• DAİŞ saldırı sonrası topraklarını terk etmek zorunda kalan ve yıllar sonra Şengal’e dönen Dayê Emşê: “Yerle göğün arasında sığınacak hiçbir yerimiz yoktu. Şengal’e döndüğümde ilk iş kapıyı öptüm. Atalarımın toprağına, yurduma geldim dedim.”

 

DAİŞ’in 2014’de Şengal’e yönelik saldırısı sırasında evinde tek başına olan Dayê Emşê, kayınbiraderinin ailesi tarafından zor şartlar altında Federal Kürdistan Bölgesi’ne ulaştırıldı. Silêmanî’de çalışan çocuklarını geride bırakarak Şêxan’a sığınan Dayê Emşê, eşinin vefatından sonra büyük bir belirsizlikle karşı karşıya kaldı. Şengal’in birçok köyünde dönüşler artık geri döndürülemez bir sürece dönüşürken, Dayê Emşê yıllar süren sürgün ve çadır kamplardaki zorlukların ardından kendi köyü Digur’a kavuştu. “Yerle göğün arasında sığınacak hiçbir yerimiz yoktu” diyen Dayê Emşê, o günleri Nujinha’dan Gulistan Ezîz’e anlattı.

Çadırla tehdit edildiler

Eşi hayatını kaybettikten sonra Şêxan’a yerleştiklerini söyleyen Dayê Emşê, “Şêxan'a geldiğimizde hiçbir şeyimiz yoktu. Yerle göğün arasında sığınacak hiçbir yerimiz yoktu. Kayınbiraderimin evine gittik. On gün boyunca onun yanında kaldık. Onların yeri de çadırdı ve dardı. Rüzgar ve yağmur vardı ve perişan haldeydik” dedi.

Yetkililerden tahsis edilen çadırı almak için yaşananlar da ayrı bir mücadele olduğunu dile getiren Dayê Emşê, kayınbiraderinin oğlunun “çadırımızın yakınına kurulsun” talebi sertçe reddedilerek tehdit edilir. Dayê Emşê, “Çadırı nereye kuracağımızı bilmiyorduk. Aynı görevli, ‘İki gün içinde çadırı kurmazsanız hepsini geri alırım, size hiçbir şey bırakmam’ dedi. O gün akşama kadar yağmur yağdı. Biz de çadırımızı kurduk. O dönemde birçok kişi çadırları satıp parasını cebine koyuyordu. Yoksullar ise çaresizce ortada kalıyordu” sözleriyle yaşadıkları zorluklara dikkat çekti.

Çocuklar soğuktan ölmesin diye

İnsanların parmaklarının donduğu o kışta Dayê Emşê, eşinin kırkını yapabilmek için kampın dışında bir çadır kurar. Dayê Emşê, "Çadırı kurduk, üstüne taş doldurduk ki sabaha kadar uçmasın. Çadırda iki battaniyemiz, iki yastığımız vardı. Altımıza serecek döşeğimiz yoktu. Birkaç parça eşyamız vardı. Kız kardeşim de kampta kalıyordu, yanımıza geldi. Çocuklar soğuktan ölmesin diye iki üç battaniyeyi dikip bize verdi. Sonunda eşimin kırkını yaptım. Altı yıl boyunca o çadırlarda yaşam mücadelesi verdik. Yazın sıcağında kavrulduk, kışın ise soğuktan titredik” ifadelerini kullandı.

‘Burası bizim yuvamız’

Şengal’e dönüş anlarını anlatan Dayê Emşê, “Şengal’e döndüğümde ilk iş kapıyı öptüm. Atalarımın toprağına, yurduma geldim dedim. Derler ya, ‘Yılan bin yıl geçse de yine eski yuvasına döner.’ Burası bizim yuvamız. Allah’tan hep beni atalarımın toprağı olan Şengal’e kavuşmadan canımı almamasını diledim. Her yer güzeldir, vatan ise bambaşkadır" diye konuştu.

‘Her şey küle döndü’

Aslen Barê köyünden olan üç çocuk annesi Dayê Emşê, ailesinin zorla Digur'a yerleştirildiğini belirterek, "Biz Barê'deydik. Babamız, dedemiz, annemiz, kız kardeşlerimiz hep oradaydı. Bizi zorla alıp bu topraklara getirdiler. DAİŞ fermanı gibi ağır bir fermanı başımıza getirdiler. Tatlı sularımızı, Barê'nin pınarlarını, topraklarımızı, bağlarımızı bıraktık. El emeğimiz, alın terimiz hep gitti. Her şey küle döndü ve yüreğimize gömüldü. Nerede oğul, nerede kardeş, nerede anne, nerede kız kardeş? Hepsi gitti. Bize yalnızca acılar ve yas kaldı” ifadelerini kullanıyor.

Êzîdîliklerine sahip çıksınlar

“Yeryüzünde Êzîdîler kadar barışsever ve iyilik isteyen başka bir halk olduğuna inanmıyorum” diyen Dayê Emşê sözlerini şöyle tamamlıyor: “En büyük dileğim Êzîdîlerin Êzîdîliklerine sahip çıkmalarıdır. Êzidîler kendi yollarını bilsinler. Hristiyanlar da Müslümanlar da bilsin, bu da güzeldir. Bütün inançlar ve gelenekler güzeldir. Herkes kendi yolunda yürürse hayat daha güzel ve daha huzurlu olur." ŞENGAL