11 Eylül gününü hatırlıyorum... Korku insana dairdi, hep vardı. Ölüm yanımızda yöremizde cirit atıyordu. Hem devletle hem de faşistlerle baş etmenin "çare"sindeydik. Lakin tünelin ucundaki ışık giderek azalıyor, çember daralıyordu. Başka bir şey da yapmak gerekiyordu lakin onun ne olduğunu bilmiyorduk. Bilsek de, öyle bir anaforun içindeydik ki, ne kendimize ne de birbirimize telaffuz edebiliyorduk. Yine de devrim gibi şendik... 12 Eylül sabahı duygum "çaresizlikti..." Ölümü biliyorduk, yenmeyi, yenilmeyi, hücum etmeyi, geri çekilmeyi biliyorduk ama "çaresizlik" bilmediğimiz ve öğrenmemiz gereken bir şeydi.

Saltanat sevdalılarına karşı kıyasıya mücadele edip "çare" aradığımız şu günlerde "çaresizlik" de nereden çıktı demeyin. 7 Haziran'da "çare" olmaya adayken neden çaresizlikle başladığım okuru yadırgatabilir... Şöyle cevaplayabilirim; "çare"nin kendi bağlamı içinde bize bu kadar yakın ve bir o kadar da "bize bağlı" olduğu şu günlerde, çaresizliği aklımızdan kovalım diyedir bu hatırlatma.

Geçenlerde bir muhabbette liseli bir devrimci, "abi, sizin zamanınızda 'diyalektik' diye bir şey varmış. Nereye gitti bu diyalektik," mealinde şaka gibi bir cümle kurunca, hem şaşırdım ama altındaki imayı da anlamaya çalıştım. Ona "damla"nın hikayesini anlattım. Damlayı tanımlayan özellik, kendini tamamlamadan damlayamamasıdır. Ona "damla" diyebilmemiz için damlaması şarttır. Bizi "damla" muhabbetine getiren mevzu şuydu; pek çok insanımız kendi enerjisinin farkında değildi. Damlayı tamamlatıp damlatacak gücün kendinde olduğuna dair algısını yitirmişti pek çok sosyalist. Sosyalistlerin son otuz yıldır devasa toplumsal, siyasal ve sosyal asosyalliği büyük dertti. Kürt özgürlük mücadelesi bu güvenin yeniden gelmesinin önünü açmıştı, ama bunu aşmak esas olarak kendimize bağlıydı. Çünkü kıran kırana süren ve sürecek seçim süreci, içimizden dışımıza, evden sokağa çıkmanın, kırk kapının mandalını çekerek propaganda-ajitasyon ve örgütlenme yapmanın imkanıdır...

Barajın aşılması elbette devrim değil... Bunu liseli devrimciler bile bilir. Lakin, bir eşiğin aşılması "reform düzeyinde devrim", "devrim düzeyinde reform" olarak tarihsel önemdedir kıymetlidir ve müjdelidir. Sayı barajı aşmak için mümkün ve gereklidir. Ama aslolan, HDP'nin içerdiği ve içereceği toplumsal-siyasal toplamın ifade ettiği anlamdır.

Şunu söylemek istiyorum, faklı tarihsel dönemler olsa da 11 Eylül başka 12 Eylül başka bir şeydi. Hayat bize 7 Haziran'ın başka bir gün 8 Haziran başka bir gün olmasını vadediyor. Tarihin mazeretlerimizi elimizden alalı çok oluyor... 8 Haziran'a kadar tüm mazeretler askıya alındı! İzinler kaldırıldı... Yeni Yaşam'ın her birimiz için aynı zamanda politik asosyallikten kurtulmak için de tarihi bir bir fırsat olduğu unutulmamalı...