Boris Jonhson (solda), David Davis (ortada) ve Britanya Savunma Sekreteri Gavin Williamson... (Foto/AFP)[/caption]
Dominic Raab ise, AB ile müzakereleri yürüten Brexit Bakanı David Davis’in yerine geldi. Yerleri boşalanların yerine de yine desteğini aldığı isimleri koydu. Sağlık Bakanlığı’na Kültür Bakanı Matt Hancock getirildi. Yeni Dışişleri Bakanı Hunt’in ilk açıklaması, Brexit sürecinde May’in planına tam destek vereceğini yönünde oldu ki zaten öyle olmasaydı May tarafından bu göreve atanmazdı.
Kamuoyu yanıltıldı
Bu istifalara zemin hazırlayan ve tetikleyen mesele, ülkenin iki yıldır cebelleştiği ancak işin içinden çıkamadığı AB’den çıkış kararı. Yaklaşık 2 sene önce İngiltere’nin AB’den çıkmasını öngören referandumda (‘Brexit’ diye ifade ediliyor) yüzde 52 gibi bir çoğunluk, AB’den çıkış yönünde oy kullanmıştı. Referandumun ertesi gününden bugüne dek, gerek Meclis’te gerekse sivil mecrada, AB yanlısı protestolar ise hiç durmadı.
AB’e karşıt kesimin referandum sürecinde iyi bir kampanya yürüterek hatta halkı yanıltarak, çoğunluğu aldığı söylenebilir. AB karşıtı kampanyada, AB üyeliğinin göçmenlerin İngiltere’ye gelerek İngilizlerin işlerini ellerinden aldığı ve AB’ye gereksiz yere bir sürü ödeme yapılmasıyla İngiltere’nin ekonomisini zayıflattığı yalanları fazlasıyla kullanıldı.
Kimse, AB’den çıkışın çoğunluk çıkabileceğini tahmin edemedi. Yalanlar işe yaradı ve az farkla karşıtlar kazandı. Referandum sonucunun meşruluğu bir çok kesim tarafından halen daha kabul görülmeyip, ikinci bir referandum önerisi gündemden hiç düşmemesine rağmen bir şekilde bu öneri hep engellendi.
650 vekilli Meclis’in 500’ü, AB’de kalınmasını istiyordu halbuki. Brexit’in mimarları verdikleri sözler konusunda bile yan çizmeye başladı. Brexit’e oy verenler arasında pişman olanların sayıları gittikçe artıyor çünkü referandum sonrası ortaya çıkan tablo içler acısı.
Tablo beklendiği gibi olmadı
Referandumdan sonra yüzlerce ırkçı olay ve saldırı yaşandı. Yabancı şirketler işçi alımını durdurdu. Yine bazı yabancı şirketler tası tarağı toplayıp Britanya’dan gitmeyi ciddi ciddi düşünüyor. Büyük araba ve uçak yapımı şirketler, İngiltere’de yatırım planlarını dondurdu. Sterlin, dünya piyasasında çok zayıfladı. İskoçya ise bağımsızlığa her zamankinden çok daha yakın çünkü İskoçya’nın büyük bir çoğunluğu AB’de kalmak istiyor.
Kuzey İrlanda ile barış tehlikede. Binlerce sağlık çalışanı AB vatandaşı olduğu için kimi ülkesine geri döndü, kimi dönme planları yapıyor. Ki bu, sağlık servisinde önemli bir çalışan açığını beraberinde getireceği anlamına geliyor. Tüm bu felaketler silsilesinin, henüz AB’den çıkış sürecinde gerçekleştiğini ifade edelim. Çıkınca kim bilir daha neler olacak.
En büyük vurgunu Muhafazakarlar yedi
En büyük vurgunu da Muhafazakar Parti yedi. Son 2 yıldır Muhafazakar Parti içerisinde AB konusunda 3 farklı grup oluşmaya başladı. Bir grup AB üyeliğini destekliyor, bir grup AB’den yumuşak çıkışı destekliyor, diğer bir grup ise bu iki gündür istifa edenler gibi sert çıkışı destekliyor. Yakın bir zamana dek, yani bir iki hafta öncesine kadar Theresa May’in de sert bir çıkışı desteklediğini söylemek mümkün.
