Almanya Gündemi


Geçtiğimiz hafta Perşembe (17 Temmuz) günü Almanya Başbakanı Angela Merkel 60. doğum gününü kutladı. 2005’ten bu yana Başbakanlık görevini yerine getiren Merkel 51 yaşında genç bir Başbakan olarak Almanya tarihinde de birçok ilklere imza attı. Soğuk ve mesafeli duruşu, çokta sempatik görülmeyen tavırları ve konuşmalarına rağmen, Merkel birçok erkekle girdiği erk mücadelesini zaferle kazanan bir kadın politikacı olarak oldukça önemli. Bir kere iktidara gelmesinde bütün tabuları yıkarak sıradan bir kadın olmadığını da ortaya koydu. Neden mi? Çünkü; CDU’da kalıplaşmış kalın muhafazakar çizgiyi, biraz olsun inceltti.
Doğu Almanya kökenli olması, Katolik değil de Protestan mezhebine mensup olması, aynı zamanda çocuk sahibi olmayan evli bir kadın olması itibarıyla CDU’da klişeleri alt üst eden Merkel, milletvekili olarak başladığı kariyerini, Başbakan olarak tamamladı. Fizik ve kimya üzerine eğitim aldı, 1989 yılında Berlin duvarının yıkılmasının akabinde yepyeni bir döneme yelken açtı. 1990 yılında DDR’de ilk serbest yapılan seçimlerde milletvekili oldu. Birçoğunun entegrasyonda zorlandığı bu değişimi her defasında fırsata çevirdi.
CDU’nun önemli liderlerinden Helmut Kohl’ün manevi kızı olarak gördüğü Merkel’e kuşkusuz katkıları azımsanmayacak kadar büyük. Tabii 1998 yılında yapılan seçimleri kaybeden Kohl ve seçim kampanyasının finansı ile ilgili yolsuzluk haberleri sonrası Merkel’de kendi siyasi kariyeri açısından Kohl’le yollarını ayırdı, ki o dönemde partinin genel sekreteri olarak görev yapıyordu. Parti tabanında gelen bütün itirazlara rağmen Merkel emin adımlarla Başbakanlığa yükseldi. Hem de kardeş parti CSU’nun muhafazakar lideri Edmund Stoiber’e fark atarak. Hatta ilk başbakan seçildiğinde birçoğunda memnuniyetsiz bir ifade oluştu, fakat zamanla Merkel bir güç sembolü haline geldi.
Peki, 1991 yılında Federal Aile, Kadın ve Gençlik Bakanı görevine başlayan, daha sonra da Başbakan olan Merkel, bir kadın olarak kadınlarla ilgili ne yaptı? Aslında iktidara gelen diğer kadın siyasetçiler ne yaptıysa Merkel de çok farklısını yapmadı. Daha çok finans sorunlarına kafa yorarken, kadın sorunları ile ilgili pek başını ağrıttığı söylenemez. Çoğu zaman pantolonlu takım elbiselerle gördüğümüz Merkel hemcinslerinin sorunlarını siyasi kariyeri boyunca arkalarda tuttu.
Başbakanlığı döneminde özellikle Euro krizi döneminde sergilediği stratejik politikalarıyla, Almanya’nın krizden daha az etkilenmesini sağladı. Fukuşima’da meydana gelen facianın ardından, Almanya’da Merkel’in de savunduğu atom enerjisi politikaları nedeniyle oy kaybı yaşasa da, daha sonra radikal bir geri adım atarak yine liderliği elinde tuttu. Almanya dünyanın en güçlü ülkeleri arasında yer alırken, Merkel’de en güçlü kadın Başbakanı unvanını hala koruyor.
Aslında Merkel’i güçlü kılan ve bugüne kadar getiren özelliklerinden biri de çıkarları doğrultusunda nerede duracağını iyi sezmesi. Helmut Kohl çıkışında olduğu gibi, yine atom politikalarından çark etmesi gibi, gücünü korumak adına radikal kararlar verebiliyor. Verdiği kararlarda ne kadar ilkeli bu da ayrı bir tartışma konusu.
Soğuk, mesafeli, güçlü durmaya çalışan, kadın özelliklerinden mümkün olduğunca kaçan Merkel, kim ne derse desin karşısındakini şaşırtmayı başarıyor.
Tansu Çiller’in Başbakan olmasının ardından, ’kadın başbakan’ algılarımız toplum olarak büyük zarar gördü. 'Demir Leydi' unvanı ile ünlenen Margaret Thatcher da kadın bir başbakandan çok, sert tutumu ile erkek gibi görünen bir başbakan imajını tercih etti.
Kapitalizmin merkezi olan bir ülkenin başbakanının insan hakları, demokrasi, eşit özgürlükçü bir yaşam, kadın hakları, ötekilere saygı söylemleri ile politika yapmasını beklemek, hayal dünyamızın ne kadar geniş olduğuna bağlı. Kaldı ki silah üretiminde dünya sıralamasında yer alan bir ülkenin başbakanı olarak savaş karşıtı bir politika izlemesini beklemekte bir o kadar hayalci bir yaklaşım. Özellikle çok kültürlülükle ilgili sarfettiği sözler sağ muhafazakar yapısının çok uzağında değil, nitekim bir konuşmasında, "Çok kültürlülük miadını doldurdu, artık birlikteliğin vakti geldi" demişti. Bu şartlarda bir kadın olarak başbakanlık konumuna kadar yükselmesi önemli olsa da, bunların ötesinde bir 'kadın’ başbakan olduğu için gurur duymamak için yeterince neden de mevcut.