
Müthiş kendini beğenmiş, kibirli bir kent İzmir!Yakın zamana kadar hep kendinden çok emin bir görüntü verirdi bana. Sanki İzmirli gibi olmayanı, İzmirli gibi yaşamayanı küçümser gibi bir hali vardı bu şehrin…
Daha önceki seçimlerde İzmir’den umduğunu bulamayan kimi siyasetçiler öfkelerine hakim olamaz, İzmir’e “Gavur İzmir” demekten kendilerini alamazdı. Buna rağmen İzmirliler baskıları tehditleri önemsemez aynı seçmen davranışlarını bir sonraki seçimlerde de sürdürürlerdi…
İtiraf etmeliyim bu ‘’kibirli, kendinden emin hal’’ bende de bir öfkeye, bir kızgınlığa neden olurdu. Ancak bu kez başka, çok farklı bir İzmir’le karşılaştım; HDP ve Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın barış dili bu şehrin insanını etkilemiş! Daha ilk günden şehrin sokaklarında dolaşırken, kahvehanelerinde otururken hemen HDP ve Sayın Demirtaş’a olan ilgiyi fark ediyorsunuz.
“Bu ilgi oya dönüşür mü veya ne kadarı oya dönüşür” bunu kestirmek oldukça zor ama en azından şu kadarını çok net ifade edebilirim: “İzmirlilerin Kürt Özgürlük Hareketine ve HDP’ye ilişkin ön yargıları büyük ölçüde kırılmış!”
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın kurmak istediği “baskıcı, tek adam rejimini” durduracak en önemli gücün “HDP” olduğu konusunda çok yaygın güçlü bir kanaat oluşmuş bu kentte. Bunu sadece 2015 seçimlerde Tayyip Erdoğan’ın başkanlığını engellemek noktasında ortaya çıkan matematikle izah etmek de doğru bir şey değil. HDP ile bu şehrin insanı ve sosyalistler arasında oldukça zayıflamış olan güven ilişkisi yeniden oluşmaya başlamış…
Bu kez İzmir artık gerçek anlamda bir kent olmak istiyormuş gibi geldi bana. Tek renkliliğe meyilli, başka yaşam biçimlerini küçümseyen bir şehir gerçek anlamda bir kent olamaz. Yakın zamana kadar “Kapitalist modernitenin” kodlarıyla beyaz Türk dilini konuşan İzmir, gerçek anlamda bir kent olmanın çok uzağında bir görüntü vermekteydi.
Gerçek bir kent, kırsalın aksine oldukça gelişmiş bir çeşitliğe denk düşer. “Kırsala” tekdüzelik hakimdir; oysa “Kent bir harmonide; içinde;” farklılığı, çeşitliliği renkliliği barındırır. İzmir; Rum geçmişiyle, Levantanlarıyla, Efeleriyle, Sabetaycılığla, başlarında sarı beyaz Puşili Türkmenleriyle, Kürdüyle muazzam bir sosyo/kültürel çeşitliliğe denk düşmeliydi. Halbuki son yılların İzmir’i bunun çok uzağındaydı.
HDP işte tam da bu çeşitliliğin partisi. Parti binasından girince hemen güler yüzü, başında beyaz yazmasıyla emekçi bir Kürt kadını karşılıyor sizi. “Heval çay içer misiniz?” Daha önce de gelmiştim İzmir il binasına; ancak bu kez işlerin farklı yürüdüğü hemen fark ediliyor!
Bizim kurumlarda olan geleneksel Kürt insanlarının yanı sıra çok farklı etnik ve inanç gruplarından insanlarla karşılaşıyorsunuz; ancak bunun hiç de bir karmaşaya yol açmamış olduğunu görüyorsunuz!
Genç türbanlı kadın sempatik tavırlarıyla giriyor içeri “Merhaba Heval!” Başka koşullarda genç kadın arkadaşımızın türbanını kendini tehdit eden bir sembol gibi algılayacak olan, Alevi bir amca bu kez aynı sempatiyle “Merhaba Heval” diye cevap veriyor. Muhtemelen her ikisi de HDP’nin başarısı için birlikte saha çalışması yapacaklar. İçerik olarak toplumsal dönüşüm demek olan “sosyal devrim” bu değilse nedir o zaman?
“Bu kez oyumu HDP’ye vereceğim” diyen o kadar çok insanla karşılaştım ki; bu insana umut veriyor. HDP daha şimdiden bir kez için verilen oyu nasıl kalıcı oya dönüştürürüm diye düşünmeye başlamalı bence!
Saat 20’de bu zamana kadar HDP ile kendini tanımlamamış çevrelerden insanlar bir araya gelecekler; ben de gidiyorum söz konusu adrese. Buluşma yerimiz meyhaneyi andırıyor, bu durum oldukça rahatsız ediyor beni. Neredeyse bırakıp gideceğim. Sonra sempatik bir ses: “Toplantıya mı geldiniz?” “Evet”, “Üçüncü kat!”
Üçüncü kata çıkıyorum; çok farklı çevre ve mesleklerden insanlar bir araya gelmişler. Hiçbir hesapları, seçimlerden kendi bireysellikleri anlamında hiçbir beklentileri yok bu insanların. Onları bir araya getiren yegane şey; ülkelerinin geleceğinden duydukları kaygı. Bu ülkede; Türk, Kürt, Çerkez, Alevi, Müslüman, Hıristiyan, kadın, erkek, herkes; savaşsız, sömürüsüz daha mutlu yaşamak istiyor.
Tam zamanında başlıyor toplantı; hiç alışık olmadığımız bir hızda, konuyla alakası olmayan teorik tartışmalara girmeden hemen yapılacak işler ve iş bölümü yapılıyor.
“Hedefe odaklı; az söz çok iş!”