Sert çıkış demek AB’nin dikte ettiklerine resti çekip kendi istedikleri kuralları dayatmak demek. Yani AB’nin bu dayatmalara karşı sert tavırlarını korumasından ötürü, İngiltere’nin hiçbir ticari ve hukuki anlaşma yapmadan AB’den çıkabileceği ihtimalini güçlendirmek demek. Ki bu May’i artık çok korkuttu. Geri adım atmak zorunda kaldı.
May, AB vatandaşlarının İngiltere’de serbest dolaşım hakkının tanınması gibi kırmızı çizgilerini aşmadan bazı konularda esnekleşebileceğini geçtiğimiz hafta açıklamıştı ve buna saygı göstermeyecek kişilerin görevlerine son verileceği imasında bulunmuştu.
May’in bu imalarda bulunduğu kişilerin başında Boris Johnson geliyordu.
Hatta Johnson’un istifa etmeyi düşündüğü ancak eski Başbakan David Cameron’ın (Johnson ve Cameron Oxford’da birlikte okumuş eski arkadaşlardır aynı zamanda) Johnson’ı istifa etmemesi için ikna etmeye çalıştığı haberi yine iki gün önce basına sızmıştı. Sızıntılar doğruymuş. Nihayetinde Boris Johnson, duygusal bir mektupla istifasını verdi.
May, Johnson’un gitmesinden memnun
İngiltere Başbakanı Theresa May özellikle Johnson’un istifasından memnun aslında. Neticede Dışişleri Bakanı Boris Johnson, Başbakanlık koltuğuna göz dikmiş bir numaralı rakibiydi. Rakibini elemiş oldu.
May’in daha aylar öncesinde Johnson’u her an görevden alacağına kesin gözüyle bakıyordu ama Johnson’ın arkası oldukça sağlam. Üst sınıf İngiliz ailesinden olup Oxford mezunu Johnson’ın, Muhafazakar Parti çevresinden önde gelen işverenler arasında desteği azımsanmayacak düzeyde. May’in Johnson’u görevden alması May’i kötü bir pozisyona sokacaktı.
Bu yüzden dişlerini sıka sıka Johnson’a bugüne dek katlandı. Zamanlar May, daha zayıf halkaları korku salarak kendi tarafına çekerek, çoğunluğun kendi yanında durmasını zaman içerisinde sağladı ve Johnson’ı istifa etmeye mecbur bıraktı. AB’den çıkış kampanyasının başında olup ve sert bir çıkışı destekleyen Çevre Bakanı Michael Gove gibi yan çizenler de oldu. Kendisinin istifa etmeyi düşünmediğini ve May’in planının yüzde 100 desteklediğini açıkladı. “May, Johnson’ı kaybetti ama Brexit isyankarlarını bastırmasını bildi ama şimdilik“ şeklinde sunuldu istifa haberleri. Yani şimdilik.
May’i destekleyenler ve May’i koltuk sevdalısı olarak değerlendirip yerden yere vuranlar şeklinde kamuoyu ve basını ikiye bölündü. Yeni sarsıntılar geçirmeyeceği anlamına gelmiyor. May’in bu çok tartışılan planında hayati hiçbir konu henüz yok. Ama istifalardan AB liderleri memnun. Hem Davis hem de Johnson, İngiltere ile sağlıklı bir ayrılığı engelleyecek isimlerin başındaydı.
May AB’ye karşı top koşturabilir ama...
Hükümet parti içerisinde peş peşe gelen bakan istifaları hükümetin meşruluğunu ve istikrarlı duruşunu elbette ki sorgulatmaya başladı. Son iki yılda hep istifa edenlerin hem de görevden alınan bakanların sayısı 8’i buldu. AB’den çıkış gibi bir süreci baltalayacağı inancı olmasaydı erken bir seçim çok muhtemel görünürdü. Erken seçim olması durumunda da ana muhalefet parti olan İşçi Partisi’nin büyük bir başarı elde edeceğine kesin gözüyle bakılıyor. Ama belirtelim Jeremy Corbyn seviliyor ama ciddi bir kesim tarafından güvenilmiyor.
