• İstanbul’daki 59 kadın merkezinden yalnızca 2’sinde Kürtçe destek bulunuyor. Kadın Zamanı Derneği, kentteki Kürt kadınların ana dilde güvenli ve erişilebilir alanları keşfetmeleri için "JinMap" uygulamasını başlattı.
  • Kadın Zamanı Derneği kurucu üyelerinden Newroz Ünverdi; “Ana dilde hizmete erişim, ana dilde eğitim ve bireylerin kendi dillerinde kamu hizmeti alabilmesi anayasal ve yasal güvence altına alınması gereken temel haklar olmalı.”

 

MİHEME PORGEBOL/ İSTANBUL

Kadın Zamanı Derneği, Kürt kadınların İstanbul’da kendi dillerinde danışma ve hukuki destek alabileceği merkezleri harita üzerinde gösterdiği JinMap uygulamasını başlattı. Uygulama İstanbul haritası üzerinde kadın danışma merkezlerini gösteren bir arayüze sahip.

https://jinmap.kadinzamani.org adresinden ulaşılabilen uygulama, kadınlar için anadilinde başvuru mekanizmalarının yetersizliğini de gözler önüne seriyor. Kadın Zamanı Derneği kurucu üyelerinden Newroz Ünverdi’yle JinMap ve ortaya çıkardığı tablo üzerine konuştuk.

JinMap tam olarak nedir, ne işe yarıyor? Bu fikir nasıl gelişti?

JinMap bir dijital harita. Kadına yönelik şiddetle mücadele mekanizmaları; sivil toplum kuruluşlarının, yerel yönetimlerin ve bakanlığın bünyesinde bulunan çeşitli kurum ve birimlerden oluşuyor. Ancak İstanbul’da kadınlar bu mekanizmalara erişim konusunda ciddi zorluklar yaşıyor. Biz de JinMap ile bunu görünür kılmak istedik. Özellikle İstanbul’da yerel yönetimler bünyesinde faaliyet yürüten kadına yönelik şiddetle mücadele mekanizmalarına kadınların nasıl ulaşabileceğini, bu mekanizmaların nerelerde bulunduğunu ve hangi destekleri sunduğunu ortaya koymayı amaçladık. Ancak bizim için daha spesifik ve vurucu olan nokta, bu mekanizmalar arasında hangilerinin Kürt kadınlarına kendi ana dillerinde, yani Kürtçe destek sunabildiğiydi. JinMap’in arayüzüne girildiğinde ilk olarak İstanbul’daki kadına yönelik şiddetle mücadele mekanizmaları görülüyor. Bunlar arasında belediyelere bağlı birimler, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin kadın merkezleri, ilçe belediyelerinin kadın danışma merkezleri ve İSADEM’ler yer alıyor. Bu kurumların tamamında şiddete maruz bırakılan kadınlara hukuki ve psikolojik destek sunuluyor; ayrıca çeşitli farkındalık çalışmaları yürütülüyor.

Peki sizin bu çalışmayla amacınız ne?

Bizim temel amacımız bu hizmetler içerisindeki Kürtçe destek kapasitesini görünür kılmaktı. Zaten İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin yürüttüğü “Mor Haritam” adlı bir çalışma bulunuyor. Mor Haritam’da şehirdeki şiddetle mücadele mekanizmalarının tamamı gösteriliyor. Biz buna ek olarak, belediye birimleri içerisinde Kürtçe destek sunan mekanizmaları ortaya çıkarmak istedik. JinMap’te yer alan filtreleme özelliği sayesinde Kürtçe destek sunan mekanizmalar ayrıca görüntülenebiliyor. Elbette arayüz ilk bakışta oldukça renkli ve kapsamlı görünüyor. Ancak filtreler uygulanıp konu Kürtçe desteğe geldiğinde ortaya çarpıcı bir tablo çıkıyor: İstanbul’daki 39 ilçe belediyesi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı birimler içerisinde yalnızca iki noktada Kürtçe destek hizmeti sunuluyor.

Sayının bu kadar az olması şaşırtıcı mı?

Çalışmayı yürütürken bizi mutlu eden bir sonuca ulaşmayacağızı biliyorduk. Çünkü bu ihtiyacın nereden doğduğunu sahada çok net görüyorduk. Aslında çalışmanın çıkış noktası da mahallelerde kadınlarla kurduğumuz temas oldu. Kürtçe konuştuğumuzda kadınlardan sık sık, “Bu işleri Kürtçe yapan birileri mi var?” şeklinde sorular alıyorduk. Biz de dönüp şunu soruyorduk: Bu kentte belediyeler, yerel yönetimler var ve bunlar sürekli eşitlik ilkesini benimsediklerini, kimseyi geride bırakmamayı esas aldıklarını söylüyorlar. Ancak pratikte bunun karşılığını göremiyoruz. Söylemsel düzeyde elbette bu vurgu vardı. Görüştüğümüz kurumlar arasında “Bu çalışmaları yürütüyoruz”, “Çok dilliliği esas alıyoruz” diyenler oldu. Ancak uygulamaya baktığımızda bunların neredeyse hiçbirinin hayata geçirilmediğini gördük.

