Alışılmışın dışında özgün bir resim tekniği geliştiren Poyraz Sevili, tablolarında isyan, özgürlük ve barışı anlatıyor. Sevili, ‘’Bana göre dünyada sınırlar suni ve geçicidir. Aslolan bu dünyadaki renklerdir. Bunun tek gerçeklik olduğunun bilinmesi gerektiğini düşünüyorum’’ diyor.

ABİDİN ÇETİN / ZÜRİH

Ressam Poyraz Sevili uzun yıllardır İsviçre’de yaşıyor. Kürecik’li olan Sevili, 1988 yılında İsviçre’ye yerleşmiş. Kendini ifade edebilme olanaklarını ararken resimle tanışan Sevili, alışılmışın dışında özgün bir resim tekniği geliştirmiş. ‘’İsyanımı tablolarım üzerinden anlatmaya çalışıyorum’’ diyen Sevili’yle konuştuk.

Onlarca tablonuz var ve yaptığınız çalışmalar daha çok soyut resimlerden oluşuyor. Bu tarzı nasıl tanımlıyorsunuz?

Tamamen bana özgü ve benim geliştirdiğim bir tarz. Fırça kullanmadan yağlı ve sulu boya resimler yapıyorum. Bunun yanında çok farklı malzemeler de kullanıyorum. Örneğin; çürümüş ağaç köklerini, un, yumurta ve kahve telvesi gibi daha birçok malzemeyi boya ile karıştırıp kabartma resimler yapıyorum.

O anki duygularımı yansıtıyorum resimlerime. Örneğin Silopi’de cenazesi bir hafta yerde kalan Taybet Ana’nın o görüntüsü beni çok etkilemişti. İnsanlığın bu tür haksızlıklara karşı bu kadar sessiz kalması kabul edilebilir gibi değil. Haksızlıklara karşı duygularımı ve isyanımı tablolarım üzerinden anlatmaya çalışıyorum.

Sanat sizin için ne anlam ifade ediyor?

Sanat bir toplumun aynasıdır. Sanatçı ise bu aynayı tutan insandır. Bir sanatçının toplumun hangi yönüne, yaşamın hangi durumuna ve hangi açıdan ayna tuttuğu ise o sanatçının duruşunu belirler. Bu anlamda sanat toplumların kendilerini görebilme, yaşam içindeki ağır aksak ve sorunlu yönlerini bilince çıkartmak ve toplumu bu sorunlarla ilgili olarak bir öz eleştiriye zorlamaktır. Çağdaş toplumların olmazsa olmazıdır eleştirel sanat. Baskıcı, gerici ve despotik yönetimlerin sanat düşmanı olmalarının nedeni; toplumsal sorunların estetize edilmiş bir şekilde bilince çıkarılmasına ve bu bahsettiğim özeleştirinin toplumsal anlamda yapılmasında kendi paylarına düşenin görülmesinden korkuyor olmalarından kaynaklanıyor. Eleştirel sanatın güçlü olduğu ülkelerde insanlar, olaylara ve olgulara sorgulayıcı bir gözle bakarlar. Bu anlamda sanat  toplum için yapılmalıdır. Sanat toplumsal ilerlemenin, diğer birçok etmenlerin yanında en önemli enstrümanlarından birisidir. Tabii ki bütün bunlar, sanatta estetik kaygısını bir yana bırakmadan yapılmalıdır. Bana göre dünyada sınırlar suni ve geçicidir. Aslolan bu dünyadaki renklerdir. Bundan hem gerçek anlamda renkleri kastediyorum hem de kültürel olarak  ve ulusal olarak dünyanın birçok yerinde bulunan çeşitliliğin aslında güzel bir çiçek bahçesi gibi bir arada yaşayabileceğini ve bunun tek gerçeklik olduğunun bilinmesi gerektiğini düşünüyorum.