Bir çoğunun korkusu İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn’in Avrupa’da dişini gösterebilecek ve AB liderlerine kafa tutacak iradede ve güçte bir lider olmadığı endişesi ki, aslında tamamen yanlış bir tespit. AB’den Süreci May’den daha kötü yürütecek bir lider olamazdı. Referandumun üzerinden iki yıl geçmesine rağmen May’in elde ettiği somut bir sonuç yok. Corbyn’e şüpheli gözlerle bakılmasının sebebi Corbyn’in sosyalist düşünceleri. Sosyalist ideolojinin ülkeyi ekonomik ve uluslararası ilişkiler konusunda zayıf tutacağına inanılıyor. Amma velakin özellikle son 6 aydır Başbakan Theresa May’in yavaş yavaş kendi adamlarıyla kabineyi donattığını söyleyebiliriz.
Artık saha tamamen May’in ve oyuncu kadrosu ise tastamam. Yani AB’ye karşı istediği gibi top koşturabilir. Ancak kadrosunun tam olması, May’in AB ile yaptığı maçı kazanacağı anlamına gelmiyor. İşler şimdi daha karışık
Britanya’da AB’den ayrılığı getiren referandumun ardından en büyük vurgunu Muhafazakar Parti yedi. Son 2 yıldır Parti içerisinde AB konusunda 3 farklı grup oluşmaya başladı. Bir grup AB üyeliğini istiyor, bir grup AB’den yumuşak çıkışı destekliyor, diğer bir grup ise istifa edenler gibi sert çıkış yanlısı.
ÖZLEM GALİP
HABER/ANALİZ
İngiltere Parlamentosu 3 gündür büyük bir krizin içinde. Aslında 2 yıldır bir krizin içinde olduğunu söylemek mümkün ama son 3 gündür bu kriz, tavan yaptı.
Pazartesi günü, Başbakan Theresa May’in AB’den ayrılma politikalarını fazla yumuşak olduğunu düşünen Brexit Bakanı David Davis ve yardımcıları görevlerinden istifa etmişti. Ardından Londra eski Belediye Başkanı ve İngiltere Dış İşleri Bakanı Boris Johnson’ın istifası geldi. Ki, Johnson’ın istifası, Davis’e göre daha büyük bir ses getirdi.
Oylamanın sonucunu bile beklemedi
Theresa May’in yeni Brexit planının oylamaya sunulacağı, Parlamento konuşmasından çok kısa bir süre öncesinde açıklandı Johnson’ın istifası. Johnson, oylamada May’in planlamasının çoğunluk alarak kabul olacağını biliyordu.
Bu yüzden oylama sonucunu bile beklemedi. Başbakanlık Ofisi’nden yapılan açıklamada, Johnson’a hizmetlerinden dolayı teşekkür edildi. Yeni bakanların atanması ise bir kaç saatte gerçekleşti bile. Sağlık Bakanı Jeremy Hunt -ki kendisi sağlık servisine yönelik kesintilerin arkasında durmakla ve AB’de kalınmasını destekleyen kampanyada yer almakla bilinir- yeni Dış İşleri Bakanı oldu.
[caption id="attachment_118780" align="alignleft" width="302"]
Boris Jonhson (solda), David Davis (ortada) ve Britanya Savunma Sekreteri Gavin Williamson... (Foto/AFP)[/caption]
Dominic Raab ise, AB ile müzakereleri yürüten Brexit Bakanı David Davis’in yerine geldi. Yerleri boşalanların yerine de yine desteğini aldığı isimleri koydu. Sağlık Bakanlığı’na Kültür Bakanı Matt Hancock getirildi. Yeni Dışişleri Bakanı Hunt’in ilk açıklaması, Brexit sürecinde May’in planına tam destek vereceğini yönünde oldu ki zaten öyle olmasaydı May tarafından bu göreve atanmazdı.
Kamuoyu yanıltıldı
Bu istifalara zemin hazırlayan ve tetikleyen mesele, ülkenin iki yıldır cebelleştiği ancak işin içinden çıkamadığı AB’den çıkış kararı. Yaklaşık 2 sene önce İngiltere’nin AB’den çıkmasını öngören referandumda (‘Brexit’ diye ifade ediliyor) yüzde 52 gibi bir çoğunluk, AB’den çıkış yönünde oy kullanmıştı. Referandumun ertesi gününden bugüne dek, gerek Meclis’te gerekse sivil mecrada, AB yanlısı protestolar ise hiç durmadı.
