Kürt halkına YASAK 20. yılında! - 4

PKK yasağı ardından Almanya’daki insan hakları kurumları, hukukçular, Yeşiller, SPD gibi partilerin çağrıları sonrası kurulan Azadî Hukuk Bürosu, kriminalize edilen Kürtlere 1996 yılından itibaren danışmanlık ve hukuki hizmet veriyor. Çıkardığı aylık bültenle de Alman kamuoyunu PKK yasağının yarattığı mağduriyetlere ilişkin bilgilendiren Hukuk Bürosu, yasağın yirminci yıldönümü öncesinde hazırladığı “20 Jahre PKK-Verbot” isimli broşürle de önemli bir belgeye imza attı. Hukuk Bürosu’nun çalışanları ise insan hakları savunucularından oluşuyor. Özgürlük mücadelesi veren Kürtlere yönelik baskılara 20 yıldır tanıklık eden Monika Morres, yaklaşık 13 yıldır Azadî Hukuk Bürosu’nda çalışıyor. Aynı zamanda siyaset bilimci olan Morres ile PKK yasağının hukuki boyutunu, yasaktan Kürtlerin nasıl etkilendiğini konuştuk. Söyleşide mağdur edilen Kürtlerin hukuki haklarına ilişkin de önemli bilgilere ulaşabilirsiniz.
 
Öncelikle sizden başlayalım. Kürtlerle ilişkiniz Almanya’daki PKK yasağı kadar eski. Geçen yirmi yıllık süre zarfında sizi en çok etkileyen ne oldu?

Bu süre içerisinde beni etkileyen kuşkusuz birden fazla olay var. Alman makamları Kürtlere neden vatandaşlık vermediklerini, iltica statülerini neden geri aldıklarını/iptal ettiklerini her defasında o kadar soğukkanlılıkla açıklıyorlar ki, bu durum beni her seferinde şok ediyor. Tutukluluk ardından tahliye edilen Kürt siyasetçilerin her gün karakola giderek imza atmak zorunda kalmaları, yaşadıkları kentin dışına çıkamamaları ve bir yıl boyunca her türlü siyasi faaliyetlerinin yasaklanması ise beni kızdırıyor. Bu siyasetçilerinin büyük bir kısmı Türkiye’de uzun süre cezaevlerinde kalmış ve orada ağır işkenceler görmüş kişiler. Bu kişilere böyle davranmak kabul edilemez ve saygısızcadır. Bugüne kadar birçok olay beni derinden etkilemiştir. En son Paris’te Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’in katledilişidir beni en çok etkileyen. Bunlar, günlük rutin işler arasında kaybolmuyor. Yaşananları hatırladıkça, her defasında yeniden öfkeleniyorum.

Almanya’da ne kadar kişi PKK yasağının mağdurudur? Tutuklananlar, ceza alanlar, sınırdışı edilenlere ilişkin elinizde istatistikler var mı?

Kesin bir rakam vermek mümkün değil. Bu da PKK yasağının çok kapsamlı bir kriminalizasyona dönüşmesinden kaynaklanıyor. Davaların büyük bir kısmı Dernekler Yasası’nı kapsıyor. Bu yasa kapsamında örneğin; slogan atmak, yasak sembolleri göstermek, Abdullah Öcalan’ın fotoğrafını taşımak, bağış toplamak veya yasak yayınları dağıtmak gibi suçlamalar yöneltiliyor. Alman Federal Hükümeti, Sol Parti’nin bir önergesine cevaben; 2001 ile 2012 yılları arasındaki Dernekler Yasası’nı ihlal ile ilgili olay sayısını 3 bin 411 olarak açıkladı. Bu rakamı ne doğrulayabiliriz ne de yalanlayabiliyoruz. Davaların büyük bir kısmı para cezası ile sonuçlanıyor, gençlere sosyal hizmet cezası veriliyor. Kimi davalar da ya ceza kesilmeden kapanıyor ya da durduruluyor.
 
