Kürdistan tarihinde efsane haline gelmiş çok güçlü ve direnişçi kadınlardan bahsedilir. Rindêxan’lar, Besê’ler, Zarifeler, Leyla Kasım’lar…

Bu geleneğin takipçilerinden Gurbetelli Ersöz’ün köyü olan Ziver Köyü Murat Nehrinin kıyısındaki yörenin en büyük ve en güzel köyüydü.

Çevre köylerde kadının yiğitliğinden bahsedilirken Ziver Köyündeki un değirmeninin önünde yaşanan bir olay anlatılırdı. Değirmene komşu köyden gelmiş olan bir kadın, buğdayını öğüttükten sonra un çuvalını eşeğe yüklemek için yardım ister. Fakat duvar dibinde sohbet eden erkeklerden hiçbiri aldırış etmeyince ibretlik bir olay gerçekleşir. Kadın, boş boş oturan ve yardıma gelmeyen erkeklerin bu vurdumduymaz haline öylesine sinirlenir ki, un çuvalını bir çırpıda eşeğe yükler, sıkıca bağladıktan sonra yüküyle beraber eşeği de omuzlayıp söylene söylene gider.

Hani fiziki kuvvetiyle övünen akılsızlar olur ya hepsinin kulağına küpe olsun diyedir bu hikaye. Fakat zaten kadın doğasının, özellikle de bedeninin erkeğinkinden daha güçlü olduğu, daha dayanıklı olduğu bilimsel verilerle de çok net olarak kanıtlanmıştır. Burada bunun ayrıntısına girmek gerekmiyor. Aksini iddia edenler Eflatun’dan bu yana bir adım ileriye geçememiş olanlardır.

Fiziki güç üzerinden bir tartışma yürütmek ve bu tarzda kıyaslamalara girmek bir anlam ifade etmese de neden halen ısrar ediyorlar? Esasen korkularını dillendiriyorlar denilebilir. Bunlar ezberletilmiş fıtrat zihniyetiyle hareket edenlerdir. Bu konuda çok şey söylendiğinden bir de cehaletlerine dikkat çekerek bu söylemlere katkıda bulunmamız yeterlidir.

Fıtrat, hiç değişmeyecek olan yaradılış niteliğidir. Biz ne dersek diyelim bu fıtratçıların kadını küçümseyen zihniyetleri değişmeyecektir. Çünkü fıtratlarında kadın düşmanlığı var. Belki bir gün akıl edip besleme çetelerine sorarlarsa neden en çok kadın savaşçılardan korktuklarını onlardan dinleyebilirler.

Kadının fıtratında direnmek vardır!

Düşünün bir kere, aralıksız olarak tam 27 yıldır Türkiye hapishanelerinde olan siyasi kadın tutsaklar var ve inançlarında zerrece bir sarsılma yok. Direndiler, direniyorlar. Tek başına bu duruş bile evrensel düzeyde kadın özgürlük mücadelesinin en büyük dayanaklarındandır.

Kürdistan’da ve elbette dağlardan zindanlara dek her yerde direnen kadın gerçekliği tüm insanlığa direnme azmini, olağanüstü zorlu koşullara dayanma moralini ve başarı umudunu aşılıyor.

Yani kadınlara saldırının altında yatan korku faşizmin evrensel korkusudur. Bu zihniyet dünyanın her yerinde aynıdır. Kapitalist çıkarcılıkla, faşizan saldırganlıkla, ulus-devletçilikle, milliyetçilik ve cinsiyetçilikle, işkenceyle, zindanla, zulümle, kanla besleniyor. Bunların hiçbiri kadının doğasında yoktur. Bu nedenle kadın dünyanın her yerinde demokrasinin öncüsüdür.

Faşist darbe rejiminin sonuna doğru

Demokrasinin vazgeçilmez şartı olan özyönetim hakkı her geçen gün evrensel çapta kabul görürken Türkiye’deki diktatörlüğün son marifeti sömürge vali-kaymakamları atayarak Kürt halkının belediyelerine el koymak ve bu darbecileri seçimlerde aday göstermek olmuştur. İddia ediyoruz ki tek bir tanesinin demokratik yollarla seçimi kazanması mümkün değildir. Hatta bu ihtimal milyonda bir bile değildir.

Darbe rejimini sürdürme kararı olarak bu yabancı zatları aday yapıyorlar. Sandıkta kazanmasalar da olur; hemen akabinde yine el koyup darbeyi sürdüreceklerini de açıkça söylüyorlar. Acaba işler bu kadar kolay mı olacak?

Kayyum adı altında meşru kılınmak istenen bu darbeci memurların soykırımcı sömürge memurları olduğunu halkımız çok net biliyor. Sadece zorbalık, gasp ve faşizan darbe rejimidir yürürlükte olan.

AKP-MHP’den aday olan tüm faşist gaspçı kayyumcular apaçık görüldüğü gibi kapı kulu memurudur. Daha genel olarak Kürdistan’daki tüm AKP-MHP adayları eli kanlı faşist diktatörlüğün suç ortağıdır. Bunun anlamını da iyi bilmek durumundadırlar! Büyük bedeller göze alınarak fedaice yürütülen özgürlük mücadelesinin karşısına birer halk düşmanı ve işbirlikçisi olarak çıkıyorlar. Sadece ve sadece faşizan devlet terörünü arkalarına alarak ancak tutuklamalarla, işkencelerle, tehditlerle, zırhlı araçlarla, tomalarla demokrasi meydanına çıkmaya cesaret ediyorlar. Fakat öyle bir zamandayız ki ne tehditlerle ne hilelerle ne de darbecilikle halk iradesinin önüne geçebilirler. Ne yaparlarsa yapsınlar seçimlerde kaybedecekler. Çünkü zaman halkların zamanıdır ve halkların fıtratında direnmek vardır!

Bu seçimde yiyecekleri demokratik şamar tüm darbelerin önünü kapatacak ve devasa bir halk iradesi açığa çıkacağı için bu kez darbeyle de alamayacak, el koyamayacak, gasp edemeyecekler!

Bu seçimlerin önemi sadece yerel yönetimleri kazanıp faşist darbecileri belediyelerden kovmakla sınırlı değildir. Yerelde kazanılacak zafer AKP-MHP faşizminin çöküşüne, demokrasinin zaferine yol açacak kadar tarihi önemdedir. Bu nedenle seçim çalışmalarına her zamankinden daha fazla önem verilmelidir.

Açlık grevi direnişleriyle iç içe geçtiği için eylemli bir seçim kampanyası sürecine girilmiştir. Hem İmralı duvarlarının yıkılması hem de seçim kampanyaları, sözü ve eylemiyle kadın rengini taşımaktadır. Tarihsel bilinci ve örgütlü gücüyle dünyayı omuzlayan direnişçi kadın gerçekliği demokrasinin en büyük güvencesidir. İsteyene istediği kadar cesaret, umut, moral ve zafer aşkı sunuyor! Ne mutlu almasını bilene…