AB’e karşıt kesimin referandum sürecinde iyi bir kampanya yürüterek hatta halkı yanıltarak, çoğunluğu aldığı söylenebilir. AB karşıtı kampanyada, AB üyeliğinin göçmenlerin İngiltere’ye gelerek İngilizlerin işlerini ellerinden aldığı ve AB’ye gereksiz yere bir sürü ödeme yapılmasıyla İngiltere’nin ekonomisini zayıflattığı yalanları fazlasıyla kullanıldı.
Kimse, AB’den çıkışın çoğunluk çıkabileceğini tahmin edemedi. Yalanlar işe yaradı ve az farkla karşıtlar kazandı. Referandum sonucunun meşruluğu bir çok kesim tarafından halen daha kabul görülmeyip, ikinci bir referandum önerisi gündemden hiç düşmemesine rağmen bir şekilde bu öneri hep engellendi.
650 vekilli Meclis’in 500’ü, AB’de kalınmasını istiyordu halbuki. Brexit’in mimarları verdikleri sözler konusunda bile yan çizmeye başladı. Brexit’e oy verenler arasında pişman olanların sayıları gittikçe artıyor çünkü referandum sonrası ortaya çıkan tablo içler acısı.
Tablo beklendiği gibi olmadı
Referandumdan sonra yüzlerce ırkçı olay ve saldırı yaşandı. Yabancı şirketler işçi alımını durdurdu. Yine bazı yabancı şirketler tası tarağı toplayıp Britanya’dan gitmeyi ciddi ciddi düşünüyor. Büyük araba ve uçak yapımı şirketler, İngiltere’de yatırım planlarını dondurdu. Sterlin, dünya piyasasında çok zayıfladı. İskoçya ise bağımsızlığa her zamankinden çok daha yakın çünkü İskoçya’nın büyük bir çoğunluğu AB’de kalmak istiyor.
Kuzey İrlanda ile barış tehlikede. Binlerce sağlık çalışanı AB vatandaşı olduğu için kimi ülkesine geri döndü, kimi dönme planları yapıyor. Ki bu, sağlık servisinde önemli bir çalışan açığını beraberinde getireceği anlamına geliyor. Tüm bu felaketler silsilesinin, henüz AB’den çıkış sürecinde gerçekleştiğini ifade edelim. Çıkınca kim bilir daha neler olacak.
En büyük vurgunu Muhafazakarlar yedi
En büyük vurgunu da Muhafazakar Parti yedi. Son 2 yıldır Muhafazakar Parti içerisinde AB konusunda 3 farklı grup oluşmaya başladı. Bir grup AB üyeliğini destekliyor, bir grup AB’den yumuşak çıkışı destekliyor, diğer bir grup ise bu iki gündür istifa edenler gibi sert çıkışı destekliyor. Yakın bir zamana dek, yani bir iki hafta öncesine kadar Theresa May’in de sert bir çıkışı desteklediğini söylemek mümkün.
Sert çıkış demek AB’nin dikte ettiklerine resti çekip kendi istedikleri kuralları dayatmak demek. Yani AB’nin bu dayatmalara karşı sert tavırlarını korumasından ötürü, İngiltere’nin hiçbir ticari ve hukuki anlaşma yapmadan AB’den çıkabileceği ihtimalini güçlendirmek demek. Ki bu May’i artık çok korkuttu. Geri adım atmak zorunda kaldı.
May, AB vatandaşlarının İngiltere’de serbest dolaşım hakkının tanınması gibi kırmızı çizgilerini aşmadan bazı konularda esnekleşebileceğini geçtiğimiz hafta açıklamıştı ve buna saygı göstermeyecek kişilerin görevlerine son verileceği imasında bulunmuştu.
May’in bu imalarda bulunduğu kişilerin başında Boris Johnson geliyordu.
Hatta Johnson’un istifa etmeyi düşündüğü ancak eski Başbakan David Cameron’ın (Johnson ve Cameron Oxford’da birlikte okumuş eski arkadaşlardır aynı zamanda) Johnson’ı istifa etmemesi için ikna etmeye çalıştığı haberi yine iki gün önce basına sızmıştı. Sızıntılar doğruymuş. Nihayetinde Boris Johnson, duygusal bir mektupla istifasını verdi.
May, Johnson’un gitmesinden memnun
İngiltere Başbakanı Theresa May özellikle Johnson’un istifasından memnun aslında. Neticede Dışişleri Bakanı Boris Johnson, Başbakanlık koltuğuna göz dikmiş bir numaralı rakibiydi. Rakibini elemiş oldu.