   

Çalışmalarınızda ağırlıklı olarak hangi konulara yer veriyorsunuz?

Tablolarıma daha çok özgürlük, barış ve umudu yansıtıyorum. Mavi renk özgürlüğü anlattığı için benim tablolarımda önemli bir yer tutar. Ve bütün çabam Mavi’nin kirletilmemesidir. Kuşlar mavi dünyanın bir parçası oldukları için en özgür canlılardır. Yani herkes için özgürlük, barış ve eşit bir yaşam umudu ve ütopyasını canlı tutmak için yapıyorum resimlerimi.

Uzun yıllardır yurt dışında yaşıyorsunuz. Bu durum tablolarınıza nasıl yansıyor?

 Tabii ki uzun yıllardır yurt dışında yaşıyor olsak da ülkedeki gelişmelere kayıtsız kalmamız ya da oradaki gelişmelerden etkilenmemek mümkün değil. Orada yaşanan acılar, baskılar, yoksulluk vs. gibi halkın yaşadığı sorunları görmezden gelemeyiz. Buradaki yaşam içindeki gözlemlerim, bakış açım ve bunlara karşı yorumum da kaçınılmaz olarak resimlere yansır. Yani yaşamın içinde olan her şeyi kendi yorumumla tablolarıma yansıtıyorum.

Yaşama dair bakış açınızı, tepkilerinizi ve heyecanlarınızı tamamen tuvale yansıtabiliyor musunuz?

Bir resme başlarken kendimi her şeye kapatıyorum ve hiçbir şey duymuyorum. Sonuçta nasıl bir tablo ortaya çıkacağını önceden bildiğim için, bir mektup gibi hatta bir yazarın romanını nasıl bir finalle bitireceğini bilmesi gibi ben de hedefe odaklanıyorum ve sonuçta anlatmak istediğimi söylemiş oluyorum.

Peki çalışmalarınıza gelen tepkiler nasıl?

Başta İsviçre olmak üzere Avrupa’nın birçok yerinden ve ülkeden çok olumlu tepkiler alıyorum. Kanada’dan bir tekstil fabrikasının resimlerimdeki desenleri kullanmak istemelerinden, Türkiye’deki üniversite çevrelerinden kullandığım teknik ile ilgili bilgi almak isteyenlere kadar, çok değişik ve farklı kesimlerden olumlu tepkiler alıyorum. Şu anda 3 tane tablo Strasbourg’a bir yarışmaya gönderildi. Yine İsviçre’de sergi açabilmek için birçok belediyeden ve kurumdan teklifler var.

Bütün bu çalışmalarınızla yaşama dair gözlemlerinizi anlatabilmenizin yanında başka bir amacınız da var mı?

Elbette var. Hem resimlerden elde ettiğim gelirleri yoksul çocukların eğitimi için harcamak hem de bu resim tekniğini güzel bir atölye açıp çocuklara öğretmek istiyorum. Resim tekniğini de öğrenmiş çocukların maviyi ve özgürlüğü tuvale biz yetişkinlerden çok daha arı, duru ve önyargısız bir şekilde yansıtacaklarını biliyorum.

Bundan sonraki çalışmalarınız ve hedefleriniz nedir?

Bundan sonraki çalışmalarımda yaşama dair olan bütün gelişmeleri toplumsal bir bakış açısıyla tablolarıma yansıtmaktadır. Örneğin 170 gündür açlık grevinde olan Leyla Güven’in bu direnişine kayıtsız kalmak mümkün değildir. Çünkü bedenini ölüme yatırmış Leyla Güven’in vermek istediği mesaj ölüm değil, geleceğe dair umuttur. Resim de diğer sanatlar gibi umudu çoğaltmalı, geleceğe ve barışa dair mücadele veren insanların bu mücadelesinin daha geniş kesimlere yansımasının bir aracı da olmalıdır aynı zamanda. Benim çalışmalarım da bu bakış açısıyla devam edecek.