Faili meçhul veya kayıp davalarının “güvenlik” gerekçesiyle Türkiye kentlerine nakledilmesiyle birlikte Kürdistan’da JİTEM davası kalmadı.
Çözüm sürecinin en önemli ayaklarından birini geçmişle yüzleşme oluştururken, 90’lı yıllarda Kürdistan’da her eve bir faili meçhul veya kayıp hikayesi bırakan JİTEM’den hesabı sorulmadı. 20 bine yakın faili meçhul cinayet veya kayıp olayının failleri yargılanmazken, göstermelik olarak açılan JİTEM davaları da “güvenlik” gerekçesi ile bir bir Türkiye kentlerine nakledilerek, gündemden düşürülmeye çalışılıyor. Son olarak Şırnak’ta görülen Cizre JİTEM davasının Ankara’ya nakledilmesiyle birlikte, Kürdistan’da JİTEM davası kalmadı.
Konuya ilişkin yazılı açıklama yapan HDP Eşbaşkan Yardımcısı Meral Danış Beştaş, açılan davaların mağdur yakınlarının birçok engeli aşarak, sabırla ilettiği bir sürecin sonucu olduğuna dikkat çekerek, “Hakikatle yüzleşmenin önemli olduğu şu günlerde, siyasal iktidar mağdurların adalet arayışını yargı ve hukuk eliyle engelleme ısrarını devam ettirmektedir” dedi.

Faillerin menfaati üstün tutuluyor

Nakillerin “cezasızlık” politikasının bir devamı olduğunu kaydeden Beştaş, yasalarda davanın suçun işlendiği yerin mahkemesinde görüleceği şekilde belirlenmesine rağmen, uygulamada keyfi davranıldığını belirterek, “Yargı mercii tarafından, faillerin menfaatleri mağdurların menfaatlerinden daha üstün tutulmakta. Nakiller, mağdurlar açısından ulaşımın güç olduğu yüzlerce/binlerce kilometre uzaklıktaki şehirlere yapılarak, mağdurların ve yakınlarının duruşmalara katılımı önünde ciddi engeller oluşturulmaktadır” dedi.

Nakillerle gündemden düşürülüyor

Davaların bu yolla gündemden düşürülmek istendiğine dikkat çeken Beştaş, şunları söyledi: “Bu yolla duruşmaların aleniliği, doğal hakim prensibi yok sayılmakta, dava kamuoyunun gündeminden düşürülmeye çalışılmakta ve kamuoyunun denetiminden uzaklaştırılmaktadır. Devlet güçlerinin sanık sandalyesine oturtulabildiği bu sınırlı sayıdaki davalarda yargı merciinin uygulamış olduğu cezasızlık politikası, başta mağdur yakınlarının olmak üzere haktan ve adaletten yana olan tüm kesimlerin adalet duygusunu yerle bir etmektedir.”
Faillerini korumanın katliamları desteklemek anlamına geleceğine işaret eden Beştaş, “Ya bunu açıkça kabul edin ya da adalet ve hakikatin ortaya çıkmasını engelleme tutumunuzdan vazgeçin” çağrısını yaptı.

JİTEM ekibi yeniden görevde

Dava nakillerini DİHA’ya değerlendiren Avukat Mehmet Emin Aktar ise, Hükümet-Cemaat çatışmasının yaşandığı bir dönemde nakillerin dikkat çekici olduğuna işaret etti. 17-25 Aralık operasyonları sonrasında cemaate yakın polis, savcı ve hakimin görevden uzaklaştırıldığını ifade eden Aktar, ondan sonraki sürecin takip edilmesi gerektiğini ifade ederek, “Onun yerine kimler getirildi. Tam da burada her şey düğümleniyor. 90’lı yıllarda faili meçhul cinayetleri işleyen ekip, önemli ölçüde bu görevlere geri getirildi. Bu görevlere getirilenlerin içinde istihbaratın oluşturulması ve bir cezasızlığın yeniden gündeme getirilmesi oluşturuyor. Bunu son dönemde gündemde olan ‘Güvenlik paketi’ ile düşündüğümüzde, bundan sonraki süreçte bu tür yargılamalarda yeni davaların açılmayacağı, açılan davaların da göstermelik yargılamalarla kapatılacağını belirtebilirim” ifadesinde bulundu. 