May’in daha aylar öncesinde Johnson’u her an görevden alacağına kesin gözüyle bakıyordu ama Johnson’ın arkası oldukça sağlam. Üst sınıf İngiliz ailesinden olup Oxford mezunu Johnson’ın, Muhafazakar Parti çevresinden önde gelen işverenler arasında desteği azımsanmayacak düzeyde. May’in Johnson’u görevden alması May’i kötü bir pozisyona sokacaktı.
Bu yüzden dişlerini sıka sıka Johnson’a bugüne dek katlandı. Zamanlar May, daha zayıf halkaları korku salarak kendi tarafına çekerek, çoğunluğun kendi yanında durmasını zaman içerisinde sağladı ve Johnson’ı istifa etmeye mecbur bıraktı. AB’den çıkış kampanyasının başında olup ve sert bir çıkışı destekleyen Çevre Bakanı Michael Gove gibi yan çizenler de oldu. Kendisinin istifa etmeyi düşünmediğini ve May’in planının yüzde 100 desteklediğini açıkladı. “May, Johnson’ı kaybetti ama Brexit isyankarlarını bastırmasını bildi ama şimdilik“ şeklinde sunuldu istifa haberleri. Yani şimdilik.
May’i destekleyenler ve May’i koltuk sevdalısı olarak değerlendirip yerden yere vuranlar şeklinde kamuoyu ve basını ikiye bölündü. Yeni sarsıntılar geçirmeyeceği anlamına gelmiyor. May’in bu çok tartışılan planında hayati hiçbir konu henüz yok. Ama istifalardan AB liderleri memnun. Hem Davis hem de Johnson, İngiltere ile sağlıklı bir ayrılığı engelleyecek isimlerin başındaydı.
May AB’ye karşı top koşturabilir ama...
Hükümet parti içerisinde peş peşe gelen bakan istifaları hükümetin meşruluğunu ve istikrarlı duruşunu elbette ki sorgulatmaya başladı. Son iki yılda hep istifa edenlerin hem de görevden alınan bakanların sayısı 8’i buldu. AB’den çıkış gibi bir süreci baltalayacağı inancı olmasaydı erken bir seçim çok muhtemel görünürdü. Erken seçim olması durumunda da ana muhalefet parti olan İşçi Partisi’nin büyük bir başarı elde edeceğine kesin gözüyle bakılıyor. Ama belirtelim Jeremy Corbyn seviliyor ama ciddi bir kesim tarafından güvenilmiyor.
Bir çoğunun korkusu İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn’in Avrupa’da dişini gösterebilecek ve AB liderlerine kafa tutacak iradede ve güçte bir lider olmadığı endişesi ki, aslında tamamen yanlış bir tespit. AB’den Süreci May’den daha kötü yürütecek bir lider olamazdı. Referandumun üzerinden iki yıl geçmesine rağmen May’in elde ettiği somut bir sonuç yok. Corbyn’e şüpheli gözlerle bakılmasının sebebi Corbyn’in sosyalist düşünceleri. Sosyalist ideolojinin ülkeyi ekonomik ve uluslararası ilişkiler konusunda zayıf tutacağına inanılıyor. Amma velakin özellikle son 6 aydır Başbakan Theresa May’in yavaş yavaş kendi adamlarıyla kabineyi donattığını söyleyebiliriz.
Artık saha tamamen May’in ve oyuncu kadrosu ise tastamam. Yani AB’ye karşı istediği gibi top koşturabilir. Ancak kadrosunun tam olması, May’in AB ile yaptığı maçı kazanacağı anlamına gelmiyor.
Boris Jonhson (solda), David Davis (ortada) ve Britanya Savunma Sekreteri Gavin Williamson... (Foto/AFP)[/caption]
Dominic Raab ise, AB ile müzakereleri yürüten Brexit Bakanı David Davis’in yerine geldi. Yerleri boşalanların yerine de yine desteğini aldığı isimleri koydu. Sağlık Bakanlığı’na Kültür Bakanı Matt Hancock getirildi. Yeni Dışişleri Bakanı Hunt’in ilk açıklaması, Brexit sürecinde May’in planına tam destek vereceğini yönünde oldu ki zaten öyle olmasaydı May tarafından bu göreve atanmazdı.
