İsveç’te 7,5 milyon seçmenin sandık başına gittiği seçimlerde Sosyal Demokrat Parti oyların yüzde 28,4’ünü alarak birinci parti çıksa da yüzyılın en kötü sonuçlarını elde etti. Yabancı düşmanı, neo-nazi İsveç Demokratları ise oy oranları yüzde 5 arttırdı.

Oy sayımının tamamlandığı, resmi olmayan sonuçlara göre İsveç’te önceki gün yapılan seçimlerde en karlı parti, oyların yüzde 17.6 sını alarak üçüncü parti olan yabancı karşıtı İsveç Demokratları oldu

Her iki bloğunda çogunluğu sağlayamadığı parlamentoda Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin başını çektiği “Sol Blok” 144, “Sağ Blok” ise 143 milletvekilliği kazandı. Her iki blokun aldıkları oy oranı sırasıyla yüzde 40.6 ve 40.3 oldu.

Seçimlerden önce İsveç, Sosyal Demokratlar ve Yeşil Parti’nin oluşturduğu, dışardan Sol Parti’nin de destek verdiği bir azınlık hükümeti tarafından yönetiliyordu.

 

Blok partilerin sonu

349 üyeli parlamentoda salt çoğunluk için 175 sandalyeye sahip olmak gerekirken sağ blok partileri 143 milletvekili, sol blok partileri de 144 milletvekili çıkarma hakkı kazandı. Geçen seçimlerde 22 milletvekili elde eden aşırı sağcı SD ise parlamentoda 62 sandalyenin sahibi oldu.

Ana muhalefetteki Muhafazakar Parti Genel Başkanı Ulf Kristersson, Sosyal Demokrat Partinin seçimleri kaybettiğini belirterek, Başbakan Stefan Löfven hükümetinin istifa edip yeni hükümetin kendileri tarafından kurulması gerektiğini belirtti.

Başbakan Stefan Lofven ise partisinin 2014’e göre yaklaşık yüzde 2,5 yaşadığı oy kaybına rağmen ‘’Seçimi biz kazandık. İstifa etmeyeceğim, yeni hükümeti kurma hakkı bizimdir’’ dedi.

Lofven, siyasi yelpazenin SD dışında kalan partileriyle işbirliği imkanı arayacağını söyledi.  Löfven, ayrıca muhalefeti diyaloga çağırdı ve aşırı sağcı İsveç Demokratlarına karşı baraj oluşturmaya çağırdı. Löfven, “Kesin olan bir şey var, hiç kimse mutlak çoğunluğu elde edemedi. O halde bloklar arasında işbirliği başlatmak doğaldır” dedi.

Çevreciler ve Sol Parti’nin de oyları ile birlikte İsveç solu merkez ve sağ ittifaktan sadece bir sandalye fazla almış bulunuyor. Bu seçimlerin “blok partilerin sonu” olduğunu söyleyen Lövfen, merkez sağcı partileri “ahlaki sorumluluğa” çağırdı.

İsveç’te sosyal demokratlar 1917’den beri seçimlerden birinci parti olarak çıkmayı başarıyor.

 

SD ana muhalefet partisi olacak

Bu partiler arasında en büyük oy artışını da yaklaşık yüzde 4,2 ile SD gerçekleştirdi. Sosyal Demokratlar, Ilımlılar ve Yeşil Parti dışında tüm partiler oylarını arttırdılar.

İlk kez 2010’da meclise giren İsveç Demokratları’nın anketlerde oyların yüzde 20’ye yakınını alacağı öngörülüyordu. Oy oranı yüzde 20’nin altında kalsa da seçim sonuçlarının SD için bir başarı olduğu belirtiliyor. Sağ ve sol bloğun oyları tek başlarına hükümet kurmak için yetmediğinden, siyasi yelpazenin iki tarafından da partilerin bulunacağı olası bir “büyük koalisyon”da, SD ana muhalefet partisi haline gelmiş olacak.