Siyasi bir karar

Musa Anter davası avukatlarından Selim Okçuoğlu da, nakillerin münferit olaylardan çok bilinçli bir faaliyet olduğunu söyledi. Okçuoğlu, “Temel amacı kısıtlı sayıdaki yargılamaların içini boşaltmak olduğu anlaşılıyor. Bu durumda siyasi bir karar olduğu söylenebilir. Burada temel amaç, alakasız yerlerde, gözden uzak bir şekilde yargılama yaparak, davaları sonuçlandırmak” diye konuştu. 


Nakledilen davalar

* Muğla’da polis tarafından öldürülen üniversite öğrencisi 21 yaşındaki Şerzan Kurt davası, “güvenlik” gerekçesiyle Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesi’ne alındı.

* 1995 yılında gözaltında kaybedilen Nezir Tekçi davası Eskişehir’e alındı. AİHM’in bu dava nedeniyle Türkiye’yi adil yargılama ve yaşam hakkını ihlal ettiği gerekçesi ile mahkum etmesine rağmen, sanıklar Ali Osman Akın ve Kemal Alkan tutuksuz yargılanmaya devam ediliyor.

* 1993-1995 yılları arasında yirmi sivilin öldürülmesi nedeniyle yargılanan Albay Cemal Temizöz davası 2009 yılından bu yana Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmekte iken, sanık vekillerinin talebi ile dava 5 yılı aşkın bir süre sonra somut hiçbir gerekçe olmaksızın dava Eskişehir iline nakledildi.

* 1993 yılında 9 kişinin devlet güçleri tarafından yakılarak katledilmesiyle ilgili görülen Vartinis davası nakil kararı ile Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesi’ne alındı. Sanıklar tutuksuz yargılanıyor.

* 3 kişinin yaşamını yitirdiği Çaldıran İnfazları davası Van ilinden Ankara’ya nakledildi. Dava sanıkları nakil kararından hemen sonra Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tahliye edildi.

* Mete Sayar (Görümlü) davası somut bir neden olmaksızın Amed’den Ankara’ya nakledildi. Ankara Ağır Ceza Mahkemesi’nde, 6 kişinin ölümünden sorumlu tutulmalarına rağmen Mete Sayar ve diğer sanıklar tutuksuz yargılanıyor.

* Gazeteci yazar Musa Anter’in katledilmesiyle ilgili dava hiçbir neden olmaksızın Amed’den Ankara’ya nakledildi.

* 8 Ekim-25 Ekim 1993 tarihleri arasında Kulp-Muş-Lice bölgesinde General Yavuz Ertürk komutasındaki Bolu Tugayı tarafından yürütülen askeri operasyonda 11 köylünün katledilmesi davası Amed’den Ankara’ya nakledildi. Bu davada da sanıklar tutuksuz yargılanıyor.

* Mardin ve ilçelerinde, 1992-1996 arasındaki 22 faili meçhul cinayet, gözaltında kaybetme ve köy yakmalara ilişkin dava daha başlamadan güvenlik gerekçesiyle Ankara’ya nakledildi. Kamuoyunda Kızıltepe Jitem davası olarak bilinen ve Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından görülecek olan davanın henüz duruşması dahi yapılmadı.

* Lice’de Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’ın da aralarında bulunduğu 16 kişinin öldürülmesine ilişkin açılan Lice katliamı davası Amed’den ilk olarak Eskişehir’e, oradan da Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesi’nin görevsizlik kararı ile İzmir’e nakledildi.


YASİN KOBULAN/DİHA/AMED