Geçen Pazar günü Hatay’da Suriye’deki savaşı protesto etme amaçlı ve antiemperyalist argümanlarla “Suriye Halkları İle Barış ve Kardeşlik Mitingi” gerçekleştirildi.
Büyük bir kitlesel katılıma sahne olan söz konusu miting, ardında Hatay Halkı’na bolca gaz bombası, tazyikli su ve cop darbelerinden başka, mücadele açısından ümit verici birçok ders de bıraktı.
Ona yakın farklı etnik köken ve inanç gruplarına bağlı insanların, tıpkı Antakya Arkeoloji Müzesi’nde sergilenen eşsiz mozaikler benzeri, bir arada ve kardeşçe yaşadığı Hatay, bu kozmopolit yapısıyla dünyadaki ender yerleşimlerden biridir.
Devlet ve içindeki derin güçlerin, yıllardır uyguladığı ayrımcı politikalara inat, bu kadar farklı kültürlerin birbirini anlayıp kucakladığı bir coğrafyadır Hatay. Bu yüzden, özgür bir gelecek için özlemi duyulan çok kültürlü yaşamın küçük bir modeli olarak anıldı hep.Köklü bir sosyal demokrasi taraftarlığı geleneğine sahip Hatay Halkı’nın, 1980’lerden bu yana çok ciddi sokak eylemlerine tanık olmadık pek.
1 Mayıs’larda veya çeşitli güncel hak ihlallerine karşı yürüyüş ve mitinglerden başka, Hatay’da devrim mücadelesi hanesine yazılabilecek, adından söz ettirebilecek eylemler olmadı. Sendikalar ve demokratik kitle örgütlerinin öncülük ettiği, tanıdık protesto eylemleriyle yetindi bugüne kadar Hatay halkı.
Aslında Türkiye devrimci mücadelesi tarihine bakıldığında, 80 darbesine kadar Hatay’da hatırı sayılır bir halk hareketi ve mücadele izlerine rastlamak mümkün.
Bunun için Hatay halkının yıllar sonra da olsa tekrar bir ayağa kalkış ve dirilişle, kendisini mücadele alanlarında göstermesi çok zor olmadı.
Özellikle miting esnasında gözaltına alınanlar tekrar serbest kalıncaya dek sürdürülen kararlı duruş, ‘kazanmanın direnmekle mümkün olabileceği’ tarihsel gerçeğini, bir kez daha kanıtlamış oldu.
Polisin saldırılarına karşı barikatlar kuran kitleye, CHP milletvekilleri ile sözde mitingin düzenleyicisi İşçi Parti’liler tarafından dağılma çağrıları yapılması, bu partililerin mitinge katılmadaki samimiyetini de göstermiş oldu.
Hatay halkının yanında olmak yerine, halka saldırılmasına göz yuman CHP milletvekilleri ile İP taraftarları kitle tarafından alandan uzaklaştırılmış. Umalım ki; onların kitleler tarafından bu şekilde dışlanmaları, halka karşı samimiyetlerini bir kez daha sorgulamalarına vesile olsun. Olsun ki; onlar da halkın gözaltına alınan evlatlarına sonuna kadar sahip çıkmaktan başka bir çıkar yolunun olmadığını görebilsinler.
Mitingde dikkatleri çeken en önemli noktalardan biri de polis tarafından, basının alana girişinin engellenmiş olması noktasıdır. Hoş, yandaş medya ile uzantıları ana akım medyanın, bu tür savaş karşıtı gösterilere pek ilgi gösterdiği söylenemez. Bu böyle olsa da basının haber yapma hakkının engellenmesi, yasal olmadığı kadar antidemokratiktir ve aynı zamanda polis saldırılarının önceden planlanmış olduğunun bir işareti olarak okunduğunda önemlidir.
Polisin hastanelerdeki yaralılara saldırıp onları da gözaltına almaya çalışması, Türkiye’nin Suriye’deki savaşa dönük politikalarında hiçbir muhalefet veya eleştiriye katlanmadığının da bir işaretidir.
Başka zamanlarda dış güçlerin şirretini diline pelesenk eden hükümetin, Hatay’da cirit atan ABD ve Avrupalı ülkelerin ajanlarına ses çıkarmaması, o bölgede barışa duyulan özlemin bir ifadesi olmasa gerek.Ayrıca yandaş medya elemanlarının hükümet tarafından birer dedektifmiş gibi kullanması, iktidarın Osmanlı nostaljisinin gereği olarak, tekrar jurnalciliği hortlatmaya çalışmasından başka bir şey değildir.
Diğer taraftan, valiliğin mitinge izin verilmediğine dair duyuruları Antakya’nın reklam panolarına astırması, savaş karşıtlığına tahammülsüzlük ve aynı zamanda savaş yanlısı tutumda ısrarın bir sonucudur.Zaten geçen hafta Hatay’da incelemede bulunan basın konseyi, Türkiye’den ambulanslarla Suriye’ye silah taşındığını da teyit etmişti.
Suriye’de kardeş savaşına dönüşmüş bu kan gölünü destekleyen T.C iktidarının psikolojisi, “komşu evindeki felaketten kendisine çıkar uman, haset ev sahibi” psikolojisine varmış durumda. Ki Suriye’de kan döken taraflardan biri olan muhaliflerin hafiyeliğine soyunan T.C devletinin bu psikolojisi, kardeş Türkiye ve Suriye halkları için gittikçe daha da tehlikeli bir hal alıyor!
Jurnalcilikten modern ajanlığa