Peki Alman Ceza Kanunu’nun 129. maddeden açılan davalar…

 Kürt siyasetçiler 1980’li yılların sonlarından bu yana 129a (Terörist bir yapılanmaya üye olmak), 129 (kriminal bir yapılanmaya üye olmak) ve 2010’un Ekim ayından bu yana ise 129b (yabancı bir ülkede terörist yapılanmaya üye olmak) maddelerine dayandırılan suçlamalardan dolayı mağduriyet yaşıyor. Burada dikkat çeken nokta; bu maddelerden dolayı hakkında soruşturma başlatılanların sayısının dava açılanlardan çok fazla olması. Bu soruşturmaların birçoğu federal savcılıktan eyalet savcılığına devredilmekte ve bunlarda çoğunlukla sadece Dernekler Yasası’na muhalefetten işleme sokulmaktadır. 
Ceza Kanunu’nun 129. maddesi, bireyin dava süresince gizli servise dayalı takibini de mümkün kılmaktadır. Büromuzda 129’uncu maddeden dolayı cezalandırılan onlarca Kürt’ün ve aktivistin dosyası bulunmakta. Bu cezaların büyük çoğunluğu Dernekler Yasası’na muhalefetten ve 1999’da Abdullah Öcalan’ın kaçırılıp Türkiye’ye teslim edilmesinden sonra yapılan işgal eylemlerinden dolayı verilmiş cezalardır. Sayısı 200’lere kadar ulaşan tutuklanmış Kürt’ün davasını kayıtlarımızda bulmak mümkün. Ancak bu maddeden beraat etmiş dosyalara ilişkin bilgiler kayıtlarımızda mevcut değil. 
 
Haklarında soruşturma ya da dava açılanların nasıl bir profili var?

Haklarında dava açılan Kürt aktivistlerin önemli bir kısmı yıllardır Türk rejiminin imha politikasına, baskılara, sürgüne, siyasi ve kültürel inkara karşı mücadele etmiş/ etmektedirler. Diasporada da Kürt halkının yasal talepleri için mücadele ediyorlar. Bir çoğu da tanınmış Kürt şahsiyetleridir. Bu şekilde siyasi çalışmaları terörize edilerek, siyasi kimlikleri de ellerinden alınıyor.
 
Soruşturma ve dava açılanların arasında Kürt kurum yöneticileri ve üyeleri çoğunlukta. Bu kişiler neden bu tür soruşturmalara maruz kalıyorlar? Hapis veya para cezası, sınırdışı, iltica statüsünü geri alma, ajanlık tekifi gibi uygulamalarla hedeflenen nedir?

 Alman makamları, Almanya Kürt Dernekleri Federasyonu’nun (YEK-KOM) PKK’nin yasal kolu olduğunu ve YEK-KOM’un örgüt kararlarını realize ettiğini iddia ediyorlar. Bu iddia sonucunda YEK-KOM yasak olmadığı halde, federasyon ve bünyesindeki dernekler ile aktif üyeleri de baskıya maruz kalıyor. Almanya’nın bu uygulaması iç politika (önleme, kontrol) ile dış politika ve ekonomik çıkarlara bağlıdır. Ki Türkiye sonuçta NATO üyesi ve Almanya müttefiği bir ülkedir. Bu da PKK’nin Almanya’da neden 20 yıldır yasak olduğunu ve yıllardır ‘terör örgütleri listesi’nde bulunduğunu açıklıyor. Kürtler sadece Almanya’da değil Avrupa çapında kovuşturuluyor. Hedef ise, Kürt örgütleri ve kurumlarını, Kürt televizyonları ve Kürt gazetelerini marjinalleştirmektir. Geçmiş süreçte Fransa ve İtalya PKK’ye karşı sert tavırlarıyla öne çıkarken, PKK’ye karşı yasaklamalar ve kovuşturmalarda Almanya birinci sıradadır. Bu yasakları haklı çıkarmak için ise Kürtler hakkında ‘iç güvenlik için tehlike, terörist, şiddet yanlısı, canavar’ propagandası yapılıyor. Kürtler bu politikalardan ötürü zorbalık görüyor, baskı yaşıyor, tehdit ediliyor ve onurları kırılıyor.
 
