Mardin’in Dargeçit ilçesi kırsalında 2 Mart tarihinde çıkan çatışmada şehit düşen YJA Star gerillası Jîyan Konak (Emgihan Gabar) 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde doğduğu köy olan Mardin’in Nusaybin ilçesine bağlı Eskimağara (Ziwingê) köyünde kadınların zılgıt ve ağıtlarıyla defnedildi. Aynı zamanda Musa Anter’in doğduğu köy olan Ziwingê’nin tarihi de Kürdistan’da yakılan binlerce köyden farksız. Eteklerine kurulu eski ustalarca yapılan örme taş ve mağara evlerle süslenen Ömeryan dağlarının arasında tarihe karşı ayakta kalmayı başarmış bu köye daha adım atar atmaz, nice kahramanları koynunda büyütmüşlüğünün derin esintisini hissedersiniz. Jiyan’ın doğduğu tarihi taş evde bizleri karşılayan baba Emin Konak, “Jiyan’ın öyküsü de tarihe yitik bir esinti bırakmış, isimsiz kahramanlar gibi” diyor kızı için. 


Beni bundan sonra dağlar büyütecek...

Omeryan dağlarının her karışında kızının ayak izlerinin olduğunu söyleyen Emin Konak, “Dağlara sevdalı bir kız büyüttük. 8 erkek, 3 kız çocuğu olan bir aileydik. O dönemler de tıpkı şimdiki gibi Kürtlerin yoğun bir şekilde yönünü dağlara verdiği bir dönemdi. Omeryan bölgesindeki gerillaların birçoğu bu köyün suyunu içmiştir muhakkak. Yurtsever bir aileydik. 1988’de işkence tezgahlarından geçtim, aylarca Diyarbakır zindanında kaldım. Çocuklarımı Kürt mücadelesine sadık evlatlar olarak büyüttüm” dedi. 

Jiyan’ın sessiz bir çocukluk geçirdiğini söyleyen baba Konak, “Günlerce cam kenarında gerillaların geçişini bekleyen bir çocuktu. 1992’de daha 15 yaşındayken katılım yaptı, yaşı küçük diye onu 3 kez geri getirdim. Her getirdiğimde yol boyu ağlardı. Son getirdiğimde günlerce yataktan çıkmadı. 16’sında yine katılım yaptı, onu tekrar getirmek için düştüm yollara. Vardığımda ise bana cevabı, ‘Kürdistan dağları bir tek senin değil, bu hareket benim de hareketim. Bundan sonra beni dağlar büyütecek’ oldu. O günden sonra onu hiç görmedim. Yıllar sonra evine ölü bedenini getirdim” diye konuştu.


Kahraman olarak evine döndü

Kızının cenazesini teşhis etmek için Mardin Devlet Hastanesi morguna girdiğinde kendisiyle birlikte yaşamını yitiren 7 arkadaşının cansız bedenlerinin tanınmayacak halde olduğunu kaydeden Konak, şöyle devam etti: “O an aklıma Musa Anter’in işkence tezgahında ona zulmeden askere, ‘Biz olsak size bu zulmü yapmazdık, aramızdaki fark işte budur’ sözleri geldi. Kürtleri zulmedenlerden ayıran mazlum duruşudur. Yıllar önce daha küçük bir çocukken dağlarda ayrıldığım kızım evine büyük bir komutan olarak döndü. Küçücük kızdan büyük bir komutan çıktı. Beni yanılttı, kendini geliştiren, arkasında binlerce direniş destanı bırakan bir kahraman oldu kızım. Onunla gurur duyuyorum.” 


