Devletin savaş politikaları sonucunda yakınları öldürülen ve göç etmek zorunda kalan Rawşan Döner ile Emine Erbek, “Bugün 2019 yılı olmasına rağmen devlet aynı devlet. Simalar değişmiş ama zihniyet, ideoloji ve oturdukları koltukları bile aynıdır. İstanbul’da benliğimizi, Kürtlüğümüzü koruduk” dedi.
NACİ KAYA / MA / İSTANBUL
Kürdistan’da 1990’lı yıllarda yaşanan savaş nedeniyle yüzbinlerce kişi evlerini terk ederek Türkiye’nin metropol kentlerine göç etmek zorunda kaldı. Köyleri yakılan zorla göç ettirilen bu insanlar geldikleri metropolde başta ırkçılık olmak üzere çok sayıda zorlukla karşı karşıya kaldı. “İnsanın kendi yurdunda mülteci olmak kadar zor bir şey yoktur” sözleriyle yaşadıkları göç hikayesinin zorluklarını anlatan aileler, “Yaşadığımız zorlukların hiçbir din ve mezhepte yeri yoktur” dedi.
Fetva vereceksin baskısı
Bu ailelerden biri olan Döner ailesi, 1990’lı yıllarda köyleri yakıldıktan sonra İstanbul’a yerleşti. Aslen Bitlis’in Hizan İlçesi’ne bağlı Kayalar (Uskunduz) Köyü’nden olan Rawşan Döner, 28 Eylül 1990 Eylül’de dayısı İbrahim Döner, 24 Mart 1994’de ise amcası Hurşit Döner kaybedildi. Devletin 1980 darbesinden sonra Kürt halkı üzerinde sistematik bir şekilde baskı ve zulüm yaptığını belirten Döner, “O zamanlar daha 6 yaşındaydım. 1980 yıllarında dayım İbrahim Döner devletin kadrolu imamıydı. Bitlis’in Tugay Komutanlığına Tuğgeneral Tahmaz Korkmaz’dı. Korkmaz, Diyarbakır’daki korgeneralden emir alarak bizlere çok zülüm yaptı. Tuğgeneral dayımı çağırıp ‘Cuma günleri ve bayram günleri başta olmak üzere bizim söylediklerimize göre fetva vereceksin’ diyordu. Tabii o zaman dayım anadili olan Kürtçe dilinde fetva okuyordu. Kaç defa dayımı bu yüzden götürdüler. 80 darbesi akşamında da alıp götürdüler. 9 ay Elazığ’daki Askeri Cezaevi’nde kaldı. Hatta biz o zaman bir daha göremeyeceğiz diyorduk. Ama 9 aydan sonra bıraktılar. Yine 80 darbesi zamanında evimize ayda bir baskın yapılıyordu. Birçok kez bizleri evlerimizden dışarı çıkarıp karın üstünde işkence yaptılar” diye hatırlattı.
Caminin içinde katlettiler
Dayısı Mela İbrahim Döner’in 28 Eylül 1990’da Cuma günü camiye yapılan baskında vurulduğunu anlatan Döner, “Askerler camiyi ablukaya alıp, cemaati camiden çıkarıp dayımı caminin içinde katlettiler. Dayımı camide katledilmesi çok bilinçli bir şekilde yapılmıştı. Dayımın katledilmesinden 4 yıl sonra 24 Mart 1994’de evimize yapılan baskınla gözaltına alındı. Evde arama yapan askerler, amcam Hurşit Döner’i gözaltına aldı. Gece boyunca asker ablukasından dolayı dışarı çıkamadık. Amcamı sabah saatlerinde köyün alt kısmındaki dere kenarında kafasına tek kurşun sıkılmış bir biçimde yaşamını yitirmiş olarak bulduk” dedi.
Sürgünde benliğimizi koruduk
Devletin dayatmalarına kabul etmediklerinden dolayı devletin 24 saat içinde köyü boşaltmalarını istediklerini dile getiren Döner, “24 saat içinde çıkıp gelmeseydik. Daha önce amcalarımı nasıl katlettilerse bizleri de katlederlerdi. Köyümüzü yaktılar. Üzerinde yattığımız döşeği bile getirmemize müsaade etmediler. Sürgün olarak gittiğimiz her yerde de kendi benliğimizi koruduk. Allah bizi Kürt olarak yaratmış ve bir vatanımız var. Evet, biz Kürt’üz ama Türkiye’de yaşıyoruz ve Kürtlüğümüzden vazgeçmeyiz. Halen bile onurlu bir barışının gelmesini o kadar çok arzuluyoruz. Yaşanan acılar çok vahimdi. Kimsenin bu acıların yaşamasını istemem” diye konuştu.