 

SD: Tek galip biziz

Göçmen karşıtı aşırı sağcı parti İsveç Demokratların lideri Jimmie Akesson da seçimin tek galibinin kendileri olduğunu ve sağ blok partilerinin kendileriyle koalisyon kurması gerektiğini söyledi. Sağ blok partileri ise SD ile kesinlikle koalisyon kurmayacaklarını ifade etti.

 

Sol Parti’nin başarısı

Öte yandan İsveç’te bir de tüm bu olaylar haricinde yükselen yeni bir parti var; Sol Parti. Merkez-sağ ve merkez-sol ne Sol Parti ile ne de SD ile anlaşmak istemiyorlar. Geriye çok az seçenek kalıyor. Merkez-sağdan bazı partilerin –Hrıstiyan Demokratlar gibi– SD ile anlaşma ihtimalleri var ve SD yeni bir muhafazakar blok kurmak için giderek daha fazla sesini çıkarıyor. Seçimler tüm bu seçeneklerin gerçekleşme ihtimallerini önümüze serecek.

Kesin sonuçların açıklanmasının bir ay süreceğini belirterek, yurt dışında kullanılan oyların çarşamba günü sayılacağını ve seçimin sonucuna etki edebileceği yönünde belirtiliyor.

 

Bloklar yıkıldı

İsveç’te seçim ve seçim sonrası süreçleri oldukça basit geçerdi. Kimin kazanacağı, hükümeti kimin kuracağı ve olası hükümet gündemi genelde çoktan belli olurdu. Fakat bu kez durum farklı. Bunun sebebi ise aşırı sağcı partinin kısa bir sürede ülkenin en çok oy alan partisi konumuna gelmesi. Hükümetin nasıl kurulacağı ve kimlerin hükümette olacağının cevabı şimdiden zor bir konu.

Ama kesin olan şu: İsveç’te 1920’lerden bu yana sürdürülen iki partili sistem yapılan bu seçimlerden sonra yıkılmış olacak. 1980’lerden bu yana İsveç’te merkez-sağ blok ve merkez sol blok arasında geçen bir seçim yarışı vardı.

 

HABER MERKEZİ

 
 

Aşırı sağcı İsveç Demokratları kimler? 

 

İsveç Demokratları (SD) adı ile 1980’lerde kurulan aşırı sağcı parti 2010 yılında ilk kez Meclis’e girdi. 2014 yılında yapılan seçimlerde en çok oy alan (yüzde 13) üçüncü parti olmayı başardı. Neo-Naziler ve diğer radikal sağ gruplardan oluşuyor. İlk yıllarında İngiltere’deki Ulusal Cephe’ninkine benzeyen yanan bir meşaleyi sembol olarak kullanıyorlardı.

İlerleyen yıllarda meşale sembolünü İsveç bayrağının renklerinden oluşan bir papatya sembolüyle değiştirdiler. Geleneksel çalışan orta sınıftan oy alıyorlar ancak kampanyalarda yüksek gelirlileri de partiye çekmeye çalışıyorlar.

Partinin Genel Başkanlığını 2005 yılından bu yana Jimmie Jimmie Åkesson yürütüyor. Åkesson’un Facebook’ta paylaştığı bir şarkının sözlerinde “İsveçliler beyazdır ve ülkemiz bizimdir” sözleri yer alıyordu. Geçen hafta yaptığı açıklamada iktidara gelmeleri durumunda 500 bin göçmeni ülkelerine göndereceklerini söyledi.

