Dananın kuyruğu kopmadı elbette, ama hazırlanın ve bekleyin, bu devlet hangi oyunlara yatmıştır, göreceğiz. Cellattan beklenebilecek yardım, ölümü biraz daha kolaylaştırmasından başka bir şey olamaz. Yaşamdan yana olan, celladından iyi niyet beklemez, celladını ve onu var eden cellatlar hukukunu yok eder.
Hiç kimsenin niyetleriyle ilgilenmiyor halklar.
Eylemdir çünkü yaşamı değiştiren.
Sen „iyi niyet“ teraneleriyle oyalanmaya devam et Tayyip!
Ama bizim beklemeye niyetimiz yok.
***
Hiç kimse Başbakan Erdoğan’dan „iyi niyet“ beklemedi, beklemiyor da. Kürtler ya da Ermeniler ya da Asuri-Keldaniler ya da Araplar, Lazlar, Rumlar, Gürcüler... Yani sömürücü ve sömürgeci Türkiye Cumhuriyeti sistemine karşı „biz eskisi gibi yaşamak istemiyoruz“ diyenlerin, yani emeğin ve özgürlük talepçisi halk hareketlerinin direnişleriyle başladı bu değişim öyküsünün miladı.
Hiç bir hak devletin „iyi niyeti“ içerisinden verilmedi halklara. Her şey emeğin, ezilenlerin, hak talepçilerinin mücadelesi ile kazanıldı iğneyle kuyu kazarcasına. Devletten iyi niyet beklemek, devlet kavramını insana-topluma yabancılaştırarak, ona insan ötesinde metafizik bir varlık kazandırmak; toplum kavramının dışına itmek demektir. Özcesi, devletin iyi niyetinden söz etmek, devleti tanımamakla özdeştir.
Açıktır ki başta Kürt Özgürlük Hareketi’nin dip diri varlığı olmasa, emekçilerin, kadınların, yurtseverlerin, demokratların, ezilenlerin kısaca, barıştan özgürlükten, emeğin paylaşımında adaletten yana olan güçlerin dipdiri varlıkları olmasa, bu devletin biat-sömürü-zulüm kotlu genetiğinde hiç bir mutasyon yaşanmaz, tür kendini lanet olası yapısıyla aynen türetmeye devam ederdi.
***
„AKP’nin Türkiye için gerçekleştirdiği büyük demokratik düzenlemeler“ diye başlayan söylemlere, (eğer bilinçli bir propaganda çabası değilse), ciddi bir körlükten, büyük bir cehaletten kaynaklanıyor demekte asla tereddüt etmem. „AKP’nin artıları eksileri“ tartışmaları ise tarafsız gibi görünmeye çalışılan hileli bir yandaşlıktan başka bir şey değildir.
Kürt özgürlük hareketinin imhası isteği, sadece Türkiye Cumhuriyeti bünyesinin devletçi-milliyetçi geleneksel politikasının savunucularının isteği değildi elbette. Uluslararası boyutta, Büyük Ortadoğu Projesi’nin mimarları ve savunucuları da, bölgede bu emperyalist isteğe direnen tek özgürlükçü çizgiyi yok etmeden „büyük idealin“ gerçekleşemeyeceğini biliyorlardı. Kapitalist dünya açısından ulus kimliği zaten çoktan kalkmış olan ve uzun bir süredir de ulus-devlet sınırlarının üzerinden „sınırlamaları“ da kaldırılan uluslararası tekelci sermaye, Ortadoğu’da en küçük etnik farklılıkları bile kullanarak halkları birbirine düşürmeye çalışıyor ve yarattığı bu çatışma ortamında egemenliğini sürdürmeyi istiyordu. Oysa Küreselleştirme ve Irak’ın işgali sürecinde PKK, Türkiye sınırları içerisinde kapalı bir siyasal yapı olmaktan bütünüyle çıkmış, Kürdistan’ın her parçasında örgütlü bir hareket olmuştu. Daha da ötesi PKK’nin bölgedeki diğer halklar arasındaki siyasal etkisi de giderek artıyordu. Bütünüyle ve hızla küreselleştirilen dünyada yeniden dizayn edilmek zorunluluğu olan Türkiye, kendine sunulan yeni görevler için yeni araçlarla donatılmıştı. ABD’nin büyük masraflarla Ortadoğu ve iç Asya’da askeri müdahalelerle gerçekleştiremediği doğrudan hegemonyanın taşıyıcılığı için, bu güçler adına seçilmiş bir aracı firmadır AKP.
ABD’nin, çok ağır eleştirilerle saldırdığı İran’a ve meşruiyetini kaybettiğini ilan ettiği Suriye’ye daha aktif müdahalelerde bulunamamasının en önemli nedenin de Kürt Özgürlük Hareketinin bölgesel gücünün daha da gelişiminin önünü kesmek için Kürt düşmanlığını Ortadoğu’da yaygınlaştırmak anlayışından kaynaklandığını biliyoruz.
***
Bakmayın siz devlet zerzevatının şunu da yaparım, bunu da yaparım babalanmalarına.
Anadolu-Mezopotamya halklarının devlete, Tayyip Erdoğan’a ya da AKP’ye bir minnet borcu yoktur. Bu ülkede devlet, sömürgeciliğin devamı ve emeğin acımasız sömürüsü için elinden gelen her türden katliamı uygulamıştır. Daha oluşum sürecinin başında Ermeni soykırımı ile kirletilmiş olan bir ulus-kimlik, en olumlu refleksiyle „sessiz kalmayı“ tercih ettikçe, bu zulüm sistemi elinden gelen bütün kötülükleri kusmaya da devam edecektir.
Daha önce de söylemiştim, tekrarında yarar var: „Uzlaşma övgüleri uyduruk bir düşten başka bir şey değildir ve süreçte geri adım atan kesinlikle kaybedecektir.“
İyi niyetin senin olsun çözüm öner!