Kürtlüğümüzden vazgeçmedik
Devletin kendilerine yapılanların hiçbir dinde ve mezhepte yeri olmadığına dikkat çeken Döner, yaşatılan bütün acılara rağmen hala Kürtlüklerinden vazgeçmediklerini ifade etti. Bütün Kürtlere çağrıda bulunan Döner, şöyle devam etti: “Eğer birlik olamazsak 90’lı yıllarda bizim yaşadığımız acı ve zulümleri diğer halkımızda yaşayacak. Onun için birliğimiz oluşturmamız lazım. Unutmayın, biz 90’lı yıllarda devletin öğlen yemeği olduk. Kardeşliğimizi pekiştirmezsek siz de yarın akşam yemeğisiniz. Çünkü halen devlet aynı politikalarla hareket ediyor. Simalar değişmiş ama zihniyet, ideolojik ve oturdukları koltukları bile aynıdır. 90’lı yıllarda muhacirlik, sürgün, zorla göç ettirme ve baskı politikaları halen bugün de devam ediyor. Halen insanlarımız baskılardan dolayı göç etmek zorunda kalıyor. Şuan Xakurkê’de olan budur.”
Amcamı katlettiler
Şırnak’ın Güçlükonak ilçesinde gözaltına kaybedilen kişilerden birisi de Ahmet Kaya. Kaya’nın kızı Emine Erbek de, köyleri yakılarak göç etmek zorunda kalan kişilerden biri. Devletin o dönemde kendilerine sürekli olarak koruculuk dayatmasında bulunduğunu dile getiren Erbek, şunları ifade etti: “Amcam Halit Kaya baskılardan dolayı koruculuğu kabul etti. Ama buna rağmen katlettiler. O gün önce gelip evi bastılar. Amcamı gözaltına aldılar. Babamda o sıra da başka köydeydi. Babam amcamın gözaltına alındığını duyunca amcamın peşinden karakola gitti. Babamı da orda gözaltına alarak işkence yapıp katlettiler. Katledildikten sonra babam, amcam birlikte 11 insanı bir minibüsün içine koyup tarayıp yaktılar. Bunu yaparak PKK yaptı demek isteyip, PKK’nin başlatmış olduğu ateşkes sürecini bitirmekti.”
Köyümüz yakıldı
Olaydan sonra köylerinin yakıldığını hatırlatan Erbek, topraklarında göç etmek istemediklerinden dolayı çok mücadele söyledi. Erbek, şunları söyledi: “Köyümüz yakıldıktan sonda ben iki erkek kardeşim kız kardeşim ve annemle birlikte başka bir köye gittik. Ama o köyde korucu oldukları için bizleri kabul etmedi. Aynı şekilde 6 köye yerleşme girişimimiz sonuçsuz kaldı. Yerleştiğimiz her köy devletin söylemleriyle köylüler bizleri çıkardı. Köylüler bizi kabul etmedikten sonra ben çıkıp İstanbul’a yerleştim. Amcamlar Silopi’de olmasına rağmen bize katledilecekler diye sahip çıkamadı. Yine dayım bizlere bakmak istedi ama köylüler bunlara yardım etmeyeceksiniz diye tehditlerde bulundular. Tüm girişimlerimiz sonuçsuz kaldıktan sonra gelip İstanbul’a yerleştik.”
İstanbul’da zorlu mücadele
İstanbul’da birçok zorlukla mücadele ettiklerini sözlerine ekleyen Erbek, her şeye rağmen kendi benliklerinden uzaklaşmadıklarını ifade etti. İstanbul’a geldiklerinde Türkçe konuşmayı hiç bilmediğini vurgulayan Erbek, “Türkçe bilmediğim için benle dalga geçiyorlardı. Tüm bu eziyetlere rağmen kendi kültürümüzden, kendi özümüzden vazgeçmedik. İrademize sahip çıktık. Yaşamda ne kadar zorlandıysak irademiz de o kadar perçinleşti. Sürgün edildik deyip kendi benliğimizden olmadık. Nerde olduysak kendi benliğimiz etrafında mücadelemizi sürdürdük. Çalışıp ayaklarımızın üstünde durduk” dedi.
Artık barış annesiyim
Her şeye rağmen barış ve birlikte yaşam sağlamak için mücadele ettiklerini anlatan Erbek, şunları söyledi: “Bunun için barış annesi oldum. Tüm bu mücadelemizle insanların ölümlerinin önüne geçmek ve zorunlu göçe engel olmak içindir. Doğrudur, ölenlerimiz dirilmeyecek ama istediğimiz köyümüze geri dönüp yerleşmek, toprağımızı ve ağaçlarımızı bir kere koklamak bize yetecektir.”