Kadın bedenini parçalara ayıran ve her parçasına bir değer biçen eril pozitivist bilim anlayışına karşı bilim disiplinlerinin kadın merceğinden yeniden incelenmesi gerektiğine işaret eden PAJK Jineoloji Komitesi Üyesi Zinê Agirî, demografya, etik-estetik ve sağlığı ele aldı. Erkek iktidarının egemen olduğu toplumsal formlarda kadın, bedeninin ele geçirilmesi gereken bir mülk olarak görüldüğünü ifade eden Agirî, etik-estetik ve sağlığın kapitalist modernitenin eline bırakılamayacak kadar ciddi değerler olduğunu söyledi.

‘Kadının direniş geleneğinin bilimle ifadeye kavuşması’ olarak nitelenen jineoloji ile ilgili oluşturan komitede araştırmalar yapan Zînê Agirî, JINHA’nın demografya, etik-estetik ve sağlığa ilişkin sorularını yanıtladı.

Yaşamı tehdit eden önemli sorunlardan birinin nüfus sorunu olduğunu belirten Agirî, ekonomik ve ekolojik tahribatların doğrudan demografya ile bağlantılı olduğuna işaret etti. Agirî, “Bu nedenle toplumsal yaşamın cinsiyetçi ideolojiden arındırıp jineoloji ile yeniden yorumlamak gerekir” dedi. 


Demografya eril politikalara göre belirleniyor

Eril ideoloji temelinde yapılandırılan aile kurumsallaşmasını doğru çözümlemeden nüfus sorununun doğru çözümlenemeyeceğini vurgulayan Agirî, ‘Hanedanlık ideolojisi’ olarak tanımlanan erkek iktidarının ve bu iktidar gücünü sağlayanın çocukların çok olduğu toplumsal formlarda kadının,  bedeni ele geçirilmesi gereken temel mülk olarak görüldüğünün altını çizdi. 

Devamla “Demografyayı kendi politikalarına göre belirleyen ulus-devletler, geliştirdikleri cinsiyetçi ideoloji ile kendi uluslarını kadın bedeni ve doğurganlığı üzerinden çoğaltırken, farklı ulusların gelişmesini ve çoğalmasını engellemek amacıyla kadın bedeni üzerinden kısırlaştırıcı politikalar uygulamaktadır” diye konuşan Agirî, Nazi Almanyasını örnek verdi. Agirî, Türkiye’de de bu politikanın uygulanışın şu sözlerle dile getirdi: “1996 yılında Kürtlerin nüfusunu azaltmak için Milli Güvenlik Kurulu’nda karar alındı ve genelge oluşturuldu. Sağlık Bakanlığı aracılığıyla Kürt illerindeki sağlık müdürlüklerine gönderildi. Kürt kadınlara ücretsiz olarak doğum kontrol yönteminin uygulanması istendi. Böylelikle kadınların kısırlaştırılmak suretiyle doğurmalarının önüne geçilmesi hedeflendi.”

Agirî, demografya ile kadının bedenini ve doğurganlığını yakından ilgilendiren özelikle çocuk yaşta evlilik, çok eşlilik, kürtaj ve doğum kontrol yöntemlerinin kullanımı gibi durumların ataerkil zihniyet yapısından arındırılıp, jineoloji ekseninde yeniden tanımlanması gerektiğini kaydetti. Bu alanda yürütülecek ciddi kampanya ve eğitimlerle erkek egemenlikli zihniyete karşı mücadele edip ahlaki ve politik toplum yaratılabileceğini, giderek de kadının özgürlük yasalarını oluşturmak gerektiğini söyledi.


Kadın bedeni etik ve estetikten yoksun bırakılmıştır

Etik ve estetiğin ise ayrı ele alınamayacak kadar birbirini tamamlayan disiplinler olduğunu dile getiren Jineoloji Komitesi üyesi, ahlaki ve politik toplumla bağlantısı olmayan tüm bilim, felsefe ve sanat akımlarının sakat doğduklarını veya er ya da geç sakıncalara yol açacaklarını söyledi. 

