
YPG savaşçısı Şervan Muslim’in taziyesi için Rojava’ya geçen PYD Eşbaşkanı Salih Muslim’in Güney Kürdistan’a geçişi günlerce engellendi. Güney Hükümeti’nin tehditvari açıklamaları ve engelleyici tutumları ardından her koşulda çalışmalarını kesintisiz sürdüreceklerini belirten Muslim, önceki gün bazı temaslarda bulunmak üzere Avrupa’ya geçti. PYD Eşbaşkanı Salih Müslim, YPG’nin Til Koçer zaferi, Cenevre Konferansı, Suriye ve Rojava’ya yönelik Kürt Yüksek Konseyi’nin çözüm perspektifi ile Güney Hükümeti ve Türkiye’nin Rojava politikasını gazetemize değerlendirdi.
Güney Hükümeti’nin engellemelerine rağmen şu an Avrupa’da bulunuyorsunuz, bunu nasıl aştınız?
Güney Hükümeti’nin yaklaşımı siyasi ve diplomatik çalışmalarımızı engellemeye yönelik bir tutumdu. Bu tutuma karşı çaresiz kalacak bir yaklaşımımız olamaz. Bizim de yöntemlerimiz ve tutumlarımız var. Şantaj ve çalışmalarımızı engellemeye yönelik yaklaşımlar sonuçsuz kalacağı gibi PYD ve Kürt Yüksek Konseyi olarak kabul edeceğimiz bir yaklaşım da olamaz. Kendi yöntemlerimizi devreye koyarak, her halükarda engellemeler ne olursa olsun çalışmalarımızı kesintisiz olarak sürdüreceğimizi belirtmiştik. Şu an Avrupa’da olmamız da bunun göstergesidir. Hiç bir biçimde bu yaklaşımlar Rojava’daki mücadeleyi ve çalışmalarımızı engelleyemeyecektir. Daha önce planladığımız program çerçevesinde diplomatik faaliyetlerimiz devam edecek.
Til Koçer Sınır Kapısı’nın kurtarılması ardından Til Koçer de YPG’nin denetimine geçti. Bunun Rojava direnişi açısından ne tür sonuçları olacak?
Til Koçer, Irak Hükümeti ve Rojava ile sınır olan bir kapı. Çetelerin elinde olması nedeniyle Rojava halkına kapatılmıştı. Son durum, Til Koçer’deki tüm halkların ve Kürt halkının bir zaferidir. Kentin kurtarılması için halk da YPG’ye destek sundu. Şamar aşiretinin yardımları oldu. Şamar aşireti Kürt halkına dost bir aşiret.
Rojava’ya yönelik dört bir yandan uzun süredir sürdürülen ambargonun kırılması için Til Koçer Sınır Kapısı’nın açılması bir alternatif olacak. Oranın ticarete açılması Rojava halkı için bir nefes olacaktır. Sınır kapısının ticarete ve insani yardımlara açılması Rojava’daki bazı sorunların da çözülmesini beraberinde getirecek. Rojava halkının ilaç ve temel ihtiyaçlarının karşılanması sağlanacaktır. Bu konuda ciddi engellemeler oldu. İlaçların dahi geçişine izin verilmedi, günlerce sınır kapılarında bekletildi gönderilen ilaçlar ve insani yardımlar. Rojava’da ciddi boyutta yaşanan elektrik sorunu da kısmen çözülebilir. Ekonomik alanda bazı değişimleri beraberinde getirebilir.
Şu ana kadar tüm dengeler Rojava’ya karşıydı. Şantaj ve engellemelere maruz kaldık. Ekonomik alanda Rojava’ya yapılan baskı ve ambargonun bununla kırılmasını umuyoruz. Daha önce Irak Hükümet ile görüşmelerimiz olmuştu, olumlu bir yaklaşım sergilemişlerdi. İnsani yardımların yapılabilmesi için bu fırsatı değerlendirmelerini ve olumlu bir tutum sergilemelerini umuyoruz.