 
 

Yeşil Parti’de MHP ve AKP krizi

 

Bu seçimlerde Yeşil Parti ise tam bir hezimet yaşadı. İsveç basınına göre Yeşil Parti’nin hezimetinin nedeni ise Türkiye. Hatırlanacağı üzere ‘’Ermeni itlere ölüm’’ diyen Türk İşçi Dernekleri Federasyonu Başkan Yardımcısı Barbaros Leylani ile yemek yemesi tepki çeken Mehmet Kaplan, antisemitist açıklamaları ve Rabia işareti yaptığı fotoğrafları nedeniyle büyüyen tepkilerin ardından istifa etmişti. Partinin parlak ve genç isimlerinden Yasri Khan’ın da bir kadın gazetecinin elini sıkmayı reddetmesi, partide İslamcıların ağırlık kazandığı yönünde eleştirilere yol açmıştı. Konut Bakanı olduğu dönemde istifa eden Mehmet Kaplan’ın partiyi MHP’liler ve aşırı islamcılar ile doldurması Yeşillerin oy kaybının en büyük nedeni sayılıyor.

 
 

Oy oranları

 
  • Sosyal Demokratlar: %28.4
  • Ilımlılar (İttifak): %19.8
  • İsveç Demokratları: %17.6
  • Merkez Parti (İttifak): %8.6
  • Sol Parti: %7.9
  • Hristiyan Demokratlar (İttifak): %6.4
  • Liberal Parti (İttifak): %5.5
  • Yeşil Parti: %4.3


Mesele aşırı sağın yükselişi değil, PARÇALILIK

   

ITAY LOTEM

 

Aşırı sağcı İsveç Demokratları desteği arttırıyor ama aynısı onların en ateşli muhalifleri için de geçerli.

İsveç’in siyasi sistemi yıllardır Avrupa’nın en başarılı merkez sol partisi sayılabilecek Sosyal Demokrat Parti’nin hakimiyetinde. Şimdi bu seçimlerin sonucu olarak İsveç daha “ortalama” hale gelecek ve Avrupa genelindeki bazı trendler burada da ortaya çıkacak gibi görünüyor. Ama aşırı sağın yükselişi bu hikâyenin parçalarından sadece bir tanesi.

Avrupa’da geçtiğimiz yıllarda yapılan seçimlerde üç şey tekrar tekrar yaşandı: Aşırı sağın yükselişi, geleneksel sosyal demokrat partilerin çöküşü ve siyasal sistemin genel olarak parçalanması. İlk ikisini görmek kolay olsa da, sonuncusu (daha fazla değilse) en az onlar kadar önemli.

Sayısız küçük partiye sahip İsveç’in siyasi manzarası daima biraz parçalı olmuştur. Partiler iki “seçim bloğundan” birine yaklaşmışlardır: Ya Sosyal Demokratların hakimiyetindeki merkez sol “kırmızı-yeşil” bloğa ya da Ilımlıların hakimiyetindeki muhafazakâr “İttifaka”.

Bu gibi bloklar, büyük partilerden birinin net liderliği altında istikrarlı hükümetler olmasını sağlıyor. Ama Sosyal Demokratlar tarihlerindeki en kötü performansa doğru ilerliyor.

Hem görevdeki Sosyal Demokrat Başbakan Stefan Löfven, hem de onun Ilımlı muhalefeti Ulf Kristersson, mevcut anketlere bakılırsa seçim sonucunda hükümet kurma görevi ile karşı karşıya kalırlarsa çok zorlanacaklar. Bunun en büyük sebebi, İsveç Demokratları’nın yüzde 20 oy oranına ulaşacağının beklenmesi ki bu durumda iki blok da (sol biraz önde olmak üzere her biri yüzde 40 oluyor) genel çoğunluğu sağlayamıyor.

Küçük partilerin oy kaybı

Yine de aşırı sağın yükselişi liderlerin yüz yüze olduğu tek sorun değildi, daha küçük partilere de oy kaybı söz konusu. İsveç Demokratları’nda gördüğümüz yükselişi bu partinin manifestosuna ve temsilcisi olduğu şeylere en yüksek sesle muhalefet eden küçük partilerde de görüyoruz.