Kamuoyu yanıltıldı
Bu istifalara zemin hazırlayan ve tetikleyen mesele, ülkenin iki yıldır cebelleştiği ancak işin içinden çıkamadığı AB’den çıkış kararı. Yaklaşık 2 sene önce İngiltere’nin AB’den çıkmasını öngören referandumda (‘Brexit’ diye ifade ediliyor) yüzde 52 gibi bir çoğunluk, AB’den çıkış yönünde oy kullanmıştı. Referandumun ertesi gününden bugüne dek, gerek Meclis’te gerekse sivil mecrada, AB yanlısı protestolar ise hiç durmadı.
AB’e karşıt kesimin referandum sürecinde iyi bir kampanya yürüterek hatta halkı yanıltarak, çoğunluğu aldığı söylenebilir. AB karşıtı kampanyada, AB üyeliğinin göçmenlerin İngiltere’ye gelerek İngilizlerin işlerini ellerinden aldığı ve AB’ye gereksiz yere bir sürü ödeme yapılmasıyla İngiltere’nin ekonomisini zayıflattığı yalanları fazlasıyla kullanıldı.
Kimse, AB’den çıkışın çoğunluk çıkabileceğini tahmin edemedi. Yalanlar işe yaradı ve az farkla karşıtlar kazandı. Referandum sonucunun meşruluğu bir çok kesim tarafından halen daha kabul görülmeyip, ikinci bir referandum önerisi gündemden hiç düşmemesine rağmen bir şekilde bu öneri hep engellendi.
650 vekilli Meclis’in 500’ü, AB’de kalınmasını istiyordu halbuki. Brexit’in mimarları verdikleri sözler konusunda bile yan çizmeye başladı. Brexit’e oy verenler arasında pişman olanların sayıları gittikçe artıyor çünkü referandum sonrası ortaya çıkan tablo içler acısı.
Tablo beklendiği gibi olmadı
Referandumdan sonra yüzlerce ırkçı olay ve saldırı yaşandı. Yabancı şirketler işçi alımını durdurdu. Yine bazı yabancı şirketler tası tarağı toplayıp Britanya’dan gitmeyi ciddi ciddi düşünüyor. Büyük araba ve uçak yapımı şirketler, İngiltere’de yatırım planlarını dondurdu. Sterlin, dünya piyasasında çok zayıfladı. İskoçya ise bağımsızlığa her zamankinden çok daha yakın çünkü İskoçya’nın büyük bir çoğunluğu AB’de kalmak istiyor.
Kuzey İrlanda ile barış tehlikede. Binlerce sağlık çalışanı AB vatandaşı olduğu için kimi ülkesine geri döndü, kimi dönme planları yapıyor. Ki bu, sağlık servisinde önemli bir çalışan açığını beraberinde getireceği anlamına geliyor. Tüm bu felaketler silsilesinin, henüz AB’den çıkış sürecinde gerçekleştiğini ifade edelim. Çıkınca kim bilir daha neler olacak.
En büyük vurgunu Muhafazakarlar yedi
En büyük vurgunu da Muhafazakar Parti yedi. Son 2 yıldır Muhafazakar Parti içerisinde AB konusunda 3 farklı grup oluşmaya başladı. Bir grup AB üyeliğini destekliyor, bir grup AB’den yumuşak çıkışı destekliyor, diğer bir grup ise bu iki gündür istifa edenler gibi sert çıkışı destekliyor. Yakın bir zamana dek, yani bir iki hafta öncesine kadar Theresa May’in de sert bir çıkışı desteklediğini söylemek mümkün.
Sert çıkış demek AB’nin dikte ettiklerine resti çekip kendi istedikleri kuralları dayatmak demek. Yani AB’nin bu dayatmalara karşı sert tavırlarını korumasından ötürü, İngiltere’nin hiçbir ticari ve hukuki anlaşma yapmadan AB’den çıkabileceği ihtimalini güçlendirmek demek. Ki bu May’i artık çok korkuttu. Geri adım atmak zorunda kaldı.
May, AB vatandaşlarının İngiltere’de serbest dolaşım hakkının tanınması gibi kırmızı çizgilerini aşmadan bazı konularda esnekleşebileceğini geçtiğimiz hafta açıklamıştı ve buna saygı göstermeyecek kişilerin görevlerine son verileceği imasında bulunmuştu.
May’in bu imalarda bulunduğu kişilerin başında Boris Johnson geliyordu.