Fakat buna karşı da politikalar devreye konulabilir, karşıtlarımız girişimlerini sürdürebilir, yine baskı uygulamaya çalışabilirler. Bu yaklaşımların etkisiz kılınması için de mücadele edecek, buna yönelik de hazırlıklarımız olacak. Halkımız bizi destekliyor ve gücümüzü bundan alıyoruz. Halkın çıkarları neyi gerektiriyorsa koşullar ne olursa olsun onu yapacak, tutumumuzu ve mücadelemizi halkın çıkarlarını esas alarak sergileyeceğiz.
Bundan sonrası için Til Koçer’de ilk etapta hangi çalışma yürütülecek?
YPG güçleri burayı kısa bir sürede içinde seçilecek sivil yönetime devredecek. Orada bulunan tüm halklar etnik unsurlar ve Arap kardeşlerimiz ve diğer kardeşlerimiz ile birlikte sivil bir yönetim seçilecek. Serêkaniyê ve daha önce ele geçirilen bölgelerde olduğu gibi Halk Meclisleri ve sivil yönetim birimleri oluşturularak yönetim halka devredilecek.
Washington’da Rojava’ya yönelik bir konferans yapılıyor. Bu konferansta yer alacak mısınız?
Washington Konferansı’na katılmamız şüphesiz önemliydi fakat Güney Hükümeti’nin sınırdaki engelleyici tutumları nedeniyle zamanında yetişemedik. Bu nedenle görüntülü olarak katılım olacak. Önümüzdeki günlerde fırsat olursa Amerika’ya giderek orada da temaslarda bulunmayı düşünüyoruz.
Rojava mücadelesinin tanınması, meşruiyetinin sorgulanmaması, Rojava’ya yönelik destek ve bu konuda kamuoyu oluşturulması açısından bu tür konferansları önemli görüyoruz. Rojava gerçeğinin tanınması, oradaki çatışmaların son bulması ve çözümün geliştirilmesi açısından bu tür girişimlerin olması olumlu.
Amerika’ya gitmek istediğinizi belirttiniz. Resmi düzeyde görüşmeler mümkün mü? Amerika’nın Rojava’ya yönelik tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Amerika şu ana kadar Kürtlere yönelik net bir tavır ortaya koymadı. Daha çok Türk devleti ve Suriye Koalisyonu’nun söylemlerini tekrarladı. Amerika’nın bizi dinlemesini, bizi bizden öğrenmesini umuyoruz. ABD şu ana kadar Türkiye, Katar, Suudi Arabistan, Arap şovenleri ve bunlara bağlı gruplar üzerinden, bu kesimlerin ağızlarıyla Rojava’yı değerlendirdi. Bizi bizden dinlemeleri, tanınmamız için bir fırsatın yaratılması, bunun ortaya çıkması sorunun çözümü açısından oldukça önemli. Fırsat yaratılırsa bizimle diyalog geliştirmek isteyen tüm kesimlerle sorunların çözümü için görüşmeye hazırız.
Cenevre Konferansı’nın hazırlıkları ne düzeyde? PYD ve Kürt Yüksek Konseyi olarak katılımda perspektifiniz nedir, Kürtler açısından nasıl bir temsil olacak? Rojava’nın geleceği açısından bu konferansa nasıl bir misyon biçiyorsunuz?
Resmi söylemlerde yeterince dile getirilmese de Rojava’da yürütülen mücadelenin bir sonucu olarak birçok kesim artık Kürt Yüksek Konseyi ve PYD’yi tanıyor, öneminin farkında. Yani Rojava’da Kürt iradesini kimin temsil ettiği artık biliniyor. Cenevre katılımcılarının bir kesimi bu nedenle Kürt iradesini tanıyor. Hem Rus, hem Arap çevrelerinden Kürt iradesini tanıyan kesimler var. Bununla birlikte Kürt iradesini kırmaya, zayıf düşürmeye, parçalamaya çalışan kesimler de var. Buna bağlı olarak Kürt Yüksek Konseyi’ni parçalayarak, buradan bazı kesimleri çalarak Suriye Koalisyonu içinde yerleştirmeye çalışanlar da var. Bu yaklaşımları dürüst olmayan, Rojava’daki halklar ve Kürt halkının çıkarlarına ters tutumlar olarak görüyoruz. Şu ana kadar tüm çalışmalarımızı Kürt Yüksek Konseyi adıyla ve bu çerçevede sürdürdük. Kürt iradedesi, Kürt rengi ve Kürt talepleriyle katılmak istiyoruz ve bu da ancak Kürt Yüksek Konseyi’nin temsili ve rolünü oynamasıyla mümkün. Koşullar ne olursa olsun bu konudaki ısrarımız sürecek. Sonuna kadar Kürtlere karşı devreye konulan planları ve oyunları deşifre etmek ve etkisiz kılmak için mücadele edecek, çabalarımızı sürdüreceğiz. Kürt halkının geleceğine yönelik devreye konulan Lozan benzeri antlaşmaların bir kez daha tekrarlanmasına, bu kez de Rojava için uygulanmasına izin vermeyeceğiz. Sadece Kürt Yüksek Konseyi olarak değil, Kürt halkı da bilinçlenen ve özgürlük taleplerini, bunun çerçevesini ortaya koyan, netleştiren bir halk olarak buna izin vermeyecektir. Halk kendi iradesini ve taleplerini temsil etmeyen hiçbir güce yol vermez, buna müsaade etmez.
