Ahmet Müslüm SADIOĞLU

İslam’da yoksulluk ve yoksulluğun önlenmesinde bireylerin sorumluluğu konularından daha fazla vurgulanan bir konu olmadığını söylemek yanlış olmaz. İslam anlayışında yoksulluğun önlenmesi görevi, mü’minler için her zaman aciliyet gerektirmektedir. İslam’a göre yoksulluk, sadece sosyal bir utanç vesilesi değil aynı zamanda insanı küfre sürükleyici nitelikte sakınılması gereken bir durumdur. Hz. Peygamber yoksulluğu küfre denk bir durum olarak tarif etmiştir. Aslında yoksulluğu ile baş başa bırakılan her Müslümanın küfre terk edildiği ya da küfür ile baş başa bırakıldığı düşünülürse bu konudaki ihmallerin ne denli bir facia olduğu daha iyi anlaşılacaktır. Başka bir ifadeyle yoksulluk nedeniyle İslam dairesinden çıkan bir kimsenin sorumluluğu kendisini Müslüman olarak niteleyen her bir bireyin omuzlarında durmaktadır. Bir toplumda yoksulluğun mevcut olması, İslamî kurallara riayet edilmediğine dair yeterli kanıt niteliğindedir.

Bu durum, zenginlerin gelir ve servetleri içerisinde yer alan toplumun bu imkânlardan yoksun diğer kesimlerine ait payları ödemediklerinin bir göstergesidir. Bu gün İslamiyet’i kabul ettiğini ifade eden ve İslam ülkesi olarak anılan birçok ülkede adaletsizlik ve az gelişmişliği maalesef görebilmekteyiz. Bu durum İslam’ın temel öğretilerini yansıtmaktan oldukça uzaktır.

Temel insan hakları konusunda eşitlikçi adalet talebi, meşru olarak karşılanırken, kamu hizmetlerinin yerine getirilmesinde ehliyet ve liyakat esas alındığından bu alanda eşitlikçi bir adalet isteği makul değildir.Çünkü bu alanda herkese, sahip olduğu ayrıcalıklı niteliklere göre dağılım yapmak bizzat adaletin gereğidir. Bunların yanında İslâm hukukuyla özdeşleşmiş bir kavram olan hakkaniyet düşüncesi üzerinden farklı bir adalet kategorisini ortaya koymak da mümkündür. Bu adalet türüne genellikle medeni kanun ve borçlar kanunu çerçevesindeki uygulamalarda rastlanır.

Bu bir hiyanettir ve zulümdür ama cahil toplum hakikatı bilmez. Çünkü zalim iktidarlar mazlum insanları dinle kandırmışlar. Yine aynı senaryo devam ediyor ve adaletsizlik ve hukuksuzluk yapıyorlar bu zulme dur deme zamanı gelmiştir.

Zulüm ve haksızlık yapanlar, dünyada, bu zulümlerine yardımcı olan bir takım bayağı kişiler bulabilirler. Zulümlerini de belli bir süre devam ettirmeleri mümkün olabilir. Fakat zulüm ebedî olmaz. Zâlimler, yaptıkları zulüm ve haksızlıkların cezasını Allah’ın huzurunda mutlaka görürler. Bu cezaya bazı kere dünyada da çarptırıldıkları olur. Onların bu hali başkalarına ibret olmaları içindir. Âhirette, hesabın görüleceği günde, zâlimlerin ne bir dostu, ne de Allah’ın huzurunda kendilerine şefaatçi olacak bir yardımcısı bulunacaktır. Zâlimle dost olmak ve zulmüne göz yummak da bir zulümdür. Fakat bu gün ki İslam, siyasi iktidarların elinde tüm zulmü yapıyor, ama hiç kimseden çıt çıkmıyor.

Bu da zulme razı olmak ve zulme çanak tutmaktır.