Gomondai, 31 Mart 1991’de, bugünkü Albertplatz durağından 14 ırkçıyı alan tramvayın en arka vagonunda yalnız başınaydı. Tanık ifadelerine göre ırkçılar, tramvay henüz gelmeden yabancı düşmanı bir hezeyanla bağırıp çağırmaya başlamış haldeydi. Tramvay ayakları ucuna, bir vagonda yalnız başına oturan siyah genç adamı getirdiğinde ise dört yandan ölesiye saldırdılar. İçlerinden bazıları, yolcu tutamaklarında sallanıp maymun sesleri çıkarıyor; geriye kalanlar, Mozambikliyi gülüşmeler içinde öldürüyordu.

 

OSMAN OĞUZ

oseoguz@gmail.com

Doğu Almanya’nın barok silüeti ve ırkçısıyla meşhur kenti Dresden’de 1991 yılının Paskalya Bayramı; Berlin Duvarının ve reel sosyalizmin yıkılmasının hemen ertesi. Mozambikli siyah bir göçmen işçi olan Jorge Gomondai, bindiği tramvayda ırkçı saldırıya uğradı; aldığı yaralar, bir hafta sonra, 6 Nisan’da ölümüne sebep oldu. Saldırının gerekçesi, bir siyah olarak orada bulunmasından başka şey değildi. Berlin Duvarının yıkılması ardından gerçekleşen bu ilk ırkçı cinayetin hikayesi, bir yandan bugüne ve tarihe, diğer yandan sömürgeci kişilik bozukluğunun kodlarına dokunan önemli detaylar içeriyor.

Jorge Gomondai, 1962 yılında Mozambik’te doğdu ve 900 binden fazla insanın yaşamına, geri kalanlar için ise büyük bir sefalete mal olan iç savaş sırasında ailesiyle birlikte bölge bölge göç etmek zorunda kaldı. Mozambik, 1975’e değin Portekiz sömürgesiydi; sonunda bağımsızlığını kazandığında ise elde sömürgeciliğin geride bıraktığı acı tortudan başka pek az şey kalmıştı. Gomondai, 1981 yılında, zamanın Mozambik Halk Cumhuriyeti tarafından sözleşmeli işçi olarak Almanya Demokratik Cumhuriyetine gönderildi. Keza iki sosyalist devlet arasında Şubat 1979’da bir dostluk anlaşması imzalanmış; bunu takiben yaklaşık 20 bin Mozambikli, işgücü gereksinimi duyan Doğu Almanya’ya doğru yola çıkmıştı.

Maaşın yüzde 60’ına ‘Mozambik’te doğdun’ haczi

Öyle ya, iki ülkede de işçilerin hukukunun korunmasını ilkelerinin başına yerleştiren yönetimler bulunuyordu fakat anlaşılan sömürgecilik, bütün hukukların üzerinde, doğa kanunlarının belki bir tık gerisinde, işini görmeyi sürdürüyordu. Mozambikli işçiler, göçmen işçilerin “fıtratına” uygun biçimde, beyaz Almanların yapmak istemediği ağır işlerde düşük ücretlerle çalıştırıldı fakat yalnız bu da değil: 1987 yılından itibaren kazandıkları paranın yüzde 60’ına sosyal güvence ve ülkeleri Mozambik’in borçları karşılığında el konuldu. (1)

Gomondai, Almanya’ya işçi olarak geldiğinde 18 yaşında bir gençti. Ona uygun görülen işyeri, kentin mezbahası oldu. Sözleşmeli işçiler, kentin kıyısında, beyazların mahallelerinin dışında, “yabancı yurdu” denilen mekanlarda barınıyordu. Bugün mültecilerle ilgili dolaşan yabancı düşmanı söylentiler, o gün de onlarla ilgili dolaşımdaydı. Alman kadınlarını ayartmak için fırsat kolluyor, maaşlarını da döviz üzerinden alıyorlardı! Alman ülkesinde Almanlar ikinci sınıf, “bimbo”lar birinci sınıf olmuştu!(2)

   

Irkçı saldırı ve polis raporu: ‘Mozambikli sarhoştu, düştü’

Dresden, 90’lı yılların başında, bugün de olduğu gibi Neonazilerin en güçlü olduğu kentlerden biriydi. Emiliano Chaimite, Süddeutsche Zeitung’a yıllar sonra o günleri şu cümlelerle anlatacaktı: “Tramvayda her zaman en öndeki vagona, makinistin yakınına oturuyordum. Karanlık olduktan sonra sokağa çıkmıyordum. Hele Gorbitz veya Prohlis gibi belirli semtler, tamamen tabuydu.”