Cenevre öncesinde, Rojava’daki son gelişmeleri de gözetirsek, Kürt Yüksek Konseyi ve PYD olarak çözüm perspektifinizi kısaca formüle edebilir misiniz?
Öncelikle çözüm, Suriye’deki tüm etnik yapılar ve oluşumlar gözetilerek olmalı, diyoruz. Kürt halkı da bunun bir parçası. Siyasi bir çözüm; mutlaka halkların çıkarlarını esas alan demokratik çözüm olmalı. Cenevre Konferansı’da tüm Suriye halkları ve Rojava halkı için talep ettiğimiz çözüm yöntemi kendimizi resmi bir platformda ifade etmemiz, çözüm için ilk diyalog adımı olacak. Dışarda da temaslarımız sürecek.
Bazı kesimlerin engelleyici yaklaşımı ya da gerçekleşmemesine yönelik tutumları var. Rejimin de Cenevre Konferansı’na karşı engelleyici tutumları var. Bazı kesimlerin perde arkası sürdürdükleri politika ve diyaloglar var. Örneğin kimyasal silahlar gündeme geldikten sonra, keskin söylemler ardından yumuşama görüldü. Amerika’nın Suriye rejimine yönelik politikasında eskiye oranla daha esnek bir yaklaşım var. Son olarak sergilenen politikalar perde arkası bazı konularda anlaşmalar yapıldığının işaretini veriyor. Halka demokrasi gelmesi, halkların yararına bir çözüm olması bu kesimler için öncelikli değil. Bu nedenle kendi aralarında halkların taleplerine karşı bir anlaşmaya da gidebilirler. Perde arkası sürdürülen bu girişimler Cenevre’yi tehlikeye düşürüyor. Ama Suriye halklarının bir kesimi ve Rojava halkları olarak rejimin ve diğer kesimlerin talepleri dışında, halkların iradesi ve taleplerini gözeten demokratik ve siyasi bir çözüm istiyoruz. Cenevre’yi de bunun için bir fırsat olarak görüyoruz. Bu çerçevede mücadelemiz de sürecek.
Sözünü ettiğiniz Kürt karşıtı yaklaşımların sonuç alması mümkün mü? Buna yönelik kaygı taşıyor musunuz?
Rojava ve Suriye’de ortaya çıkan gelişmeler tamamen Kürt halkının mücadelesinin bir sonucudur. Kürtler en örgütlü, mücadeleci ve değerleri koruyan, halkların çıkarlarını gözeten ve çözüm projesini ortaya koyan bir güç olarak ortaya çıktı. Engellemelere ve zorluklara rağmen YPG de tüm sorumluluğu üstlenerek hiçbir zorluktan kaçınmadı; disiplinli ve fedakarca bir mücadele yürüttü; bunu kararlılıkla sürdürüyor. Suriye’ye yönelik her politikada bu gerçek gözetilmek durumunda ve görmezden gelinemez. Bunu mecburen kabul etmek zorundalar. Ama Kürt karşıtı kesimler bu gücü zayıf düşürmek için girişimlerini de sürdürecektir. Fakat Suriye’nin geleceği için bir çözüm ve demokratik bir oluşum isteyenler Kürtleri inkar edemeyecek, Kürt halkının varlığını kabul ederek tanıyacaktır. Kürt halkının varlığı, kimliği, dili ve demokratik hakları kabul edilmek zorunda.
