Yatmadan önce her zaman yaptığı gibi son defa camdan baktığında aşağıda tanımadığı yabancılar vardı. Hemen ışığı söndürmeyip dışarı bakmaya devam etti. Beyaz otomobilin içindekiler polisti. Birkaç gün önce aynı aracı okulun çevresinde de görmüştü.
''Nasıl olsa bir haftaya kadar gidiyorum'' diyerek, endişesini bastırmaya çalıştı.
Rüzgarla dolu o gece uyumadı. Şırnak uykudayken daha, uyanıp sessizce yola düştü. Mahallesinden, çevresinden iyi bildiği gençleri seçti. Hepsini kendi eliyle donattı, giydirdi, gerillaya gönderdi.
''Yürüyüşte kendiniz değilsiniz. Birbirinize sahip çıkacaksınız. Yürüyüş, bir yoldaşlık işidir. Yanıbaşımızda toprağa düşen arkadaşlarımıza ihanet etmeyeceğiz” diyerek onlara gece içinde yürümenin ilmini anlattı.
Son grubunu gönderirken, ''Gerilla eksilmeyecek, bir orman gibi çoğalacak. Newroz’dan sonra yanınızdayım'' dedi…
Yanıp tutuşan kadınları, genç erkekleri gerillaya kavuşturduğu için huzurluydu. Artık şehirde işi bitmiş, son görevini de başarıyla yerine getirmişti.
Akşama doğru evin yolunu tutmuştu. Garip bir duygu doldu içine. Arkasına baktı. Takip ediliyordu. Yavaşça dönüp yolun öbür tarafına geçti, yan sokağa sapıp güneye doğru yürümeye devam etti. Birden arkasında bir ses, ''Öldüreceğiz seni'' dedi. Bakmak için döndüğünde, kimse yoktu.
Bîşeng’in tedirginliği o an başlamıştı.
Şimdi yağmur içindeyken, durmadan genişleyen sessizliğin içinde, bahar olunca soluğu aldığı Cudi’de geceleri birlikte şarkı söylediği arkadaşları geldi aklına.
Cudi’ye bakardı ve sevinirdi…
Daha iki gün önce düşman subayının ''Tarayın hepsini… Vurun, hepsini vurun'' sözlerinden sonra 30 kişinin öldürüldüğü kentte, ''Şehitlerimizi almadan gitmeyeceğiz'' diyerek herkesten önce öne atılıp henüz kanı kurumamış bedenleri omuzlamıştı.
Direniş öyküleriyle büyüdü. Çocukluk arkadaşlarıyla paylaştı Zahide, Bêrîvan ve Sertaç’ın destanlarını…
Sonra kendisi de bir destan olacak olan Bîşeng, o zamanlar kadınların yüreğinde bir militan gibi açılmıştı.
Nafiye İrmez, Zeynep Uysal öldürüldükten sonra tehlikeyi farkeden Bîşeng, ''Düşmanın artık ilk hedefi kadınlar olacak. Dağa çıkmaktan başka yol görünmüyor’ diyerek endişesini paylaştı.
Newroz’daki o büyük katliamdan sonra Şırnak lisesi öğrencileri tek tek gözaltına alınmaya başlanmıştı. Gözaltına alınanlar arasında daha 17’sindeki Bîşeng de vardı.
Bîşeng’i gözaltına alan polisler üç gün sonra dedesini arayarak, ''Gelin kızınızın cesedini alın'' dediler.
Kolları, bacakları, sırtı jiletle kesilmiş, güzel yüzü paramparça edilmişti. Üç gün süren işkencenin sonunda başına kurşun sıkarak katletmişlerdi.
Bîşeng’i işkenceyle öldürenler arasında iki kadın polis de vardı…
Dönemin İçişleri Bakanı İsmet Sezgin, ''Ceset üzerinde adlî tabipçe yapılan incelemede maktulenin yakın mesafeden kendi kendini vurup intihar ettiği kesin olarak tespit edilmiştir'' diyecekti.
Şırnak Valisi Mustafa Malay’ın ise ''Bu silahta 20 tane mermi vardı. Bîşeng’in başkalarını vurmaması büyük bir mükafattır. Devletin savcısı, doktoru olayın intihar olduğuna kesin karar vermiştir'' sözleri kayıtlara geçecekti.
İşte o zaman şehrin çevresini derin bir sessizlik, intikam dalgası kaplamaya başlamıştı. Kapılar kapanmış, zaman yıkılıp gitmişti. Şırnak yüzünü Gabar’a, Cudi’ye çevirmişti… Artık bütün uzaklar Bîşeng’in yüzü olmuştu.
Yokluğu ağır gelmişti Şırnak’a ama açtığı kapıdan gidenler sözlerini tuttular…
Bîşeng bir hatıra değil, büyüyen bir özgürlük rüzgarı oldu. Şimdi bir başka uzaklıkta, erken ölenlerle birlikte.
Küçük yaşta gerillalar ile tanışmış, onlarla birlikte büyüyen Bîşeng, artık şehitler ordusunun bir neferidir ve şimdi toprak ananın sıcacık kucağında uyuyor.
Newroz’un kutlu olsun Bîşeng…