Suçlamalar ve verilen cezalarla ilgili de bilgi verebilir misiniz?

Yöneltilen suçlama, PKK veya ondan sonra ilan edilmiş örgütler için yasak siyasi faaliyet yürütüldüğü yönündedir. Sadece PKK değil her kurulan yeni parti otomatikmen, tüm sembolleriyle beraber PKK yasağına dahil ediliyor. Devlet her zaman şunu iddia ediyor: Sadece isim değişikliği yapılıyor, başka bir şey değişmiyor. 129. madde için sacede bir örgüte olası üyelik yeterlidir, ayrıntılı özel bir suçun var olması gerekmiyor. Ceza miktarı ise 129b maddesinde 10 yıla kadar olabilir. 
129b maddesi üzerinden bu yıl içerisinde 5 Kürt aktivist mahkûm edildi. Ali İhsan Kıtay 2 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Kıtay, 17 aylık tutukluluk ardından, Şubat ayında kefaletle serbest bırakıldı. Sedat Koç 2 yıl 3 ay; Vezir Türkmen 3 yıl; Mehmet A. ve Rıdvan Özmen 3 yıl 6 ay ay ceza aldılar. Her dört davada da temyize gidildi. Federal savcılık ise tüm bu davalarda daha yüksek cezalar talep ediyor.
 
Ayrıca devam eden davalar var mı?

İki dava halen devam etmektedir. İsviçre’den Almanya’ya iade edilen Metin Aydın’ın davası Stuttgart Yüksek Eyalet Mahkemesi’nde; Abdullah Söğüt’ün davası ise Düsseldorf Yüksek Eyalet Mahkemesi’nde görülmektedir.
 
Azadî Hukuk Bürosu olarak mağdur edilen Kürtlere ne tür hizmetler veriyorsunuz?

Cezaevlerindeki tutuklulara hukuki destek, maddi yardım gibi birçok konuda yardımcı oluyoruz. Mesela; cezaevinde ihtiyaçlarını karşılamaları için parasal yardım yapılıyor, Yeni Özgür Politika’ya veya diğer gazetelerle ulaşmaları sağlanıyor, kitap masrafları karşılanıyor, idari sorunlarının çözümünde yardımcı olunuyor. Azadî olarak şu anda 4 tutuklu ile sürekli iletişim halindeyiz. Kuşkusuz cezaevlerinde -farklı nedenlerden ötürü- Kürt tutuklular var. Maddi olanakların sınırlı olması nedeniyle bizim ulaşabildiğimiz tutukluların sayısı sınırlı.
 
Bir de bülten çıkarıyorsunuz…

Evet. Bülten ayda bir çıkıyor ve yaklaşık 500 kişiye eletronik posta üzerinden iletiliyor. Yurt içi ve dışındaki mülteci, vatandaşlık, insan hakları örgütleri, Kürt ve Türk kurumları, basın yayın organları, siyasetçiler, hukukçular gibi çevrelere bülteni ulaştırıyoruz. Bültende Kürt aktivistlerine, Kürt kuruluşlarına karşı uygulanan baskılar (davalar, ev aramaları, iltica statüsünün tekrar geri alınması, vatandaşlık başvurusuna verilen retler, ajanlık teklifleri, sınırdışı denemeleri), iç siyasal ve hukuksal gelişmeler, iltica ve göç politikasında yaşanan olaylar üzerinde bilgi veriyoruz. Türkiye, Kürdistan ve dünyanın çeşitli ülkelerindeki güncel gelişmeleri de aktarıyoruz. Bülten, sivil toplum ve insan hakları kurumları için de kaynak olarak kullanılabiliyor.