 Burada bir orantısızlık var. İstanbul’un nüfusu şu an kaç bilmiyorum ama…

Resmi verilere göre 17 milyon sınırında ama 20 milyona yakın olduğunu biliyoruz.

Böyle bir nüfusun yaşadığı 39 ilçede toplamda 59 danışma merkezi var. Zaten daha Kürtçe’ye gelmeden bir yetersizlik söz konusu…

Bu durumda ne yapılmalı?

Yaklaşık 20 milyon insanın yaşadığı bir kentten söz ediyoruz. Bu nüfusun en az yarısının kadın olduğunu düşündüğümüzde ve kentteki şiddet oranlarını göz önünde bulundurduğumuzda, belediyelere bağlı kadın danışma merkezlerinin ve destek hizmetlerinin sayısının son derece yetersiz olduğu görülüyor. Aslında neredeyse her mahallede bir kadın danışma merkezinin bulunması gerekiyor. Çünkü İstanbul’daki kadınların yaşadığı yoksulluğun ne kadar derinleştiğini biliyoruz. Yoksulluğun kadınlar üzerindeki etkisinin katlanarak arttığını da biliyoruz. Ortaya çıkardığımız tablo, söylem ile pratik arasındaki mesafenin oldukça büyük olduğunu gösteriyor. Üstelik bu çalışma çok daha kapsamlı, profesyonel ve derinlikli araştırmalarla geliştirilebilir. Buna rağmen elde ettiğimiz veriler belediyelerin beyanları ile uygulamaları arasında ciddi bir uçurum olduğunu söylüyor.

Vardığınız sonuçları belediyelere ilettiniz mi? Dönüş aldınız mı?

İstanbul’daki 39 ilçe belediyesi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile iletişim kurmaya çalıştık. Ancak belediyelere ulaşmak ve geri dönüş almak zor oldu. Bunun üzerine resmi bilgi edinme başvuruları yaptık. Belediyelerin kadınlara yönelik hangi destek hizmetlerini sunduğunu, bu hizmetlerde Kürtçe desteğin bulunup bulunmadığını ve yoksa geleceğe dönük bir planlarının olup olmadığını sorduk. 11 belediye hiçbir şekilde dönüş yapmadı. İBB dahil toplam 29 belediyeden yanıt alabildik. Daha sonra bu 29 belediye arasından çeşitli ölçütlere göre beş pilot belediye seçtik. Bunlar Arnavutköy, Beyoğlu, Sancaktepe, Ataşehir ve Avcılar belediyeleriydi. Bu belediyelerle yüz yüze görüşmeler gerçekleştirdik. Hem yürüttükleri çalışmaları değerlendirdik hem de elde ettiğimiz veriler üzerinden bir politika analizi yaptık. Avcılar Belediyesi, bu anlamda görece olumlu bir örnekti. Avcılar’da kadın danışma merkezinde çok dilli destek sunuluyor, basılı materyallerde çok dillilik gözetiliyor ve başvuran kadınlara farklı dillerde hizmet verilebiliyor. Ancak burada da önemli bir çelişki var. Kürtçe destek sunan belediyeler bile bunu kurumsal bir politika olarak ele almıyor. Genellikle kadın danışma merkezlerinde Kürtçe bilen bir personel bulunuyor ve Kürtçe destek ihtiyacı ortaya çıktığında bu kişi devreye giriyor. Ancak bu personel, Kürtçe hizmet sunmak üzere özel olarak istihdam edilmiş ya da bu alanda uzmanlaşmış biri değil. Bu arada görüştüğümüz bazı belediyeler, ‘bu tek başına belediyelerin yapabileceği bir şey değil. Bizim parti politikamıza haline gelmesi gerekiyor’ diyordu.

Kürt kadınlarının kendi dillerinde hizmete erişememesi ne tür sorunlara yol açıyor?

