
Soma’daki işçi kıyımının birinci dereceden sorumlusu kuşkusuz bugünkü iktidardır. Olayın yaşanmasından sonra AKP Hükümeti ve çevresinin “Kader, Takdiri İlahi” gibi dini kavramlara sarılması ve sorumluluğu Allah’a yüklemeye çalışmaları bizleri böyle bir yazıyı yazmaya yöneltti.
İkinci önemli bir nokta ise Hükümet ve işveren çevrelerinin yaptıkları açıklamaların niteliğidir. Açıklamalar, işçi- işveren ilişkilerini değil, Allah-Kul ilişkisini ifade eder niteliktedir. Asıl sorun da işte buradan kaynaklanıyor.
Formül şu: Hükümet ve patronlar ilah, işçiler ise kul… Bu, kibir üzerine kurulmuş bir yalan düzenidir. Ne onlar ilah, ne de maden ocaklarında çalışan emekçiler onların kulu…
Açık ki bu ilişki esası üzerine kurulan sistem, imanın esaslarına terstir, ahlaksızlıktır, Allah’a şirk koşmaktır.
Hükümet, patron ve cemaat dini kavram ve argümanları dillerinden hiç düşürmüyor. Mesela Hz. Peygamberin hasır minderde yatıp kalktığını söyler, ancak kendileri milyonluk villalarda yatıp kalkar, israfta sınır tanımazlar. Yaptıkları bu israf, işçinin çalınan emeği, sigortası ve iş güvenliğidir. Bunlar da sadece cüzdan var, vicdan yok. Manevi değerleri ellerindeki meta değeridir. Bununla da daha çok hacca gider, gösteri namazlarına katılırlar. Bu ibadetlerden umdukları da daha çok “kul edinme”dir.
Bunların aşırılıkları karşısında Kuran şöyle diyor:
“İyilikte ve fenalıktan sakınmada yardımlaşın. Günah işlemek ve aşırı gitmekte yardımlaşmayın” (maide 2)
“Size Rab’binizden açık delil gelmiştir ki; artık ölçüyü-tartıyı tam yapın! İnsanların haklarını eksik vermeyin” (Araf-85)
“Bilsin ki insan için kendi çalışmasından başka bir şeyi yoktur. Ve çalışması da ileride görülecektir. Karşılığı tastamam verilecektir. (Necm 39-40-41)
“Çalıştırdığınız kimsenin ücretini henüz teri kurumadan veriniz” Hadis. (Heysemi mecmauz zevaid 4/ 97)
“Hiç kimse kendi elinin emeğinden daha temiz bir kazanç elde edemez.” (Ibni mace ticaret 1)
İslam’da çalışmak ibadet, çalışan ise muteber kişidir.
“Çocuklarının rızkını sağlamak veya anne babasının ihtiyacını karşılamak için evinden çıkan bir insan evine dönünceye kadar Allah yolundadır. Kimseye muhtaç olmamak, anne babasını, çoluk-çocuğunu başkalarına muhtaç ettirmemek için çalışmaya giden insanın her adımında sevap müjdelenmiştir”
“Üç kimse kıyamet gününde beni karşısında bulacaktır. Benim adımı kullanarak haksızlık eden, hür bir insanı satıp parasını yiyen, bir işçiyi çalıştırıp parasını vermeyen” (Hadisi kutsi buhari icare 12-15)
Allah’ın Resulü bir gün Muhaz’a “Ellerin niye nasırlaşmış?” Muhaz, Ey Allah’ın Resulü, elimde kazma toprakla meşgulüm ve bu sayede çocuklarımın rızkını kazanıyorum” diye cevap verir. Hz. Peygamber bütün işçilerin alnından öpercesine Muaz’ı alnından öptü ve ve “bu eli cehennem yakmaz” dedi.
Yukarıda zikretmeye çalıştığımız ayet ve hadislerden açıkça anlaşılacağı üzere İslam dini emeğe ve emeğin sahiplerine özel bir önem atfetmektedir. Peygamber Efendimizin vefatından sonra emek geri plana itilmiş, emekçi hakları cahiliye dönemindeki gibi geriye götürülmüştür.