HAKLARINIZI BİLİYOR MUSUNUZ?

Soruşturmalarda, kurum veya ev baskınlarında, ajanlık tekliflerinde, iltica hakkının geri alınmasında, vatandaşlık başvurularının reddedilmesi halinde nasıl davranmalısınız, ne tür haklarınız var? Monika Morres, bu konuda şu önemli bilgileri paylaştı:
 
Ev veya kurum baskınlarında:

* Arama yapan memurlara karşı susma hakkınızı kullanabilirsiniz.
* Bir avukatla görüşmeye ve onu telefon üzerinden aramaya hakkınız var.
* Arama izin belgesini isteyin. Orada, aramanın nedeni ve neyin aradığı hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz.
* Arama süresince aynı odada bulunma hakkınız bulunuyor.
* Arama protokolünü isteyebilirsiniz. Bu protokolde nelere el konulmuş ise listelenmiştir.
* Evraklarınız karıştırıldığında arayan memurların yanında bulunmaya hakkınız var.
 
Polisten celp alındığında:

* Sizi sanık veya şahit olarak çağırabilirler. Böylesi bir celbe cevap vermek zorunluluğunuz yoktur. –Red cevabını, yazılı veya sözlü- iletmek zorunda değilsiniz. Polis ya sizi sorgulamaktan vazgeçer ya da savcı veya hakim tarafından sorgulamanız yönünde başvuru yapar.
* İsim ve adresinizin dışında polise hiçbir ifade ve bilgi vermek zorunluluğunuz yoktur.
* Sorgulamaya avukatınızla birlikte gitmeye hakkınız var.
* Avukatınız ile konuşmadan önce ne polis ne savcı ne de hakim karşısında herhangi bir ifade vermeyin. Çünkü söylediğiniz her şey davada size veya başkalarına karşı kullanılabilir.
 
Anayasa Koruma Örgütü’nden iş teklifi alırsanız:

(Anwerbeversuche Verfasungschutz):
*  Anayasa Koruma Örgütü’nün polisiye yetkileri yoktur. Ve hiç kimse “iş ve ev bulma, bürokratik sorunların çözümü, siyasi statü kazanma” gibi vaatlerle yapılan ajanlık teklifine cevap vermeye zorlanamaz.
* Böylesi bir durumda hiçbir şekilde bir reaksiyon göstermeyin, tekrar ilişki kurulmaya çalışılırsa dahi herhangi bir tepki vermeyin. Bir kere bile reaksiyon göstermeniz memurlar için ‘evet’ olarak algılanıyor.
* Herkese teklif gidebiliyor; öğrencilere, işçilere, ilticacı olanlara, Alman vatandaşı Kürtlere…
* Alman Anayasa Koruma Örgütü’nün hedefi, bireyler ve kurumlar hakkında bilgi toplamaktır. Eğer örgüt sizinle iletişim kurmakta ısrar ediyorsa mutlaka bir avukatla görüşmeniz gerekiyor.
* Tüm konularda -iltica ve vatandaşlık davaları dahil– avukat desteği almak çok faydalıdır. İtiraz ve ret sürelerini de aşmamaya itina ediniz.

Bizi bilgilendirin

“Tutuklamalar, polis tarafından gönderilen celpler, ev ve daire aramaları, ceza davaları hakkında ve Anayasa Koruma Örgütü tarafından ajanlığa dayalı iş teklifleri hakkında bizimle iletişime geçin. Sizi uygun avukatlara yönlendirebiliriz” diyen Morres, “Siyasi çalışmalar sonucunda ceza kovuşturmasını yaşayan insanlara maddi yardım ediyoruz. Avukat ve dava masraflarının bir kısmını da üstleniyoruz” diye belirtti. 
Merkezi Köln’de bulunan Azadi Hukuk Bürosu’na 0221 16 79 39 45 nolu telefon ve azadi@t-online.de adresinden ulaşabilirsiniz. İnternet adresi ise şöyle: www.nadir.org/azadi