Kapitalist modernitenin dev kozmetik ve moda endüstrisi ile kadın bedenini parçaladığını kaydeden Agirî, kadın bedenin kadavraya çevrildiğini ve adeta her parçasına bir değer biçildiğini söyledi. Biçim üzerinden ilerleyen güzellik anlayışı ile sektöre dönüştürülen kadın bedeninin etik ve estetikten yoksun bırakıldığını belirten Agirî, sözlerini şöyle sürdürdü: “Kapitalizm, estetik adı film, reklam yoluyla kadın bedenini çirkince kullanıp, en fazla kar sağladığı bir sektör haline getirmiştir. Bu da fazlasıyla insanların ruh ve beden sağlığını bozmakta ve zayıf kılmaktadır. Kadına dayatılan bu yaşam tarzının yaşama ihanet olduğu anlaşılmalıdır.”

 “Kadının kendi yaşantısını şekillendirmek için etik ve estetikten yola çıkarak neyin iyi, neyin kötü olduğuna karar vererek yaşamını ideal ölçülerde kurması gerekir” diyen Agirî,  ahlaki ve politik toplumun asal öğesi olan kadının, bu ölçüleri oluşturmada hayati rol oynadığını dile getirdi. Agirî, “Kadının kendi doğallığına ve asıl tanımına kavuşabilmesi, ancak tüm mülkleştirici anlayış ve yaklaşımlardan kurtulması ile mümkündür. Kadın kendi gerçeğine ve kimliğine değer verdiği oranda bu bağımlılıklardan kurtulabilir ve kendisini daha güçlü kılabilir. Kimlik bilinci temelinde etik ve estetik değerlerin işlevini daha iyi kavrayan kadın, başta kendisi ile bir uyumu ve dengeyi sağlar” dedi.


Jinekoloji egemen ideoloji yönelimlerinden arındırılmalı 

Agirî, sağlık konusunun da kadın bedenini parçalayan tıp anlayışına bırakılamayacak kadar ciddi olduğunu söyledi. Kadın sağlığının jinekoloji alanına sıkıştırıldığını belirten Agirî, bu dalın kadın üzerindeki denetimi arttırıp, en mucizevi eylemi olan doğurganlığını tıbbileştirerek, kadının bedeni üzerindeki söz hakkını elinden aldığını söyledi. Agirî devamla, “Çocuk doğurma, kürtaj ve kısırlaştırma gibi kadının belirleyici olması gereken konularda devletin yetkili kılınması, kadın bedeni üzerinde politika yapılmasına yol açmıştır. Bu politikalar aynı zamanda milliyetçi ve militarist ideolojilerin kadın bedenine bir saldırı biçimi olan kısırlaştırma, çocuk sayısını belirleme gibi pratiklerin de gelişmesine neden olmuştur” dedi. 

Agirî son olarak, “Jinekolojinin egemen ideoloji yönelimlerinden arındırılması ve kadın sağlığı merkezli bir bakış oluşturulması önemlidir. Kadınların kendi algılarına dayanarak, kadın bedenine karşı alışılagelmiş perspektiflere ve aynı zamanda farmokoloji endüstrisine ve erkek egemen jinekolojik yöntemlere karşı bir tutum oluşturmak gerekir. Kadınların kendi kendilerini nasıl jinekolojik muayene uygulayabilecekleri, jinekolojiye dair doğal tedavi yöntemleri ve kadın sağlığının psikolojik, sosyal, toplumsal ve kültürel boyutlarıyla kadın sağlığı alanında da yeni arayışları, tıp alanında çalışma yürüten kadın hekimleri bu çerçevede yönlendirecek çalışmalar yapılması da jineoloji kapsamında ele alınabilecek konulardır” dedi. 


 HABER MERKEZİ