Yeni bir katliam! Türkiye’de katliam haberlerini duymadığımız bir gün yok gibidir. Şekli nasıl olursa olsun her gün yeni bir katliam haberi duymakta ya da yaşamaktayız. İster bir kişi, isterse yüzlerce olsun, günlük yaşamda iş kazaları sonucu yaşanan ölümler, katliamdan başka bir şey değildir. Çalışma hayatında hiçbir yaşam garantisi ve güvencesi olmayan, evine bir lokma ekmek götürmek için gecesini gündüzüne katarak çalışan bu insanların yaşadıkları gerçekten bir kader mi? Yoksa insanların emeği üzerinde kendi sistemini oluşturarak para kazananların, insan yaşamını hiçe sayanların vicdansızlığı mıdır? Emek ve yaşam hırsızları için günde kaç insan ölmüş, kaç çocuğun hayalleri, gelecek umutları yıkılmış önemli mi? Kaç eve ateş düşmüş ya da yürekler yanmış umurlarında mı?

Bırakalım insan emeğinin değerini, insan yaşamının değersizleştiği bir dönemde yaşamaktayız. İnsanlar bir lokma ekmek için her gün ölüm çukurlarına girmekte, hem de hiçbir güvencesi ve seçim olanakları olmayan, tek yaşam seçeneği olarak sunulan ölüm çukurlarına… İnsanca yaşamanın ve çalışmanın koşullarının oluşması için daha ne kadar insan katliamı yaşanacak, ne kadar hayaller ve umutlar yok olacak?
Bu işin sorumlularından olan başbakanın ‘bu işin fıtratında bu vardır’ değerlendirmesi de gösteriyor ki; bu katliamlardan sorumlu olanlardan hiçbir şekilde hesap sorulmayacak ve bunun gibi nice katliamları birçok defa göreceğiz ve yaşayacağız.
Manisa’nın Soma İlçesindeki maden ocağında yaşanan katliam yine yüreklerimizi yaktı. Katliamın acı yüzünü görmek bir yana katliamcıların değerlendirmeleriydi asıl yüreklerimizi yakan. Oysa ki bunun bir kader olmadığını en iyi bilendi bu değerlendirmeyi yapan başbakan. Aynı katliamcılar bir yerde iş hayatını, insanca yaşam koşullarını düzeltme çabasına gireceğine, Kürdistan’da yeni katliamların yapılması için karakolların, kalekolların yapımına milyonları harcamaktadır. Hem de yeni katliamların yaşanmasını engellemek isteyen halka saldırarak bunu her an yapmaktadır. O kadar milyonları insan yaşamının koşullarını iyileştirmek için harcasalar belki de bu kadar umutlar yok olmayacak ve yürekler yanmayacak.
Devletçi iktidar sistemleri için insan yaşamından çok daha önemli olan kendi sistemlerini yaşatacak olanakların ve maddi kaynakların yaratılmasıdır. Bu sistemi devam ettiren maddi kaynaklar önemli olurken, insan yaşamı ve maneviyat her zaman ortadan kaldırılması gereken değerler olarak görülmektedir. Yine insanların emeğini ve ömürlerini çalmak, katliamı kader olarak göstermek de en büyük marifetleridir.
Soma’da yaşananları bu sistemden ayrı ele almak kendimizi kandırmak olacaktır. En güvenilir iş yerinde böyle bir katliam yaşanıyorsa, güvenilir olmayan yerlerde her an nasıl bir facianın yaşanacağını düşünmeden edemiyor insan! Bir de söz konusu olan insan yaşamı olunca.  
İnsan yaşamının katliamı ve emeğinin sömürüsü üzerine kurulan bu sistemin kirli politikalarının deşifre olmayan bir yanı kalmamıştır. Bunun için bu sisteme karşı örgütlü ve güçlü mücadele yöntemlerini geliştirmek, bu sistemi ve sahiplerini kendi ölüm çukurlarına gömmek olacaktır. Soma’da yaşanan katliam karşısında halkların, emekçilerin ve insan yaşamının her şeyden daha değerli olduğunu bilen insanların birbirine sahip çıkması da, bu koşulların her zamankinden daha fazla bugün oluştuğunu göstermektedir.
Kahramanlıkların ve direnişlerin yaşandığı, umutların yeşerdiği Mayıs ayında yaşadığımız bu acı kayıpların ve katliamların bir daha yaşanmayacağı bir ülke ve dünya yaratma umudu ve çabasıyla, Soma’da yaşanan acıları tekrardan paylaşıyoruz.