Yürüyüşte olacağız
Başkent Berlin’de 16 Kasım’da “PKK yasağı kaldırılsın” talebiyle yapılacak eyleme de katılacaklarını ifade eden Morres, “Kürtler 20 yıldır inanılmaz baskılara rağmen adil barış ve Türk-Kürt çatışmasının çözümüne yönelik mücadelelerinden vazgeçmediler. Aman Federal Hükümeti’nin Alman Sol Partisi’nin soru önergesine verdiği cevaba göre; Almanya’da PKK üyeleri/taraftarları 1993 yılında 6 bin 900 iken, 2012 yılında bu sayı 13 bine yükselmiştir. Bu da gösteriyor ki, insanlar yasaklanmayı kabul etmiyorlar. Bundan dolayı biz de 16 Kasım günü PKK yasağının kaldırılması ve Kürt sorununa siyasi çözüm talebi için yürüyüşte olacağız” diye konuştu.

Yasağın mağdurları çok

Azadî Hukuk Bürosu tarafından hazırlanan "20 Jahre PKK Verbot" broşüründe madde 129/a/b maddelerinden tutuklanıp ceza alanların bir bölümüne yer veriliyor. Listede Muzaffer Ayata, Halil Dalkılıç, Şemsettin Kara gibi isimlerin de aralarında bulunduğu yaklaşık 80 kişinin tutuklanma, ceza alma ve tahliye süreçleriyle ilgili bilgiler veriliyor.
Türkiye'nin Almanya'dan iade talebinde bulunduğu siyasetçiler arasında ise KONGRA GEL Eşbaşkanı Remzi Kartal, Paris'te katledilen kadın devrimci Sakine Cansız da bulunuyor. Kartal, 2005'te 2 ay; Cansız ise 2007'te 1 ay tutuklu kaldılar.
Almanya, Azad Kavak'ı 2010 yılında İsviçre'ye, Sebahattin Bekiroğulları'nı 2004'te, Kadir Dilsiz'i ise 2005 yılında Türkiye'ye teslim etti.

YARIN:
* Prof.Dr. Andreas Buro: Türk-Kürt sorununda beklenen barış politikası
Ulla Jepke (Sol Parti, Federal Parlamento Milletvekili): PKK yasağının arka planı