Gomondai, 31 Mart 1991’de, bugünkü Albertplatz durağından 14 ırkçıyı alan tramvayın en arka vagonunda yalnız başınaydı. Tanık ifadelerine göre ırkçılar, tramvay henüz gelmeden yabancı düşmanı bir hezeyanla bağırıp çağırmaya başlamış haldeydi. Korkudan ya da gizli veya açık duygudaşlıktan dolayı tepki görmeyeceklerinin bilinciyle, kamusal alanın orta yerinde. Tramvay ayakları ucuna, bir vagonda yalnız başına oturan siyah genç adamı getirdiğinde ise dört yandan ölesiye saldırdılar. İçlerinden bazıları, yolcu tutamaklarında sallanıp maymun sesleri çıkarıyor; geriye kalanlar, Mozambikliyi gülüşmeler içinde öldürüyordu. Makinist, bir süre sonra en arka vagonda bir kapının açıldığını fark edip tramvayı durdurdu ve Gomondai’nin sokağa uzanmış kanlar içindeki bedeniyle karşılaştı. Saldırganlar olay yerinden çoktan uzaklaşmıştı. Mozambikli kaçmaya çalışırken yere mi yığıldı yoksa ırkçılar tarafından trenden mi atıldı, hiçbir zaman kesinleştirilemedi fakat makinistin çağrısı üzerine gelen polisler olan bitene bir açıklama bulmuştu bile: Gomondai sarhoştu ve hareket halindeki tramvaydan düşerek kendini yaralamıştı. Polis, birçok tanığın saldırı olduğu beyanına rağmen resmi raporlarda olan biteni bu iddiayla anlatacak, hakiki bir olay yeri incelemesi de yapmadan karakola geri dönecekti.

‘Sömürgeyi öldürmenin konforu’: Ne sorgu sual, ne ceza, ne özür

Cinayet, ancak medyada görünürlük kazandıktan sonra polis tarafından ırkçı bir saldırı olarak incelenmeye başlandı ama delillerin toplanması ve faillerin yakalanması için artık çok geç olmuştu. Olay günü tanık ifadeleri, bir saldırı olmadığı ön kabulüyle alınmıştı ve eksiklerle doluydu; zanlılardan birine ait video kaydı, incelenmeden silinmişti; saldırının gerçekleştiği vagon, parmak izi taraması yapılmadan temizlenmişti ve önemli bir sorgu tutanağı, eksik imzalardan dolayı geçersiz hale gelmişti. Neonazi grupların eski bir üyesi, çevresinden duyduklarına dayanarak genç adamın vagondan atlamadığını, saldırganlar tarafından bıçakla atlamaya zorlandığını aktardı ama o da delilden sayılmadı. Saldırganlardan sadece üçüne ulaşılabildi. Bunlardan ikisi birer buçuk yıl hapis ve para cezasına, biri öncesinde bir başka Alman solcusuna daha saldırdığı için iki buçuk yıl hapis cezasına çarptırıldı. Cinayetin faili meçhul kalmasına ve cezasızlığa sebep olan yetkili makamlar, bugüne değin hem Gomondai’nin ailesine tazminat ödemeyi hem de onlardan resmi bir biçimde özür dilemeyi reddetti, reddediyor.

‘Bir zenciye elbette ki dokunacak değilim!’

Sömürgeci kişilik bozukluğunun ayyuka çıktığı anlardan biri de, cinayetten sonraki bir belgesel için yapılan röportajlar oldu. Görüşü alınan tanıklardan çoğu, Gomondai’yi Türkçeye belki “zenci” olarak çevrilebilecek siyahlar için kullanılan hakaretamiz, insandışılaştırıcı sözcükle anıyordu.