Kamuoyu yoklamaları Merkez Parti’nin de 2014’teki yüzde 8,8’den üç puan fazla oy alacağını gösteriyor. Sol Parti’nin ise oyunu 4 puan kadar yükseltmesi ve yüzde 9,8’e getirmesi bekleniyor. İki partinin liderleri de, sırasıyla Annie Lööf ve Jonas Sjöstedt, İsveç’in “en ilkelileri” olarak görülüyorlar. Bu arada Lööf, Başbakan Löfven ile birlikte anketlerde en popüler parti lideri çıkıyor.

Bu iki partinin oylarındaki bu artış tahmini, İsveç Demokratları ile (alacağı oy ne olursa olsun) işbirliği yapma fikrine yüksek sesle karşı çıkmış olmalarına ve aşırı sağın yükselişine bir tepki olarak göç politikalarının sertleştirilmesi konusunda Sosyal Demokratlar’ı takip etmeleri yönünde maruz kaldıkları basınca rağmen yapılıyor.

 

Seçmenler alternatif arıyor

Bu da gösteriyor ki, hikâye, “Sosyal Demokratlar destek kaybediyor ve bu oylar İsveç Demokratları’na gidiyor” analizine pek uymuyor. Aksine, İsveçli seçmenler hâkim partilere alternatif arıyorlar ama illa ki İsveç Demokratları’nın İsveç’i daha hasis, daha izole bir topluma dönüştürme arzusunu desteklemiyorlar.

Ülkedeki artan parçalanma, büyük partilerin aşırı sağın yükselişine karşı bir ton belirlemede liderlik edemediğini gösteriyor. Merkez ve sol partiler İsveç Demokratları’na direnmenin ödülünü alırken, iktidardaki Sosyal Demokratlar’ın göçü zorlaştırma çağrıları birçok merkez ve solcu seçmenin partinin İsveç’in açık, ilerici bir toplum imajının garantörü olma geleneğini terk ettiğini düşünmesine neden oldu. Şimdi başka yerde alternatifler arıyorlar.

Bu, seçmenlerin güvenini kazanmak için İsveç ve başka yerlerdeki merkez sol partilerin yeni bir sosyal demokrasi vizyonuna ihtiyaç duyduğunu gösteriyor. Sorun, sadece aşırı sağa tepki üretmenin yetmeyecek olması.

Küçük partiler tek bir mesele ile ilgili direncin kolayca sesi olabilme avantajına sahipler ama sosyal demokrasinin, İsveç’in özünde çok kültürlü ve açık bir toplum olduğunu kabul ederek, geniş çoğunluğa hitap etmesi gerekiyor. Parçalı bir sistemde bu zor olabilir ama uzun vadede ayakta kalmanın da tek yolu gibi görünüyor.

 

İsveç’te aşırı sağın yükselişi

 

İsveç’te aşırı sağ İsveç Demokratları partisinin yükselişini, bu partinin aday ve seçmenlerini kapsamlı veriler üzerinden inceleyerek anlamaya çalışan araştırmacılar Ernesto Dal Bó, Frederico Finan, Olle Folke, Torsten Persson ve Johanna Rickne, esas tetikleyicinin ekonomik şoklar olduğunu, göçmen karşıtlığının ise ekonomik bağlam içinde dolaylı etkili olduğunu ortaya çıkardılar. Seçimlerden hemen önce, Ağustos 2018’de yayınlanan çalışma “Economic Losers and Political Winners: Sweden’s Radical Right” (Ekonomide Kaybedenler ve Siyasette Kazananlar: İsveç’in Radikal Sağı) başlığını taşıyor. Çalışmanın giriş bölümünü aşağıda özetledik:

***

Geçtiğimiz yirmi yıl içinde, birçok gelişmiş demokraside radikal sağ partilerin belirgin şekilde güçlendiği görüldü. Bu, kıtaları ve seçim sistemlerini aşan bir trend. Radikal sağ partiler Avrupa’da çok sayıda, radikal sağdaki politikacılar Avusturya, Finlandiya, Macaristan, İtalya, Polonya, Slovenya ve ABD’de hükümetlerin parçası oldular ve Avustralya, İsrail ve Japonya’da da bu gibi siyasetler ortaya çıkıyor. Bu yeni siyasi oluşumların bazı ortak özellikleri var. Birçoğu geleneksel değerlere, kanun ve nizama vurgu yapıyor ve geçmişi yüceltiyorlar. Programları genellikle milliyetçi, yerlici ve popülist bir göçmen karşıtı ve sistem karşıtı mesaj veriyorlar. Çoğunlukla liberal demokrasinin çekirdek değerlerine meydan okuyorlar.

Çeşitli akademik alanlardan bilim insanları radikal sağın yükselişine açıklama getirme işini acil görev olarak belirledi. Bu literatürdeki önemli tartışmalardan biri, radikal sağın bir ülkede belirli bir zamanda genişlemesine imkân veren tetikleyici etmenleri ilgilendiriyor. Bu tartışmanın merkezinde ekonomik koşullarda yaşanan şokların rolü yer alıyor. Bunlar ya kritik faktörler ya da dikkatlerin sosyokültürel açıklamalardan çarpıtılması olarak görülüyor.

Politikacılar ile seçmenleri birlikte incelememiz, İsveç Demokratları’nı bir yurttaş-aday hareketi olarak karakterize etmemize imkân veriyor. Politikacılar ve seçmenler ortak emek piyasası deneyimlerine ve dış gruplara – siyasi seçkinler ve göçmenler – karşı ortak tavırlara sahipler. Politikacıların büyük çoğunluğu, mevcut parti yapılarından kopmaktan ziyade, siyasete yeni girmişler. Tek tek politikacıları incelediğimiz bu özgün çalışma, radikal sağın yükselişinin siyasi seçilimi nasıl etkilediğini değerlendirmemize imkân veriyor. Yeni politikacılar, daha önce zaten zayıf bir siyasi temsilin olduğu, az kaynaklı emek piyasası segmentlerinden geliyorlar. Aynı zamanda bu politikacılar, görece deneyimsizler, düşük eğitime ve gelirse sahipler ve buna görece düşük kamu hizmeti motivasyonu eşlik ediyor. Bu durum, siyasi sınıfın ortalama vasıflarını zayıflatıyor.

 

Radikal sağ nasıl yükseldi?

Öncelikle, çalışmamız ekonomik şokların radikal sağın yükselişini nasıl açıklayabileceğine yeni bir ışık tutuyor. İsveç Demokratlarının yükseliş momentinden başlıyoruz: 2006 ve 2010 arasında parlamentoya girebilecek kadar büyümek ve 2014’te İsveç’in en büyük üçüncü partisi (%12,9 oyla) olmaya kadar gelmek. Bu dönem 2015 mülteci krizinden önce ama nüfusun geniş bir kesimi için görece ekonomik durumu kötüleştiren iki olayla tesadüf ediyor. 2006’da, bir merkez sağ partiler koalisyonu iktidara gelerek, vergi kesintilerini ve sosyal güvenlikte (yardımı çalışmaya bağlayan) kemer sıkmayı içeren dramatik bir reform paketi uyguladı. Sadece 6 yıl içinde, bu reformlar gelir eşitsizliğinde dramatik bir artışa neden oldu. Kazanılan gelir vergisi indirimleri ile gelirler istikrarlı bir işe sahip “içerdekiler” (emek piyasasının içindekiler) için büyümeye devam ederken, harcama kesintileri istikrarsız işlere sahip veya işsiz “dışarıdakiler” (emek piyasasının dışındakiler) için harcanabilir gelirde bir durgunluğa neden oldu. İkinci önemli olay 2008 mali kriziydi. Kriz, nüfusun istikrarlı bir işe sahip olan ama işleri, “güvendeki içerdekiler” kesimine nazaran otomasyonla veya diğer rasyonalizasyon formlarıyla gereksizleşmeye daha müsait olan kesimlerinin iş güvencesizliğini arttırdı.