Hatta Johnson’un istifa etmeyi düşündüğü ancak eski Başbakan David Cameron’ın (Johnson ve Cameron Oxford’da birlikte okumuş eski arkadaşlardır aynı zamanda) Johnson’ı istifa etmemesi için ikna etmeye çalıştığı haberi yine iki gün önce basına sızmıştı. Sızıntılar doğruymuş. Nihayetinde Boris Johnson, duygusal bir mektupla istifasını verdi.
May, Johnson’un gitmesinden memnun
İngiltere Başbakanı Theresa May özellikle Johnson’un istifasından memnun aslında. Neticede Dışişleri Bakanı Boris Johnson, Başbakanlık koltuğuna göz dikmiş bir numaralı rakibiydi. Rakibini elemiş oldu.
May’in daha aylar öncesinde Johnson’u her an görevden alacağına kesin gözüyle bakıyordu ama Johnson’ın arkası oldukça sağlam. Üst sınıf İngiliz ailesinden olup Oxford mezunu Johnson’ın, Muhafazakar Parti çevresinden önde gelen işverenler arasında desteği azımsanmayacak düzeyde. May’in Johnson’u görevden alması May’i kötü bir pozisyona sokacaktı.
Bu yüzden dişlerini sıka sıka Johnson’a bugüne dek katlandı. Zamanlar May, daha zayıf halkaları korku salarak kendi tarafına çekerek, çoğunluğun kendi yanında durmasını zaman içerisinde sağladı ve Johnson’ı istifa etmeye mecbur bıraktı. AB’den çıkış kampanyasının başında olup ve sert bir çıkışı destekleyen Çevre Bakanı Michael Gove gibi yan çizenler de oldu. Kendisinin istifa etmeyi düşünmediğini ve May’in planının yüzde 100 desteklediğini açıkladı. “May, Johnson’ı kaybetti ama Brexit isyankarlarını bastırmasını bildi ama şimdilik“ şeklinde sunuldu istifa haberleri. Yani şimdilik.
May’i destekleyenler ve May’i koltuk sevdalısı olarak değerlendirip yerden yere vuranlar şeklinde kamuoyu ve basını ikiye bölündü. Yeni sarsıntılar geçirmeyeceği anlamına gelmiyor. May’in bu çok tartışılan planında hayati hiçbir konu henüz yok. Ama istifalardan AB liderleri memnun. Hem Davis hem de Johnson, İngiltere ile sağlıklı bir ayrılığı engelleyecek isimlerin başındaydı.
May AB’ye karşı top koşturabilir ama...
Hükümet parti içerisinde peş peşe gelen bakan istifaları hükümetin meşruluğunu ve istikrarlı duruşunu elbette ki sorgulatmaya başladı. Son iki yılda hep istifa edenlerin hem de görevden alınan bakanların sayısı 8’i buldu. AB’den çıkış gibi bir süreci baltalayacağı inancı olmasaydı erken bir seçim çok muhtemel görünürdü. Erken seçim olması durumunda da ana muhalefet parti olan İşçi Partisi’nin büyük bir başarı elde edeceğine kesin gözüyle bakılıyor. Ama belirtelim Jeremy Corbyn seviliyor ama ciddi bir kesim tarafından güvenilmiyor.
Bir çoğunun korkusu İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn’in Avrupa’da dişini gösterebilecek ve AB liderlerine kafa tutacak iradede ve güçte bir lider olmadığı endişesi ki, aslında tamamen yanlış bir tespit. AB’den Süreci May’den daha kötü yürütecek bir lider olamazdı. Referandumun üzerinden iki yıl geçmesine rağmen May’in elde ettiği somut bir sonuç yok. Corbyn’e şüpheli gözlerle bakılmasının sebebi Corbyn’in sosyalist düşünceleri. Sosyalist ideolojinin ülkeyi ekonomik ve uluslararası ilişkiler konusunda zayıf tutacağına inanılıyor. Amma velakin özellikle son 6 aydır Başbakan Theresa May’in yavaş yavaş kendi adamlarıyla kabineyi donattığını söyleyebiliriz.
Artık saha tamamen May’in ve oyuncu kadrosu ise tastamam. Yani AB’ye karşı istediği gibi top koşturabilir. Ancak kadrosunun tam olması, May’in AB ile yaptığı maçı kazanacağı anlamına gelmiyor.