Kendisine söz vermişti

Ablası Yıldız Acar ise Jiyan’ı şu sözlerle anlattı: “Kural tanımaz küçük bir kızdı. Diktirdiği gerilla kıyafetleriyle dolaşırdı. Evdeyken bile kendine bir gerilla gözüyle bakardı. O dönemlerde kadınların gerillaya katılımı çok azdı. Ona, ‘Kadınların ne işi var gerillada’ dediğimizde kıyametleri kopartırdı. ‘Gerillanın kadını erkeği olmaz. Kendime söz verdim, gerilla olacağım’ derdi. Her gittiğinde babam onu geri getiriyordu. Yaşı küçük olduğu için gerillalar onu babama teslim ediyordu. Evden kaçan küçük kız çocuğu gibiydi. Babamın onu son getirdiğinde, saçlarını kınalayıp yatağa girdi. ‘Yatağım çürüyene dek çıkmayacağım’ dedi. Onunla şakalaşmak için, ‘Kına yakmışsın hayırdır, gelin mi olacaksın?’ diye sorduğumda bana, ‘ben dağların geliniyim’ diye cevap verdi. Jiyan dağlara aşık biriydi, onu yolundan hiç bir güç geri çeviremezdi. Benim küçük kardeşim şimdi de büyük bir komutan olarak evine döndü. O bizim gurur kaynağımız.” 


Gerillaların arasında büyüdük

Dağların kızını en iyi tanıyan da onun gibi dağlarda büyüyen arkadaşı olur. Çocukluğunu Jiyan’la birlikte Omeryan dağlarında geçiren amcasının kızı Zozan Ay, çocukluklarının gerillaların arasında geçtiğini söyledi. Jiyan’la birlikte köylerine kilometrelerce uzak bir kuyudan eve su çekip gizlice gerillalara götürdükleri yılları anlatan Ay, şöye sürdürdü: “Su götürüp akşama kadar yanlarında kalırdık. Sanki evimiz orasıydı, saçlarımızı tararlardı, bizimle birlikte ip atlayıp top oynarlardı. Onlar kendi işlerini yaparken biz de hemen yanlarında taşlardan yaptığımız oyun alanımızda evcilik oynardık. Jiyan onlara hayrandı, ağabeyim o dönemlerde yeni katılmıştı. Ona hayrandı, onun gibi olmak isterdi. Bir kaç defa ‘Beni de aranıza alın’ dese de gerillalar onu yine evine gönderirdi. Bir gün yine, ‘ben katılım yaptım artık aranızdayım’ diyip tüm ısrarlara rağmen dönmedi. Amcam gidip ona yalvara yakara getirdi.” 


Hayallerini gerçekleştirmeyi başardı

Eve döndüğünde Jiyan’ın küçük köylerinde kendini parti çalışmalarına adadığını söyleyen Zozan Ay, şunları kaydetti: “O sıralarda çevre köylerde koruculuk başlamıştı. Jiyan köyündeki ve tüm çevre köylerdeki kadınları örgütleyip bir gün belirledi. O gün herkes sarı, kırmızı, yeşil renklere bürünüp Dala Köyü’ne doğru yürüyüşe geçti. Oraya vardığımızda yüzlerce kadın olmuştuk. Köydeki korucular bizden korkup kaçtı. Birçoğu koruculuğu bıraktı. Kural tanımayan, kendi hayatını kendisi belirleyen bir kızdı. Kimlikteki adı Türkan’dı. ‘Ben bu adı beğenmedim, benim adım Jiyan olsun’ diyip değiştiren, öz bilinci ve iradesi yerinde olan bir çocuktu. Böyle bir çocuğu evde zapt etmek mümkün değildi tabi, bir yıl sonra yine yönünü dağlara verdi. O gittikten sonra da köyümüz askerler tarafından boşaltıldı. Sitililê Köyü’ne göç ettik, o artık özgür dağların özgür kadını, biz ise göç etmeye zorlanan mazlum bir halktık. Dünyamız köyümüzdü, öyle ki Sıtililê’ye ilk gittiğimde kimse anlamasın diye onlara Kürtçe laf söylüyordum. Sanki tek Kürdistan bizim köymüş gibi hissediyordum. Onların da Kürtçe konuştuğunu görünce çok şaşırmıştım. Hep Jiyan’la ağabeyimi düşünüyordum. Yıllar sonra can dostumun cansız bedeni evine döndü. Onu yine getiren babası oldu ama bu kez tabutunu getirdi. Jiyan hayallerinin peşinden gitmeyi başaran bir kadın olarak döndü. ‘Bir gün onun gibi olacağım’ dediği ağabeyim gibi olmuştu. Duyduğuma göre ikisi Gabar bölge sorumlusu olmuş ve aynı saflarda savaşmış. Kınalı saçları artık bir komutana aitti. Küçük kızı değil de büyük bir komutanı toprağa verdik.”


