- Kadri Yıldırım’ın ‘İslamî Feminizm’ adlı kitabının araştırma aralığının kapsamı; özenli çevirileri ve açıklamalarıyla, İslamiyet’e eleştirel yaklaşan kadınları dışlamayışı, günceli yakalayışıyla feminist literatürde kıymetli bir yer kaplıyor.
ZABEL MİRKAN
Kadri Yıldırım Amed, Licê doğumlu. İlk ve orta öğrenimini Amed’de tamamlayan Yıldırım, üniversiteden mezun olduktan sonra, 1986 yılından itibaren 13 yıl boyunca öğretmenlik yaptı. 1994-1998 yılları arasında Harran Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Arap Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalında yüksek lisans ve doktora yapan Yıldırım, 1999 yılına gelindiğinde Dicle Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ne yardımcı doçent olarak atandı. 2004 yılında doçent, 2010 yılında ise profesör oldu. Mardin Artuklu Üniversitesi’nde rektör yardımcısı ve Yaşayan Diller Enstitüsü Müdürü olarak görev yapan Yıldırım’ın ilgi ve araştırma alanı “Doğu Dilleri ve Edebiyatı”. Yıldırım aynı zamanda 26. Dönem Halkların Demokratik Partisi (HDP) Siirt milletvekili.
Yakın dönem çalışmalarından olan ve üç ciltten oluşan Kürt Medreseleri ve Âlimleri, Zerdüşt ve Temel Öğretileri eserleri gibi Kabul ile Red Arasında İslamî Feminizm kitabı da Avesta Yayınları etiketiyle okurla buluştu. Üç yıllık bir çalışmanın ürünü olan kitabın ana başlığı “İslamî Feminizm” sanılsa da aslında tek bir başlık var, ki bu da kitabın derdini okura aktarması açısından son derece uygun: “Kabul ile Red Arasında İslamî Feminizm”.
40 kadının çalışma ve söyleşileri
Kadri Yıldırım’ın, önsözde kendisinin de belirttiği gibi şüphesiz böyle bir araştırmayı İslamî feminizm çalışan kadın bir akademisyenden veyahut İslamî feminizme dair çalışmalar yürüten başka bir kadından okumak tercihimiz olsa da, bu başlıktaki Türkçe kaynaklardaki oranca azlık ilk bakışta göze çarpan cinsten. Tam da bu nedenle işe koyulan Yıldırım, bir anlamda kendisine bir sınır da çizerek, bir tür derleme koyuyor ortaya. İslamî feminizm konusunu bugüne kadar kendine dert edinmiş, bu konuda çalışma yürütmüş; bunun politikasını yapmış yaklaşık 40 kadının çalışmalarını ve söyleşilerini Arapça, Farsça ve İngilizceden Türkçeye çevirmiş. Çalışmanın Türkiye ayağında Konca Kuriş, Hidayet Şefkatli Tuksal, Berrin Sönmez, Feyza Akınerdem, Hüda Kaya, Rümeysa Çamdereli ve bir de güncel bir oluşum olarak “Reçel Blog” var. Kitabın yazımının son demlerinde ise Türkiye’nin ilk Müslüman feminist kadın derneği olarak geçen “Havle Kadın Derneği” kurulmuş ve haliyle dernek mensuplarıyla yapılan bir söyleşi de çalışmaya eklenmiş.
Semavi dinlerde feminizm hareketleri
Temelde üç bölümden oluşan kitabın girişinde semavî dinlerde dini feminizm hareketlerin çıkışına değiniliyor ve bilmeyenler için bazı başat kavramların tanımları veriliyor. Birinci bölümünde semavî dinlerde kadın-erkek eşitliğinin içeriğine ve ne’liğine dair farklı boyutlar ele alınan kitapta İslamî feminizmin ortaya çıkışından önceki tarihe de değinilerek, İslam tarihinde kadınların haklarını savunan ve erkeklerle eşit olmaları gerektiğine inanan isimlere yer veriliyor. Bu bölümde İslamî feministlerin “Allah adil bir zattır,” tezini savunduklarını söyleyen yazar şunu soruyor: “Gerek bazı kutsal metinlerin, gerekse bu metinleri tebliğ etmiş olan peygamberlerin bazı söz ve eylemlerinin erkeğin her açıdan kadından daha üstün olduğu, kadının cennetten kovuluşunun asıl müsebbibi ve dolayısıyla ilk günahın sahibi olduğu, kadının erkeğin kaburgasından yaratılması nedeniyle erkeğe göre ikincil bir derecede bulunduğu şeklinde yorumlanmasına nasıl bakılmalıdır?”