NİHAL BAYRAM/MAINZ




Alman vatandaşlığı seyir defterim
21 Temmuz 2011 tarihinde gerekli belgeleri içeren dosyamla Bezirksamt Friedrichshain –von Berlin’e Alman vatandaşlığı için başvuruda bulundum. Böyle bir kararla karşılaşacağımı uzak bir ihtimal olarak dahi düşün(e)medim. Nasıl düşünebilirdim ki! 2002‘den beri Almanya’da yaşıyordum. Kendimi ifade edecek derecede Almanca konuşmayı öğrenmiş, dil ve entegrasyon sınavlarından başarıyla geçmiştim. Bir kez olsun bile biletsiz dolaşma cezam olmadığı gibi, eğitimci olarak kurumlarda çok kültürlü birlikte yaşam projesinde benim de bir katkım olsun diye habire çalışıyordum. Alman vatandaşlığı benim hakkımdı. Meğer yanılmışım!
Uzun bir beklemeden sonra Senatsverwaltung für Inneres und Sport Kurumu‘ndan 22 Aralık 2012 tarihli bir mektup aldım. Zarfı açmadan kendi kendime ‘Herhalde Weinacht‘a pür neşe giriyorum!’ dedim.
Zarfı açıp içindekileri kısmen anlayınca ilk aklıma gelen; 7 Kasım 2002‘de ülkeden zorunlu ayrılmamın nedenleri oldu. Bir an ‘Türkiye’de miyim acaba?‘ endişesine kapıldım. Yazılanları tam anlamak için Alman diline vakıf bir arkadaşımdan yardım istedim. Mektupta; Anayasayı Koruma Kurumu‘nun takip ve incelemelerine istinaden sorulan 5 soruyu cevaplandırmam isteniyordu. Sorularda PKK (Kürdistan İşçi Partisi) ve organizasyonlarıyla kontağımın olup olmadığı, yazı yazdığım Yeni Özgür Politika Gazetesi‘nin ‘PKK ile bağlantısı‘ soruluyordu.
Kendimi bilme gerçekliğim üzerinde soruları yanıtladım. Yasal olmayan herhangi bir örgüt ya da kurumla ilişkimin olmadığını; yasal olarak kurulmuş siyasal, sosyal, kültürel, ekolojik ve inançsal tüm kurumlara; hem insan hem de gazeteci olarak gittiğimi ve bunun hakkım olduğunu belirttim. Yazı yazdığım Yeni Özgür Politika'nın Kürtlerin çıkardığı ve basın yayınla ilgili yasalar çerçevesinde günlük gazete olduğunu ifade ettim. Dili, kültürü yasaklanmış Kürt halkının bir ferdi olarak, Kürt kurumlarının yaptığı sosyal ve kültürel etkinlikleri izlemem ve haberlerini yapmamın doğal olduğunu söyledim. Bir Kürt aydını ve gazetecisi olarak Türkiye’de mesleki faaliyetlerimi yaparken aldığım tehdit ve cezalardan ötürü ilticamın kabul edildiğini ve bununla ilgili tüm dokümanların devletin elinde olduğunu ekleyerek cevapladım.
Tekrar bir bekleme süreci başladı. Nihayet aynı kurumdan 06 Eylül 2013 tarihli bir yazıda başvurumun kabul edilmediği tarafıma bildirildi. Özet olarak; verdiğim cevapları inandırıcı bulmadıklarını, mesleki faaliyetlerimi öne çıkararak; basın yayın yoluyla ‘örgüt propagandası yaptığım‘ın hükmüne varmışlar. Kürt gazeteciler Türkiye’de aynı gerekçe ile yargılandı/yargılanıyorlar. Ekli dokümanların içinde, Yeni Özgür Politika’ya yazdığım haberlerden, Kürt kurumlarının yaptığı yürüyüş, miting ve basın açıklamalarının seçilmesi beni şaşırttı. Oysa ben yaşamın her alanına ait çok haber yapmıştım. Tam bir cımbızlama yöntemi. Yaşadığım heyecanlı sürecin şifresini çözmüştüm. Politik ve önyargılı bir kararla karşı karşıyaydım. Vatandaşlık hukuku konusunda uzman bir avukatla görüştüm. O da bunu teyit ederek; yapacağım itirazın uzun ve yorucu geçeceğini ve büyük bir ihtimalle aynı gerekçelerle ret edileceğini söyledi.
Bu haksız kararı vicdanımda mahkum ettim ve rahatladım. Gerçekleri yazmak uğruna dağıtımcısından yazarına kadar onlarca şehidi olan ‘Özgür Basın Geleneği’nden geliyordum. Kürt kimliğimden ötürü bir kez daha haksızlığa uğramıştım. Ha Türkiye, ha Almanya! Ne fark eder? Yola devam...
Vatandaşı olamadığım Federal Almanya Cumhuriyeti’ne bir çağrımla bu yolculuğumu noktalamak istiyorum: Kürtler bu ülkede yaşayan 2. Büyük göçmen grubudur. 20 yıldır devam eden PKK yasağını kaldırın!
Kaldırın ki halklar kardeşleşsin, kültürler yediveren açsın.
Kaldırın ki Kürt sorununun demokratik çözümü sürecine katkınızla tarihe geçesiniz.