Bazı kesimler bunları engellemeye, meşru haklarımızı bizden çalmaya yönelik girişimlerde bulunuyor. Özellikle de Rojava halkının ortaya koyduğu direniş ardından bunun başarıya ulaşması mümkün değil. Karşıt girişimler devam ediyor. Güney’deki bazı siyasi partiler, özellikle KDP’nin bu tür yaklaşımları görülüyor. KDP ve Güney Hükümeti’nin bazı üyeleri bu birliği bozmaya yönelik bir yakalaşım sergiliyorlar. Buna karşı da mücadelemiz devam edecek. Halkın çıkarlarını esas alanların kabul görmesi ve kazanması kaçınılmaz. Mücadelemizi de şu an bu çerçevede sürdürüyoruz.
Daha önce KDP’nin Kürt Yüksek Konseyi ile de temasları oldu ve olumlu açıklamalar da yapılmıştı. Şu an neden Rojava ve Kürt birliğine karşı bir tutum sergiliyor? Bu tavır değişikliğini neye bağlıyorsunuz?
Bu tutum değişikliği bir anlamda halkın mücadelesinin ortaya çıkardığı bir gelişme. Şöyle izah edilebilir; Rojava halkı her adımı bugün ortaya çıkan tüm gelişmeleri hiçbir güce dayanmadan direniş ve fedakarlıkla ortaya çıkardı. Dört bir yandan saldırı, ambargo ve engellemeler sürerken Rojava halkı böyle bir ortamda kendi yönetim birimlerini ve savunma gücünü oluşturdu. Halk elde ettiği değerleri ve iktidarı hiçbir güçle paylaşmak istemez. Halkın mücadelesiyle ortaya çıkardığı değerleri hiçbir gücün kendi çıkarları için kullanmasına izin vermez. Bu kesimlerin düşünce yapılanması ve zihniyeti eski yaklaşımlardan arınmış değil. Eski klasik yönetim tarzıyla yaklaşıyor, toplumun kendilerine biat etmesini, kendilerine göre, kendi emirleriyle hareket etmesini istiyorlar. Rojava halkı kendi iradesini temsil eden ve bunun kıyasıya mücadelesini veren bir halk olarak bunu kabul etmeyecek, Kendi kendini yönetecektir. Bunu sergileyen biz de olsak başka bir güç de olsa kabul etmeyecektir. Halkı temsil etmeyen hiçbir oluşumun Rojava’da kabul görmesi halka rağmen bir iktidarın Rojava’da tutunması mümkün değil. Rojava’da hakim güç halk iktidarıdır.
Halk üzerinde iktidar politikalarını sürdüremeyeceklerini anlayan bu kesimler bu nedenle rahatsızlık yaşıyor. Rojava halkı Suriye, Kürdistan ve Ortadoğu’daki tüm halklar için bu yönüyle bir örnek oluşturuyor. Halk kendi kendini yönetecek konuma geldiğinde iktidarların çıkarlarını tersine çevirecektir. Bu Kürt, Arap ve Türk kesimi de olsa sonuç değişmez, halk aynı tutumu sergiler. Demokratik yöntemlerin esas alınmadığı, halk iradesinin gözetilmediği siyasi oluşumlara karşı Rojava halkı tavırını ortaya koyuyor. Halkın kazanımlarına karşı sessiz kalınamaz, görmezden gelinemez. Bunu farkeden iktidar kesimlerinin de tutumları keskinleşiyor, halkın bu tavrına karşı daha sert yöntemlerle yöneliyorlar.
Bugüne kadar Güney Hükümeti ile görüşmelerinizde Rojava’ya yönelik sizinle paylaştıkları ortak bir çözüm projesi oldu mu?