Bu çevreler, kapitalist sistem paralelinde gelişen işçi ve emekçi organizasyonları “hak arayan” kuruluşlar değil, “küffar sistemler” olarak değerlendirilmiş, emekçilerin din bazında tepkilerinin oluşmasına neden olmuşlardır. Ve böylece zulüm ve baskı düzenlerinin oluşmasına destek olmuşlardır.
Geçen gün gazetenin birinde bir haber vardı. Soma patronunun 52 katlı gökdeleninde en ucuz dairenin 1 milyon 350 bin dolar olduğu söyleniyordu. 2 bin metre yerin dibinde kömür tozlarını yutarak çalışan bir emekçinin aldığı aylık ise 950 lira. Yani aşağı yukarı 395 Dolar. Yani bir işçi yemeden içmeden 3.418 ay (285 yıl) çalıştığında ancak böyle bir daire alabiliyor. Bunun neresi helal para? Açık ki bu büyük bir sömürü ve zulümdür.
Bu zulme, bu sınırsız sömürüye karşı çıkmanın neresi küfür? Tam tersine bu haksızlık, bu haksız düzene karşı çıkmamak İslam karşıtı bir tutum olarak görülmelidir.
“Allah rızık verirken kiminizi bir diğerinden üstün tutmuştur. Üstün kılınanlar himayeleri altında çalışanların rızkını vermezler. Oysa rızkta (temel ihtiyaçların karşılanmasında) hepsi eşittir. Bunlar Allah’ın nimetlerini bile bile inkar mı ediyorlar?” (Nahl-71)
İslam’ın ilk dönemlerinde bizzat Allah’ın Resulü tarafından işçi-emekçi hakkının korunması için bu günkü işçi sendikası ve işçi mahkemeleri vazifesini gören “Hisbe” adı verilen bir kurum oluşturulmuştur.
Hisbe kurumu, kötülük ve haksızlıklara müdahale etmek, emekçinin zorunlu ihtiyaçlarını karşılamak, üretilen malların aracı olmadan ucuz olarak halkın eline ulaşmasını sağlamak, esnaf ve ticaret erbabını kontrol etmek, işçi ve işveren arasındaki sorunları çözmek amacıyla kurulmuştu.
Hisbe kurumu birçok olay hakkında emsal kararlar vermiştir. Yerin çok altında veya yerden çok yüksekte işçi çalıştırdığı halde güvenlik tedbirlerini almayan işverenler kazaya sebebiyet verdiklerinde sorumlu tutulmuşlardır. Kaza sonucunda ölüm meydana gelmişse işverenin kusur derecesine göre (kasten veya tedbirsizlik) kısas veya tazminat öngörülmüştür.
Hz. Ömer bizzat bu kurumun içinde yer almış, görev yürütmüştür. Hz. Ömer bir uygulamasında daha da ileriye giderek fazla yük yüklenen devenin hakkını bile korumuştur. Mesela devesine fazla yük yükleyen bir deve sahibini para cezasına çarptırmıştır. (Ibnul uhuvve muhammed bin ahmet el kurasi 5. 279/ 1329)
İslam dini namazdan hemen sonra çalışmayı emretmiştir. İşte ölen veya öldürülen kişi ibadette ölmüş gibi biri olarak değerlendirilmiştir. Buna karşılık iş ve işçi güvenliğini almayanlara da dini ve ictimai sorumluluklar yüklemiştir.
“Yanlışlıkla bir mümini öldüren kimsenin bir köle azat etmesi ve ölenin ailesine teslim edilecek bir diyet vermesi gereklidir” (Nisa 92)
Soma’da yaşamını yitirenler için kader denilmiş, alana sarıklı cübbeli kişiler sevk edilmiştir. Kuran’da böyle bir kader tanımı yoktur. İşçileri tedbir almadan yerin 2000 metre derinine göndereceksin. Onlar orada can verecek ve sen bu suçu Allah’a yüklercesine “kader” diyeceksin! İslam dininin böyle bir kader anlayışı yoktur. Bu düpedüz İslam’a, İslam dinine iftiradır.
“İşte azıp (kibir) dünya hayatını tercih edenin varacağı yer cehennemdir” (Naziat 37-38-39)
Bu vesileyle Soma’da hayatını kaybeden işçi-emekçi kardeşlerimize Allahtan rahmet, ailelerine sabırlar diliyorum.
Allah’ın selamı mazlumların ve Müslümanların üzerine olsun.