekilde darp edildiğini hatırlatan Sert, yaşadığı durumu şöyle özetledi: “Müvekkilim koğuşta memurlarca darp edilen arkadaşını korumaya çalışıyor. Bunun üzerine ise memurlar müvekkilimi yerlerde sürükleyerek süngerli oda diye tabir edilen yere darp ederek götürüyorlar. Bu süngerli oda da Ferhat Demirbaş’ı falakaya yatırıyorlar. Dövüldükten sonra ise cezaevinin sağlık birimine götürülüyor. Doktor orada müvekkilimi tedavi etmek istemiyor. Sadece ağrı kesici ilaçlar veriyor. Daha sonra ise müvekkilimi hücreye koyuyorlar. Müvekkilim orada ağrılara dayanamadığı için müdürle görüşüp işkence edildiğini anlatıyor. İşkenceyle ilgili başvuruda bulunuyor. Müdür müvekkilimin tedavi edilmesi için tekrardan doktorun yanına gönderiyor. Ancak doktor, ‘Sizin bu ülkede yaşama hakkınız yok’ diyerek memurlarla birlikte muayene etmesi gereken bölümde müvekkilimi tekrar darp ediyor. Ertesi gün cezaevine gittiğimizde müvekkilimin çeşitli yerlerinde darp izleri vardı. Bu darp izlerini kayıt altına alarak cezaevi savcısıyla görüşmeye gittik. Müvekkilimizin öldürülme ihtimalinin olduğunu ve düşmanca hisle bu kişilerin davrandığını söylediğimiz de cezaevi savcısı müvekkilimi Kayseri T Tipi Kapalı Cezaevi’ne hemen nakletti.”
İşkence devlet politikasıdır
İşkenceye ilişkin sorumlulukları olan gardiyanlar ve cezaevi doktoru hakkında Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığı’na hem kendisinin hem de müvekkilinin suç duyurusunda bulunduğunu dile getiren Sert, suç duyurusu üzerinden bir yıl geçmesine rağmen savcılığın soruşturma açmadığını vurguladı. Doktorla ilgili Osmaniye Tabipler Odası’na başvurduklarını, ancak kendilerine herhangi bir cevap verilmediğini ifade eden Sert, cezaevinde işkencenin olağan hale getirildiğini söyledi. Sert, “İşkencenin devletin muhaliflere tavrının sonucu olduğunu düşünüyorum. İşkenceyi yapanlar hakkında bir işlem yapılmaması, işlemsiz bırakılması, zamanaşımına uğratılmaya bırakılmaya çalışılması iktidarın şiddet politikalarının sonucudur diye değerlendiriyorum ve bu sebepten müdahale edilmiyor” şeklinde konuştu.
75 yaşındaki hasta tutsak artık ailesini tanıyamıyor
RUKEN DEMİR / MA/İZMİR
Menemen R Tipi Cezaevi’nde tutulan 75 yaşındaki Ahmet Sılık’ın durumunun her geçen gün kötüye gittiğini belirten eşi Binefş Sılık, eşinin görüşüne gittiği esnada kendisini ve çocuklarını tanımadığını söyledi.
İzmir’in Bayraklı ilçesine bağlı Onur Mahallesi’nde ikamet eden ve 4 Kasım 2011’de “ihbar” olduğu iddiasıyla gözaltına alınan Ahmet Sılık, 8 Kasım 2011’de çıkarıldıkları mahkemece “Örgüte yardım ve yataklık” yaptıkları iddiasıyla tutuklandı. Yaklaşık bir yıl cezaevinde kaldıktan sonra 19 Ekim 2012’de tahliye edildi. 2 ay sonra kapatılan Diyarbakır 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen karar duruşmasında Sılık hakkında, “Örgüte yardım ve yataklık yapmak” iddiasıyla 6 yıl 6 ay 22 gün hapis cezası verildi. Sılık’a verilen ceza 21 Şubat 2017’de Yargıtay tarafından onandı. Sılık, 9 Mart 2018’de Onur Mahallesi’ndeki kıraathaneye giderken, yakalama kararı olduğu gerekçesiyle gözaltına alındı. Sılık, önce İzmir Adliyesi’ne oradan da Kırıklar 2 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevi’ne konuldu. Yaşadığı sağlık problemlerinden dolayı Menemen R Tipi Cezaevi’ne götürülen Sılık, kısmi felç, prostat, şeker, kalp ve yüksek tansiyon hastalıklarından tedavi görmeye başladı.
İki ameliyat geçirdi
Beyne giden damarları tıkandığı için iki ayrı ameliyat geçiren Sılık, ihtiyaçlarını kendi başına karşılayamayacak durumda. Adli Tıp Kurumunun (ATK) 16 Ekim 2018’de Sılık’a verdiği raporda; ”Hayatını yalnız idame ettiremeyeceği kesinleştirilmiş salınmasının toplum güvenliği bakımında tehlike oluşturup oluşturmayacağına değerlendirilmesini adli tıbbi dair bir konu olmadığı oy birliğiyle belgelenmiştir” denildi.
Eşini ve çocuklarını tanıyamadı
Sılık’ın eşi Binefş Sılık, 14 Ağustos’ta Menemen R Tipi Cezaevi’ne eşinin bayram görüşüne gittiğini belirterek, yaşadığı sağlık problemlerini anlattı. Eşi Sılık’ın durumunun her geçen gün kötüye gittiğini vurgulayan Sılık, şunları söyledi: ”Cezaevine gittik. Ahmet beni ve çocuklarını tanımadı. Ahmet’i yürüyemediği için tekerlekli sandalye ile yanıma getirdiler. Ahmet’in hafızası ile ilgili problem olduğunu fark ettim. Benimle konuşamıyordu. Tek başına hayatını idame ettiremediği için sakalını bile kesmemişti. Görüşe gittiğim zaman yarım saat bekleme odasına bekledim. Sonra gardiyanlar Ahmet’in odasında uyuduğunu ve yataktan kalkamadığını söylediler. 10 dakika geçtikten sonra Ahmet’i için tekerlekli sandalye ile yanıma getirdiler. Cezaevinde yaşayacak bir insan değildir.”
ATK raporuna rağmen
ATK’nin tek başına yaşamını idame ettiremez raporu olmasına rağmen eşi Sılık’ın cezaevinde başına gelecek olumsuz bir durumda Adalet Bakanlığı ve İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın sorumlu olduğunu söyledi. Sılık, ”Yetkililer biran önce gerekeni yapmalıdır. Daha ne kadar hasta tutukluların ölümüne göz yumulacak. Bütün hasta tutuklular cezaevinde ölünce mi bedenleri dışarıda özgür kalacak. Ahmet yaşamını tek başına idame ettiremiyor. Ahmet bir ölü gibi orada duruyor. Biran önce serbest bırakılmasını ya da cezasının evinde gözetim altında geçirmesini istiyoruz” diye konuştu. Sılık, eşi Sılık’ın durumuna ilişkin İnsan Hakları Derneği (İHD) İzmir Şubesi’ne başvuruda bulundu.