Yanlış tefsirler
Buraya bir parantez açmakta fayda var; Yıldırım’ın kendisinin de kitap boyunca sık vurguladığı konulardan biri İslamiyet’te kadın ve erkeğin eşit olduğu; ancak “yanlış tefsir”lerin bu denli sorgulanmadan kabul edilmesinden dolayı durumun aksi gibi göründüğü... İslamî feministlerin de benzer bir savunma geliştirdiği bu alanda diğer başka açıklamalar da var. Örneğin Avesta, Tevrat ve İncil’in zaman içerisinde tahrif edildiği, dolayısıyla kadın-erkek eşitliğine dayanan orijinal hallerini yitirdikleri ve hem “tahrif edilmemiş Kur’an” hem de tahrif edilmiş olan adı geçen kitaplardaki bazı ayetleri yorumlayan müfessirlerin, içinde yaşadıkları toplumun erkek egemen zihniyetten kurtulamadıkları için bu durumun içtihatlarına da yansıdığı…
Bu bağlamda kitapta en ilgi çekici tartışmaların yaşandığı başlıklardan biri Havva’nın Âdem’in kaburgasından yaratıldığı ve şöhreti dünyaya yayılan elmayı yemesi, yani ilk günahı işlemesi için Havva’nın Âdem’i ikna ettiği mevzusu. Tek tanrılı dinler ataerkil örgütlenmeler olarak ele alınır; ancak yazar da İslamî feministler gibi bunun aksini savunarak bu tartışmalara farklı bir yaklaşım getirme derdinde. Yanlış tefsire sıkça yaptığı vurgudan olsa gerek, kadının erkeğin kaburgasından yaratılmasına dair Kur’an’da açık bir ifadenin geçmediğini, aksine erkek ve kadının “nefs-i vâhide” olarak, aynı özde yaratıldıklarını söylüyor. Yani Âdem de Havva da topraktan yaratılıyor. Yıldırım, yine aynı şekilde Kur’an’ın ilk günah sözkonusu olduğunda Havva’yı suçlayan hikâyeyi de altüst ettiğini söyleyerek iki ayetten örnek veriyor:
“Andolsun ki biz daha önce Âdem ile sözleşmiştik. Ne var ki kendisi Allah’a verdiği sözü unuttu ve onda bir azim görmedik. Nihayet o ağaçtan yediler… Âdem böylece Rabbine âsi olup yolunu şaşırdı.”
Dışlanan Müslüman kadınlar
Kitabın ikinci bölümünde ise öznelerin çalışmaları aracılığıyla, İslamî feministlerin İslamî feminizmi nasıl ele aldığı aktarılıyor. İslamî feministlerin makalelerine, söyleşilerine ve kitaplarından bazı pasajlara yer verilen bölüm, içerdiği güncel ve dinamik tartışmalar nedeniyle çalışmanın en ilgi çekici bölümlerinden. İkinci bölümün devamı niteliğindeki üçüncü bölümde ise sözkonusu isimlerin portrelerine yer veriliyor.
Kitapta kendisine yer verilen İslamî feministlerin büyük çoğunluğu İslamiyet’e eleştirel yaklaşan ve tam da bu nedenle kendi cemaatleri tarafından “dışlanan” Müslüman kadınlar. Bu tutum, kitabın derdiyle de paralel olması açısından son derece kıymetli. Örneğin kitapta yer alan isimlerden Zehra Alî, Margot Bedran gibi bazıları İslamî feminizmin Avrupa ve Müslüman toplumlarda hakim olan ataerkil düzene karşı direnmeyi hedeflediğini söylüyorlar. Yine aynı şekilde kitapta çalışmalarından bahsedilen isimlerden biri olan Dr. Esra Numanî, mescitte kadınlar ve erkeklerin yan yana saf tutmasında bir beis görmeyen, örtüsüz namaz kılan, “Camiler erkek kulüplerine dönüşmüş durumda,” diyen İslamî bir feminist.
Kitap günceli yakalıyor
Değişen ve dönüşen politikalara dinin ne denli uyum sağladığı ya da insanlar tarafından ne denli yönlendirildiğinin en güzel kanıtlarından biri ise kitapta da değinilen bir cenaze töreni. Türkiye’de İslamî feminizmin öncülerinden olarak bilinen Konca Kuriş’in cenaze töreni. Konca Kuriş’in cenazesinde kadınların camiye ve cemaate katılma konusunda çıkışları, o dönem büyük bir yankı uyandırmış ve Ocak 98’de de Karşıyaka Müftüsü Nadir Kuru, bu tartışmaya somut bir katkı sunarak kadınlarla erkeklere aynı safta cenaze namazı kıldırmıştı. Bittabi, şu an tahayyül dahi edilemeyecek bir görüntü.
Bir diğeri ise Berberî Kâhine’nin öyküsü. Berberî Kâhine, İslam adı altında yapılan fetihlere çoğu kez kadınlardan oluşan askerî bir güçle karşı koymuş. Bunun nedeni ise Müslüman “fetihçilerin” ülkenin zenginlik kaynaklarına el koymaları ve kadınları esir almalarıymış.
Kitap araştırma aralığının kapsamı, özenli çevirileri ve açıklamalarıyla; İslamiyet’e eleştirel yaklaşan kadınları dışlamayışı, günceli yakalayışıyla feminist literatürde şimdiden kıymetli bir yer kaplıyor. Umalım ki böyle çalışmalar İslamî feminizm çalışan kadınların kaleminden de çıksın.