Bir diyalog ise özellikle ilgi çekiciydi. Kanlar içinde yerde yatan Gomondai’nin çevrede bulunanlardan yardım isteyerek elini uzattığını anlatan tanık, “Peki uzattığı eli tuttunuz mu?” sorusuna -böyle bir sorunun sorulmuş olabilmesine şaşıran bir ifadeyle- şöyle yanıt veriyordu: “Bir zenciye elbette ki dokunacak değilim!”

Dresden halkının cinayet sonrasındaki tutumu, elbette bundan ibaret olmadı. Saldırının netleşmesi ardından yapılan ilk anma etkinliğine, yedi bin civarında kişi katılacaktı. Belediye, Mozambiklinin tramvaya bindiği durağın ardındaki meydanı “Jorge Gomondai Meydanı” olarak isimlendirip bir anıt taş koydu. Burası, her yıl yapılan ve neredeyse bütün partilerin katıldığı anma etkinliklerinin de mekanına dönüştü. Fakat cinayetin sömürge ilişkileriyle ve bu yazıda “sömürgeci kişilik bozukluğu” olarak anılan beyaz kibirle bağını sorgulayan bir anma biçimi, ancak marjinal olarak görünür olabildi. İyi niyet dilekleri, olayın politik ve toplumsal özüne yaslanmayınca, suya yazılan yazılara dönüşüyordu. Keza Gomondai cinayetinden on yıllar sonra işlenen bir başka cinayet, aynı kurumsal ve toplumsal reflekslerin ayyuka çıktığı bir an olarak hafızalara kazınacaktı: Mısırlı kadın Marwa El Şerbini’nin öldürülmesi.

2009, Dresden: Beyaz saldırdı, siyah vuruldu

El Şerbini, Mısır milli takımında da uzun yıllar oynayan bir hentbol oyuncusuydu ve 2008 yılında eşiyle birlikte Almanya’ya göç etti. Ağustos 2008’de 31 yaşındaki kadın, başörtüsünden dolayı uğradığı ırkçı tacizlerden sonuncusunu bir hentbol maçı sırasında yaşadı. Bir tanık, maçı izleyen Rusya kökenli Alman Alex Wiens’i bu tacizlerden dolayı ihbar etti. Bu ihbar, El Şerbini’nin de çağrıldığı bir davanın ilk adımı oldu. Duruşma salonunda Wiens kendisini, “Böylelerini incitmek mümkün değildir, çünkü onlar gerçek insan bile sayılmazlar” diyerek savundu. Mahkeme sonunda Wiens, günlüğü 13 Euro’dan para cezasına çevrilen 60 günlük hapis cezasına çarptırıldı.

1 Eylül 2009 günü gerçekleşen duruşma sona erdiğinde Wiens, üç aylık hamile de olan El Şerbini’nin önünü kesti ve 18 bıçak darbesiyle ağır yaraladı. Genç kadını kurtarmak için Wiens’in üzerine atlayan eşi de bıçaklandı. Bu sırada bir polis, El Şerbini’nin eşine hedef alarak ateş etti. Keza saldırganın o olduğunu, Wiens’in ise saldırıyı önlemeye çalıştığını düşünüyordu. Sömürgeci görme biçimi, siyah olanı refleks olarak suçlu kodlamış, saldırgan beyazı ise kurtarıcı yapmıştı. El Şerbini saldırının hemen ardından hayatını kaybederken, eşi de polis kurşunu dolayısıyla yaşam mücadelesi vermek zorunda kalacaktı.