JİNHA/MARDİN




15’inde vuruldu İbrahim


Cizre direnişinin 4. gününde Türk keskin nişancılar tarafından katledilen 15 yaşındaki İbrahim Akhan’ın ailesi, kimsesizler mezarlığına defnedilen çocuklarının cenazesini almak için ablukanın tamamen kalkmasını bekliyor. 

Cizre’de soykırım saldırılarının hemen öncesinde onlarca okulun yanı sıra hastaneler ve birçok devlet kurumunu askeri karargaha çevrildi. Devletin karargaha çevirdiği yerlerden biri olan Cizre Devlet Hastanesi’ne ağır silahların yanı sıra keskin nişancılar da yerleştirildi. 6 çocuklu Akhan ailesinin 3’üncü çocuğu olan 15 yaşındaki İbrahim Akhan, bu keskin nişancılar tarafından vuruldu. Akhan, ailesi ile birlikte terk etmek istemediği Sur Mahallesi’ndeki evlerinde eniştesi Kadir Çömlek ile evin bahçesine çıktığı sırada katledildi. 14 Aralık’ta tekrar başlayan saldırıların 4. gününde Çömlek’in dirseğini parçalayarak çıkan kurşun Akhan’ın karnına saplandı. Yaralanmasının ardından devlet güçleri 2 saat boyunca ambulansın gelmesine izin vermezken, ailesinin de çocuklarına müdahale çabasına ateşle karşılık verildi. Yaklaşık 2 saat sonra evlerinin önüne gelen ambulansla askeri karargaha çevrilen Cizre Devlet Hastanesi’ne kaldırılan eniştesi Çömlek ile Akhan, artık şehit olmuşlardı.


15 yaşında bir emekçi…



Cizre’de dünyaya gelen Akhan, küçük yaşına rağmen inşaatlarda çalışıyordu, hurdacılık ve tarım işçiliği yapıyordu. Yüreği çocuktu ama kendisi bir yetişkin kadar olgun olan Akhan, ağabeyi ile birlikte Irak’a gider, Irak’tan getirdikleri ürünleri birlikte satardı. Ailesi ile birlikte sıkıyönetim saldırılarının başlamasıyla mahalleleri Sur’da kalmayı tercih etmiş, evlerini terk etmek istemeyerek, devletin her türlü politikasına karşı direnmeyi seçmişlerdi. Akhan’ın şehadetinin  ardından 26 gün boyunca Cizre Devlet Hastanesi’nde bekleyen cenazesi, ailesi tarafından Cizre’deki abluka kaldırılmadan alınmak istenmedi. Ailenin cenazeyi abluka kalkmadan almayacaklarını bildirmesi üzerine Akhan’ın cenazesi devlet tarafından korsan bir şekilde kimsesizler mezarlığına defnedildi.


Abluka kalkmadan almayacağız

Ailesi Akhan’ın cenazesinin kimsesizler mezarlığında tutulmasından rahatsız. Ama yine de Cizre’deki abluka tamamen son bulmayana ve Cizre direnişine yakışır bir cenaze töreni düzenlenmeyene kadar oğlunun cenazesini kimsesizler mezarlığından almayı da reddetmiş. Akhan’ın babası Abdullah Akhan, “Kimsesizler mezarlığı da olsa Cizre toprağı orası. Orada kalmasında bizim için bir sorun yok. Ama abluka kalkarsa Cizre halkı ile birlikte oğlumuza ve Cizre direnişine yakışır bir şekilde tören yaparak, oğlumuzu tekrar defnetmek istiyoruz” sözleri ile Cizre’deki ablukanın halen sürdüğüne dikkat çekiyor. 

Baba Akhan oğlunun hedef alınarak katledildiğini ve katledilmesinin hesabını bugün olmazsa da bir gün elbette soracaklarını kaydetti.

Akhan’ın katledildiği saldırıdan yaralı kurtulan eniştesi Kadri Çömlek ise Akhan’ın, cana yakın, herkes ile sohbet edebilen, arkadaşlık kurabilen bir kişiliğe sahip olduğunu belirtiyor. 


DİHA/ŞIRNAK