Hayır, ne yazık ki olmadı. Rojava’ya yönelik taleplerimiz, önceliklerimiz ve çözüm yöntemlerimizde farklılar var. Geçmişte orada söz sahibi olmalarına yönelik talepleri vardı. Kendilerine bağlı partilerin Rojava’da söz sahibi olması, ortaya çıkan değerlerin bu partilerle paylaşılmasına yönelik talepleri vardı. Bu tavra karşı da kendilerine sürekli ‘’Parti olarak ya da sadece bir kesimi temsilen şu ana kadar bizim Rojava’dan elde ettiğimiz hiçbir şey olmadı. Eğer iktidarı paylaşmak istiyorsanız, buyrun halkla paylaşın’’ dedik. Onlar da bunu kabul etmiyor. Çözüm için şu ana kadar ortaya koydukları, bize sundukları herhangi bir proje yok. Aksine ortaya koyduğumuz çözüm yöntemleri de geri çekilmek isteniyor, buna karşı tavır alınıyor.
Türk devletinin Rojava’ya yönelik politikasında değişiklik var mı, şu andaki durum nedir?
Türk devletinin bugüne kadar sürdürdüğü politikası net değil. Dile getirdiği söylemlerle uyguladığı politika tamamen birbirine ters. Türk devletinin de politikasını netleştirmesi gerekiyor. Fakat Kürt Yüksek Konseyi ve Rojava halkı olarak tüm halklarla kardeşlik temelinde bir politika yürütülmesinden yanayız. Bunu Ortadoğu halklarının birliği, çıkarları ve geleceği açısından da önemli görüyoruz. Bu konuda sonuna kadar samimi ve dürüst yaklaşıyoruz. Engellemeler ve sorunlar kesinlikle bizim tutumumuzdan değil, Türkiye politikasının net olmaması, istikrarsız yaklaşımlarından kaynaklanıyor.
Türk devletinin çete güçlerine yönelik desteği de halkların birliğine zarar veriyor. Önce Türk devleti açık olarak El Nusra Cephesi’ne destek veriyordu şu an Türk devleti El Nusra’ya değil Irak Şam İslam Devleti’ne destek verdiğini söylüyor. Çok açık ki her iki güç de ortak saldırılarda bulunuyor, ortak hareket ediyor. Rojava için her ikisinin tutumu ve saldırılarında bir fark yok, bunu herkes biliyor.
Türk devleti bu tutumuna son vermeli, halkların çıkarları ve birliğine yönelik bir politika ortaya koymalı. Bu yaklaşımı sergiledikleri takdirde biz de sonuna kadar diyalogun ve halklar arasındaki birliğin gelişmesi için destek sunacağız, şu an olduğu gibi gelecekte de sonuna kadar samimi bir tutum sergileyeceğiz.
Tüm bu gelişmeler ışığında Rojava’nın geleceği için neyi öngörüyorsunuz?
Rojava halkı kendi kendisini yönetiyor ve halk temsiliyeti günden güne güçleniyor. Bunun bir sonucu olarak Rojava halkı dostunu da düşmanını da artık çok iyi tanıyor. Rojava’da yeni bir inşa süreci, devrim süreci yaşanıyor. Rojava’nın geleceği halkın daha çok temsilini bulduğu bir temelde olacak. Özgürlük ve demokrasi mücadelesinden vazgeçilmesi, sekteye uğraması kesinlikle mümkün değil. Karşıt tüm girişimler ve engellemelere rağmen bu sürecek. Taleplerden vazgeçilmesi, geri adım atılması söz konusu değil. Ortadoğu’nun bir halkı olarak diğer halklarla kardeşlik ve birlik çerçevesinde demokratik temelde bir yönetim, özgürlük, Kürt kimliğinin tanınması Rojava’nın da payına düşecektir. Rojava halkı demokrasi mücadelesinin öncülüğünü yapacak, demokrasi yürüyüşünü şehitleri, halkların birliği ve kardeşliğine layık biçimde sürdürecek.
Son olarak şunu belirtmek isterim; Kürdistan’ın dört parçasında halkımız mücadele içinde. Bu oldukça kutsal, onur veren bir gelişme. Özgürlük mücadelesi vererek, bu konuda diğer halklara, insanlara da öncülük etmek ancak direnişçi bir halk gerçekliğinde ortaya çıkabilecek bir sonuç. Bunun Mezopotamya topraklarında, Kürt halkı öncülüğünde gerçekleşmesinden herkes gurur duymalı, bu öncülüğün gururu kadar sorumluluğunu da taşımalı. Tüm Kürt halkının bunun görev ve sorumluluğunu layıkıyla yerine getireceğine inanıyoruz.
HABER MERKEZİ