AKP yöneticileri yıllardır hükümetleri döneminde ortaya çıkan nispi ekonomik büyüme ve Kürt sorununda vaat ettikleri potansiyel çözümle övünürlerdi ki bu iki konu gerçekten de gerek iç kamuoyunda gerekse de uluslararası kamuoyunda AKP hükümetlerine ciddi manada saygınlık kazandırmıştı.
Ancak günümüzde yaşadıklarımız her iki konuya da AKP hükümetlerinin ve özellikle Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın samimiyetsiz ve günlük çıkarı esas alan bir tarzla yaklaştığını ortaya koymaktadır.
Kürt sorununun barışçıl çözümünde IŞİD’le iş tutup baltayı taşa vuran AKP ve Tayyip Erdoğan, en ucuz milliyetçi söylemlerle kendi yanlışlarını manipüle edip; gelinen noktanın sorumluluğunu barışçıl çözüm için hiçbir fedakarlıktan kaçınmamış olan Kürt tarafına yıkmaya çalışmakta.
Son otuz yıldır iç barışı sağlayamayanların ilk elden sarıldıkları şey istisnasız "milliyetçilik" hamaseti ile "iç ve dış düşmanlar" yalanı olmuştur! AKP ve Tayyip Erdoğan da aynı yola başvurmuş, geldiğimiz noktada ekonomik ve siyasal istikrarsızlığı aynı ucuz hamasetle geçiştirmeye çalışmaktadırlar.
İşler kötü mü gidiyor? Yapılacak iş basit; Hemen hamasete sarıl, iç ve dış düşman uydur!
İç düşmanların bin yıldır birlikte yaşamakla övündüğün bu coğrafyanın kadim inançları ve halkları, dış düşmanların ise NATO’da AB’de birlikte çalıştığın uluslararası platformlarda müttefikim dediğin ülkeler!
Ortalama Türk vatandaşının durumunu varın siz düşünün; kendinden bile kuşkuya düşer insan! Tam bir şizofrenik yarılma. Her taraf iç düşmanla çevrilmiş, toplumun bir yarısı diğer yarısı ile savaş halinde. Herkes iç düşman olabilir; komşun, iş arkadaşın, kim varsa...
Düşünün ki bir toplum onu yönetenler tarafından bizzat bilerek ve isteyerek psikopat haline getiriliyor. Sağlıklı insanların mutlu ülkesi yerine; şizofrene yakın hastalıklı mutsuz insanların ülkesi bilerek ve isteyerek inşa ediliyor.
Niye? Çünkü böyle daha kolay kandırılıp oyları alınabiliyor; biraz dinsellik sosuna batırılmış milliyetçilik bu ülkede hala en kolay oy alabilme yöntemi olarak öne çıkıyor. En ucuz arabesk filmler bu durumun yanında bilim kurgu gibi kalır…
Ancak tecrübeler gösteriyor ki Türkiye toplumunu "hamasetle" manipüle ederek yönetebilmenin bir tek istisnası var, o da halkın günlük hayatını doğrudan etkileyen "ekonomik kriz!"
Birçok siyasal aktör ve parti neredeyse istisnasız sert bir ekonomik kriz sonrası ya siyasal yaşamdan silinip gittiler ya da eski ağırlıkları kalmadı. Yılların "Karaoğlan’ı" 2001 krizi sonrası yüzde biri bile bulamadı, Mesut Yılmaz’ın siyasal hayatı bitti, MHP baraj altı kaldı.
Aynı korku şimdi AKP yöneticilerinin ve Tayyip Erdoğan’ın kabusu olmuştur; bundan dolayı Tayyip Erdoğan, Merkez Bankası ve ekonomi bürokrasisi ile bir dönem sert kavgalara girişmişti. Erdoğan ve ekibi ısrarla ekonomik krizin en azından kendi başkanlığı sağlanıncaya kadar ertelenmesini istiyordu.
Halbuki art arda yapılan hatalar, adam kayırma, yolsuzluklar Türkiye ekonomisini raydan çıkarmıştı. Ali Babacan boşuna ısrarla "Türkiye ekonomisinin israfa düştüğünü aşırı değerli Türk lirasının karşılığı olmayan tüketimi özendirdiğini, bir türlü yapılamayan demokratik reformların yabancı sermayeyi kaçırdığını söylemiyordu."
Nihayet beklenen oldu; Tayyip Erdoğan ve ekibinin onca çabasına rağmen ısrarla sürdürülmeye çalışılan değerli TL dönemi sona erdi. Bunun ilk işaretleri daha 7 Haziran seçimleri yapılmadan gelmeye başlamıştı ama seçimlerden sonra dövizdeki yükseliş artık durdurulamaz hale geldi.
Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi ekonomik krizle ilgili bir soruya geçenlerde öfkeli bir biçimde; "Doların artışıyla ilgili bir gerekçe yok. Bana televizyon ekranlarında konuşan kriz tellalları bir tane gerekçe söylesinler; 'illa kriz çıkacak' diyor. Krizlerde kalasın emi! Kendi kendinin krizinde kalasın da kefen parası bulamayasın" dedi.
Kendisinin yalısı olduğu için muhtemelen kefen parasını dert etmiyordur. Halbuki yüzlerce gerekçe var. Nihat Zeybekçi’nin bizzat kendisi hızla yaklaşmakta olan krizin nedenlerinden birisidir. AKP yöneticileri ve taraftarlarının izah edemedikleri zenginlikleri, israf ekonomisi, adam kayırma, AKP’nin bezirgan saltanatı bu krizin kendi başına en önemli nedenidir.
Korkarım bu daha başlangıç. AKP ve Tayyip Erdoğan’ın bir an önce yeniden seçime gitme isteğinin nedenlerinden biri de hızla yaklaşan krizden önce seçimleri yapmak ve mümkünse en azından tek başına iktidar olabilmek, seçim sonrasında ortaya çıkacak krizin sorumluluğunu ise kendilerinin uydurduğu iç ve dış düşmanlara yıkmak…
Bakalım bu hesap tutacak mı?