Bu olayların sonuçlarını analiz etmek için, 1979-2011 arasında tüm yetişkin nüfusu için yıllık gözlemlerin bir panelini sunan kapsamlı kayıt verilerinden başlayarak nüfusu ekonomik açıdan kazananlar veya kaybedenler olarak sınıflandırıyoruz. Bu verilerle, tek tek politikacılar ve her seçim bölgesinin sakinleri için ekonomik ve sosyal koşulları karakterize edebiliyoruz. Dolayısıyla emek piyasasının içindekiler ve dışındakiler SELMA kategorizasyon modeli kullanılarak, gelir kaynaklarının bileşimi üzerine ayrıntılı verilere dayanılarak belirleniyor. İçerdekiler otomasyonla işini kaybetme risklerine göre bölünüyorlar. Bu bize hassas ve güvende içerdekiler olarak iki grup veriyor.

 

Ekonomik şoklar

Görece bir geliş düşüşü ve yüksek iş güvencesizliği yaşayan grupların radikal sağ politikacı ve seçmenler arasında yüksek temsil edildiğini bulduk. İsveç Demokratları’ndan politikacılar arasında, hem nüfusla hem de (daha keskin bir karşıtlıkla) diğer siyasi partilerle karşılaştırıldığında, daha fazla dışarıdaki ve hassas içerideki var. Yüksek temsil, emek piyasasının dışındaki alt gruplar için, bunların “make work pay” (çalışmanın çekiciliğini artırmaya dönük teşvikler – ya çalışana gelir vergisi indirimi ya da işverene istihdamı kolaylaştırıcı vergi indirimi – aracılığı ile işi gelir getirici kılmak) reformlarından kayıpları (içerdekilere kıyasla) büyüdükçe artmakta. Seçmenler açısından, İsveç Demokratları’nın seçim başarısı ile ekonomik reformların ve mali krizin etkisi arasında güçlü bir pozitif korelasyon bulduk. Negatif ekonomik şoklar ile güçlü korelasyon farklı bölgelerden göçmenlerin mevcudiyeti veya gelişi ile veya coğrafi bir alanda göçmenlerin iş sahibi olmasından veya sosyal yardım almasından etkilenmiyor. Bunlar aynı zamanda suç oranları, göçle ilgili medyada çıkan haberler veya yerel siyasi bağlamdaki değişkenler gibi kontroller karşısında da değişmiyorlar.

Seçmen davranışları analizimiz, radikal sağ seçmen davranışı üzerine ampirik literatüre katkı sağlıyor. Siyasi reformlardan ve ekonomik krizlerden kaynaklanan ekonomik eşitsizliği inceleyerek, iktisatçıların ticaret ve teknoloji şoklarının seçmen davranışı üzerindeki etkisine olan son dönemdeki ilgisini tamamlıyoruz.

Ekonomik şoklardan zarar gören yeni politikacıların ve seçmenlerin, geleneksel olarak gelir eşitliğine ve iş güvenliğine dönük politikalar benimsemiş İsveç Sol Partisi veya Sosyal Demokratları yerine neden radikal sağa yöneldiği sorulabilir.  Analizimin sunduğu cevap, siyasi solun emek piyasasının dışındakiler ve hassas içindekilere nazaran güvende içindekilere daha yakın politikacıları öne çıkarması. Bu bulgumuz, ekonomik kaybedenler gruplarının özellikle büyük olduğu yerlerde İsveç Demokratları’nın diğer partilere nazaran bu gibi politikacıları öne çıkarması ile de destekleniyor.

