Bir gün sonra Arjantin Pezosunun değeri daha da düşüyor, hiçbir şey harcamamış oluyorduk. Odadaki bir demir ranza ile bir tahta masanın arasına gerekirse Molotof yapmak için bira şişelerini biriktiriyorduk. Odada başka eşya olmaması iyiydi. Birçok şişe sığıyordu böylece. Cortazar’ın SekSek romanının bir kısmını burada yazdığını düşünüyordum. Hani o pencereden pencereye tahta uzatma sahnesini. Bir Arjantinli edebiyatçı arkadaşa sormuştum. Kesinlikle dedi. Hatta masanın üç bacağını havada karşı balkona sallayarak bunu yapmaya çalıştık. Yeterince tahtamız yoktu. Belki bira şişeleriyle olabilirdi ama onlarda lazımdı.
Gezi güzeldi. İnsanın kendi isyanı olması çok iyi. Bir sürü yol parası bulması, filan gerekmiyor. Kendi isyanına yürüyerek gidip, geliyorsun. İlk saldırı gününden sonraki geceydi, ikinci sabah saldırısından bir gün önce. Konser vardı Gezi’de. Çarşı, hep birlikte yürüyerek, sahnenin önüne doğru bir yerlerde yerini aldı. Bir daha da oradan gitmedi, bütün direnişte. Sahne dediğimizde ufacık bir şeydi. İsyana yakışır kadar, eşitti herkes. Faşizme karşı omuz omuza filan diye bağırıyorduk. Sevdiğim bir slogandı. Yaklaşık 40 yıldır filan atılıyordu. -12 Mart cuntasından önce de var mıydı?
Çarşı; ‘Sık bakalım, sık bakalım, kaskını çıkar, copunu bırak, delikanlı kim bakalım’ ile dahil oldu. Sahneden Reyhanlı’yı unutmadık derlerken, Roboskî’yi de diye bağırdılar. 3. Köprüye, havaalanına karşıyız diye sayılırken, Beşiktaş iskelesi oley, Beşiktaş iskelesi oley diye slogan attılar. Beşiktaş iskelesi de satılıyordu. Tesadüf değildi Çarşı’nın isyandaki bu yeri. Tam anlamıyla mekan-kimlik-ekoloji isyanı bu. Beşiktaş çarşı mekanı yok oluyordu. Fenerbahçe’lilerin ve Galatasaray’lıların bir gün sonra katılması da tesadüf değildi. Bir adama rastladım ikinci gün İstiklal Caddesi'nde barikatlar kurulmadan biraz önce, 60 yaşlarındaydı galiba. İki gaz arası arka sokaklarda toplanıp, tekrar içimize sindirmek için İstiklal'e çıkıyorduk. Bu arada döndü bize. Her gün televizyondan fırça yemekten sıkıldım dedi, her şey için, bir şey söylüyor herif.
Brezilya’da Porto Alegre’de bir bina işgal ediyorduk. PCS mafyası 10 sene kadar önce bu binayı satın almıştı. Brezilya’nın, dünyanın en büyük mafya gruplarından biriydi. Yok resmi olanlarını söylemiyorum. ABD’yi, Monsanto’yu filan. Bu bildiğimiz en azından Mafya kurallarına uyan bir mafyaydı. Bu binadan, iki bankaya tünel kazmışlardı. Henüz bundan 4-5 ay önce bir başka şehirde milyonlarca reali böyle soymuşlardı. Çok fazla paraydı. Kamyonlarla zor taşınmıştı. Soygun emek ister. Gene kapitalistlerinkinden bahsetmiyorum. Tüneller bankaya varırken ortaya çıktı. O gün bugündür boştu binalar. Mahkeme denetimindeydiler. MNLM'de bunu doğrudan konut haline sokmak istiyordu. İşgal ediyor ve insanlar oturuyordu.
2014 Dünya Kupası nedeniyle zaten binlerce kişi evlerinden atılıyordu. Bu toplantılara da katılıyorduk. Garipti. Her sınıftan insan vardı. Yoksullar, orta sınıf ve hatta üst sınıftan insanlar, birlikte, futbol terimiyle çimlerin altına gömülüyorlardı. 22 futbolcu ya da yedekleriyle 16 şardan 32 tane, 3 hakem ve o da çoğaldı di mi? 5 ya da 6, işte kaç tane oldularsa ve her şeyi bildiğini sanan futbol yorumcuları ve seyirciler, 40-50 yıldır oturdukları evlerden insanları atıyordu. Neoliberalizm yeni bir isyan aritmetiği ortaya çıkarıyordu. Mekan ve kimliklerini savunuyorlardı. Rio de Janerio’da tanklarla saldırmıştı gecekondulara polis. Oraları yıkıp, stat filan yapacaklardı. Binaların dış kapısını tutan zincirler kırıldı. Binanın içi insan gördü…
İsyan notları
Arjantin’de isyan günleriydi. Congresso meydanına yakın bir odada kalıyorduk. İsyancılar balkonun altından geçerken katılabilme avantajı vardı. Çatışma başladığında herkes tişörtlerini çıkarıyordu. Yüzleri görünmesin diye yüzlerine bağlıyor ya da bağlamıyorlardı, ama bir isyancı forması gibi olmuştu çıplak bedenler. Molotofları atan çıplak bedenler, silah sıkan federal polisler formalarından kolay ayrılıyordu. Dünyanın bütün polislerinden nefret etmemin nedeni üniformalar mı? Para durumumuz çok iyiydi. 50 Dolarımız vardı ve onu neredeyse hiç harcamıyorduk. Çok ucuz pizza ve kocaman şişelerde biralar içiyorduk.