Şiddet meselesinin kendisi zaten kadınlarda ciddi travmalar yaratan ve kendini ifade etmeyi zorlaştıran bir alan. Kürt kadınları açısından düşündüğümüzde ise bu durum daha da derinleşiyor. Şiddete maruz kalan bir kadın, anlatabileceği bir alan arıyor; bulduğunu düşündüğünde ise çoğu zaman aşağılayıcı ya da küçümseyici bakışlarla karşılaşabiliyor. Bu, daha ilk temas aşamasında yaşanan bir kırılma. Bir diğer boyut ise dil meselesi. Gidilen kurumda ya tercüman hiç olmuyor ya da araya bir tercüman konuluyor. Bu durumda kadın ister istemez bir ezilmişlik hissiyle baş başa kalıyor. Kendini anlatmaya çalışırken hem daha fazla çaba harcıyor hem de yaşadığı şiddet yeniden üretilmiş oluyor. Böylece süreç bir sarmala dönüşüyor. Kürt kadınları açısından bu tablo, şiddetin anlatılmasını ve başvurulmasını daha da zorlaştırıyor. Zaten devlete yönelik ciddi ve haklı bir güvensizlik söz konusu. Kamu kurumlarına başvuru ihtimalinden söz etmek bile Kürt kadınlar için zor.

Şu da önemli: Eğer tercüman bu alanda yetişmiş biri değilse, kadın kendini ona da açıklamak zorunda hissedebiliyor. Ayrıca tercüman, kadının anlatımlarını kendi algısı içerisinde çevirebiliyor. Bu da çok ciddi bir problem.

Bu da aslında belediyelere sunduğumuz politik önerilerden biriydi. Tercüman kullanımını problemli buluyoruz; çünkü tercümanın devreye girmesi, kadının yaşadığı şeyi defalarca tekrar etmesine ve şiddet sarmalından çıkamamasına yol açabiliyor.

Bir de kadın nasıl güvensin? Bu tercüman kimdir, benim hakkımda ne düşünüyor…

Tercümanın gerçekten doğru çevirip çevirmediği, alandaki uzmanlığı ve şiddetle mücadele, toplumsal cinsiyet eşitsizliği gibi konulardaki duyarlılığı önemli bir husus. Bu kişi kendi önyargılarını bir kenara bırakıp ne kadar objektif bir aktarım yapabilir? Bütün bunlar, kadınların zaten zor olan başvuru sürecini daha da zorlaştırıyor. Tam da bu noktada, dernek olarak sıkça referans verdiğimiz bir örnek var: Fatma Altınmakas. Fatma Altınmakas vakası, tekil gibi görünse de sözünü ettiğimiz ihtiyacı oldukça çarpıcı ve net bir şekilde ortaya koyuyor.

İstanbul gibi bir yerde bile yalnızca 2 merkezde Kürtçe danışmanlık varken kadınların başvurudan vazgeçmek zorunda kaldığını söylemek mümkün. Bu vazgeçme hali kadınların yaşamlarını nasıl etkiliyor?

Bunun da en çarpıcı örneği Fatma Altınmakas. Bahsettiğin durum, kadınların şiddet gördükleri evlere geri dönmek zorunda kalmalarıyla sonuçlanabiliyor. Bu yalnızca Kürt kadınları için değil Türk, Arap ve diğer tüm kadınlar için ortak bir sorun. Kadın, dilini kullanamadığı ve anlaşılmadığını hissettiği bir yerden çözüm bulacağına dair inancını kaybediyor. Şiddet ortamına geri dönmek zorunda kalıyor. Üstelik bu geri dönüş, çoğu zaman çok daha ağır bir şiddetle sonuçlanabiliyor. Kurumlar kadının hayatında şiddeti durduracak bir etki yaratmadığında kadın daha yoğun bir şiddet döngüsüne giriyor.

Peki Kadın Zamanı Derneği olarak tüm bunlara dönük çözüm önerileriniz nedir?

Belediyelerin inisiyatifiyle yapılabilecek işler olsa da konunun yalnızca yerel yönetimlere bırakılmaması gerekiyor. Anadilde hizmete erişim, anadilde eğitim ve bireylerin kendi dillerinde kamu hizmeti alabilmesi anayasal ve yasal güvence altına alınması gereken temel haklar olmalı. Bu güvence olmadığı sürece, belediyeler de çoğu zaman “ihtiyaç yok” ya da “bize böyle bir talep gelmedi” diyerek bu hizmetleri esnetebiliyor ya da hiç gündeme almıyor. Oysa bir ihtiyaç olsa bile bunun nasıl tespit edildiği ve nasıl kayıt altına alındığı da ayrı bir sorun. Öte yandan bu artık el yordamıyla çözülebilecek bir sorun değil. Eğer gerçekten çözüm üretilecekse, mutlaka uzman personelin istihdam edilmesi gerekiyor. Örneğin, tercüman desteği veriliyor ama yanlış çeviri, eksik aktarım ya da önyargılı yorumlar nedeniyle kadınlar açısından yeni bir travma ve risk yaratabiliyor. Hatta bazı durumlarda bu süreç, kadının yaşamını doğrudan tehlikeye sokabilecek sonuçlar bile doğurabiliyor.  Genel olarak belediyelere sunduğumuz öneriler de bu çerçevede şekillendi.