‘Tadımız kaçmasın’ solculuğu ile patetik sömürgelik arasında

Bugünlerde Dresden ve başkenti olduğu Saksonya Eyaletinde bu ırkçılık, yaşamayı ve hatta güç kazanmayı sürdürüyor. Batının İslamlaşmasına Karşı Yurtsever Avrupalılar (PEGIDA) adını taşıyan ırkçı organizasyon, pazartesi günleri hala binlerce insanı sokağa çıkarıyor; ırkçı AfD’nin 1 Eylül’de yapılacak seçimlerde eyalet genelinden en az yüzde 25 oy alacağına kesin gözüyle bakılıyor. Kentin yeni siyahları mülteciler, ırkçı saldırıların da yeni hedefi. Dört bir yanda bu vaziyete panzehir olmak iddiasındaki “projelerle” karşılaşmak mümkünse de meselenin kaynağına, sömürge ilişkilerine dokunan bir sorgulama mümkün görünmüyor; keza ırkçılığın hedefinde olanların genel tutumu ya “kurban rolü” aracılığıyla “hoşgörü dilenciliği” ya da suskunluk, her iki ihtimalde de edilgenlik olarak ayyuka çıkıyor. Kendini “kötücül siyahlardan” ayırmaya, bir nevi “güler yüzlü/tolere edilesi öteki” imajıyla “entegre” olmaya çalışan patetik bir sömürge hali de farklı biçimlerde gözlemlenebiliyor. Bu tabloda solun önemli bölümü ise esasen meseleyi genelgeçer “hoşgörü”, “birlikte yaşamanın faziletleri” söylem bulutuyla geçiştirmek uğraşında gibi görünüyor. Sömürge insanının uygarlığın bütününe dair gözle görünür öfkesini -bu “Fanonyen” öfke/şiddet, şok edici ve hatta “toplum düşmanı” biçimlerde de açığa çıkabilir!- politize etmenin, sözü esas sahibine teslim etmenin arayışı ise ne mümkün ne de revaçta görünüyor.

Çölde akan kanımız ve çiçekleri küçük bahçenin

Jorge Gomondai, öldürülmesinin yıldönümünde yeniden anılacak. Mümkündür ki anma, yaklaşan seçimlerden ve yükselen ırkçılıktan dolayı ilgi de görecek. Kuşkusuz ki kıymetli. Keza bu, anma vasıtasıyla hiç değilse “ölmek hakkının” teslim edilmesi anlamına geliyor. Ne var ki olan biten, yüksek ihtimalle yine beyazların günah çıkarma ayinine dönüşecek; sömürgeci ile sömürgenin yaşamları, tanınabilirlikleri arasındaki hiyerarşinin kökleri, söze de eyleme de kılavuzluk etmeyecek. Yüksek ihtimalle yine, beyazı apaçık suçlayan, mahkum eden değil “ah vah eden” ve hoşgörü dileyen bir siyah bulunacak ve konuşturulacak. Bugünün ırkçılığı dahi mümkün ki yine bugüne uzanan bir tarihin, kökleri bugünde de olan ilişkilerin dışavurumu olarak değil, “geçmişte kalmış karanlık günlerin” peşimizi bırakmayan kötücül gölgesi olarak kodlanacak. Günün sonunda ırkçı şiddet, -niyetten bağımsız olarak- tarihsel ve toplumsal kökleriyle değil, bir marjinal hastalık gibi kabul edilecek, edilmek istenecek; öyle ya böylece beyaz tekine değin uzanan çiçeklerle dolu dallar, budanmaktan kurtulacak. Nazım Hikmet’in İsviçre’den geçerken yazdığı şiirde bahsettiği çiçeklerle:

çiçekleri küçük bahçenin

çiçekleri biraz da

çölde akan kanımızla sulanmadı mı?

sulanmıyor mu?

Hiçbir polis raporunun yanıtlayamayacağı bir soru ise öylece salınmaya devam edecek uygarlığın tepesinde: Jorge Gomondai’yi sarhoş, El Şermini’nin eşini saldırgan olarak kodlayan polislerin gözleriyle, siyah Afrikalının, mülteci Arap’ın gözleri aynı şeyi mi görüyor?

O dönemde Almanya yolcusu olan 20 bin civarındaki Mozambikli işçinin 15 bine yakını, sınırdışı edilerek gönderildikleri ülkelerinde el konulan emeklerinin iadesi için eylem yapmayı sürdürüyor ama Alman devleti, bu talebi her seferinde reddediyor:

 

https://www.dw.com/de/mosambikanische-vertragsarbeiter-entsch%C3%A4digung-f%C3%BCr-ausbeutung-in-der-ddr/a-47714291

 

“Bimbo”, Saksonya’da siyahlar için kullanılan ırkçı bir tabir.

Dönemin söylentileri için kaynak:

Van der Heyden, Ulrich/Semmler, Wolfgang/Strassburg, Ralf: Mosambikanische Vertragsarbeiter in der DDR-Wirtschaft.