Açıklamamızın diğer tarafında, ekonomik şokların müesses sol partilerin parçası olduğu hükümete güveni azaltması var. İsveç Demokratları’nın seçim desteğindeki artışın, emek piyasası dışındakiler ve içindekiler arasında siyasi partiler dahil hükümet kuruluşlarına yönelik güvende net bir farklılaşma ile üst üste düştüğünü bulduk. Kendileri de küskün seçmenlerle aynı arka plandan gelen adayların, bu güven uçurumunu daha iyi kapattığı sonucu çıkarılabilir.

 

Göç, cinsiyet ve eğitim

Peki ya göç, cinsiyet ve eğitim? Analizimiz göçe doğrudan maruziyet ile radikal sağ destek arasında bir bağlantı göstermiyor. 2002-2014 arası İsveç Demokratları’nın yaşadığı yükseliş, İsveçlilerin ortalama olarak göçe daha yüksek toleranslı olduğu bir dönemde gerçekleşmiş. İçerdekiler ile dışardakiler arasındaki göçmen karşıtı tavır farkı, hükümet kuruluşlarına yönelik güvendeki farklılaşmadan daha zayıf. Bu, göç karşıtı söylemin partinin seçim başarısında oynadığı önemli rolü dışlamıyor. Müesses partilere güvenin azalması ile, geleneksel siyasi sınıfın kapsayıcı değerleri ile bu denli zıt düşen bir tutum almak, sistem karşısında uzlaşmaz bir muhalefet görüntüsü veriyor ve bu, yurttaş adayların elde ettiği güvenilirliği tamamlıyor.

Dahası, ekonomik sonuçlardan göçe dair tutumlara ve göç politikasının seçmen davranışı üzerindeki belirleyiciliğinin artışına giden dolaylı bir bağlantıyı da kolayca düşünebiliriz. Belki de en önemlisi, ekonomik baskılar insanları göçün maliyetlerini ve örtülü bir şekilde yabancıdan alıp bu ülkede doğmuş olana vermeyi vurgulayan siyasi mesajlara daha hassas hale getirmiştir. Ekonomik şoklar aynı zamanda düşük gelirli yerlilerin, sınıfsal aidiyet hissetme ve gelir eşitliğini desteklemekten, milli aidiyet hissetmeye ve vergi kesintileri (bunun kendileri için bir maliyeti olsa bile) ile göçün kısıtlanmasını desteklemeye kaymasına sebep olmuş olabilir. Benzer şekilde, küskün ekonomik kaybedenler kendi iç grupları ile daha güçlü toplumsal aidiyet geliştirmiş olabilir. Bu seçmenler kendi sıkıntılarının suçunu dış gruplara yüklüyorlarsa, göç karşıtlığının yanı sıra sistem karşıtı da olan bir partiye yakınlık geliştirebilir. Buna benzer başka açıklamalar, literatürde uzun süredir işlenmekte olan, göç karşıtı duruşun ekonomik şoklarla etkileşim içinde popülist seçmen davranışına neden olması olgusunu desteklemektedir.

Ayrı bir konu olsa da eşit ölçüde önemli bir nokta, çoğu zaman düşük eğitimli, beyaz, orta veya işçi sınıfı erkeğin uzun vadeli toplumsal düşüşü meselesidir. Bu nüfus segmenti hem İsveç hem de başka yerlerde radikal sağ seçmenlerin bel kemiğini oluşturmaktadır. İsveç örneğinde bu demografik segment incelediğimiz ekonomik olaylardan etkilenmeye daha açıktı. Ancak incelememiz, cinsiyet, eğitim ve sanayi sektörü ile esnek kontrolden sonra seçmen davranışı ile siyasi aday arasında güçlü bağlantının geçerliliğini sürdürdüğünü gösteriyor. Kısacası, sonuçlarımız hem uzun hem de kısa dönem sosyoekonomik düşüşün önemli olduğunu ve kısa dönem ekonomik düşüşün geçmiş özlemi daha yüksek “latent” seçmen segmentlerinde bir tetikleyici olabileceğini öngören anlayışla uyumlu.

Kaynak: NewStatesman

Çeviri: Serap ŞEN