
Cumhurbaşkanı Erdoğan, orada toplumsal cinsiyet eşitliği üzerine çok tepki toplayan bir konuşma yaptı. Erdoğan konuşurken neredeyse mantık zinciri koptu; açık açık anayasayı, dünyada ve Türkiye’de kabul görmüş kadınların eşitliği politikalarını, kendi imza attığı belgeleri, yöneticisi ve baş koruyucusu olduğu tüm yasaları tek tek ihlal ederek, tam anlamıyla hukuk dışına düştü.
***
Erdoğan’a danışmanları muhtemelen Rawls gibi birkaç liberal felsefeciden ve kadın akademisyenden yarım yamalak şeyler anlatmış ki, 'eşdeğerlik' diyor, 'adalet' diyor, felsefe yapıyor. Öyle bir yere varıyor ki bir ara; kadınlar kadınlarla, erkekler erkeklerle eşittir diyor, tarihin en derin farkını ‘sınıf farklarını da’ bir çırpıda ortadan kaldırıyor. Ama Erdoğan’ın esasta felsefeyle de bir alakası olmadığı için o noktada bile duramıyor, kendini tutamıyor, 'fıtrat' çıkıyor sahneye, sadece 'annelik' diyor, başka bir şey demiyor. Eşitliği tümden reddediyor, feministleri hedef gösteriyor, hızla dünyaya, yüzyıla, tarihe ters olan kendi çağdışı fikirlerine geçip saymaya başlıyor.
Birincisi, söz konusu kişi Erdoğan bile olsa bütün bunlar normal kabul edilemez. Onun bulunduğu makamdan yeni kadın cinayetlerinin önünü açacak şekilde konuşmaya hakkı yoktur. Evet, kendi kafası böyle çalışabilir, fıtratı bu olabilir. Ama bu çağdışı fikirlerini cumhurbaşkanı olarak konuştuğu hiçbir yerde kamuoyu ile paylaşamaz. Bu süpersonik felsefelerini Emine Erdoğan, Sümeyye ve çakma kadın dernekleri ile sohbetlerinde dilediği kadar konuşabilir, basının önünde böyle konuşamaz. Hele de Türkiye son raporlara göre kadınların eşitliği için gösterilen çaba konusunda, Suudi Arabistan’tan bile geriye düşmüş iken bir cumhurbaşkanı ağzını toplamalı, aklını da başına almalıdır. Mesela TBMM’de, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu var. Onu ne yapacak Erdoğan? Bakanlığın adından 'kadının' çıkarıldığı gibi o komisyonu da 'yeni bir ahlakla' düzenlemeye kalkışacak ise, boşuna yorulurlar. İşte kadınların dışarıda ve içerideki mücadelesi sonucunda, bir yeni komisyon daha kuruluyor; 'Kadına Yönelik Şiddet ile Mücadele Komisyonu'. Nihayet ne zamandır olması gerekeni kazanan kadınlar, elbette komisyonun görevini yapması için de ve ayrı bir ‘Kadın Bakanlığı’ kurulması için de, sonuna kadar mücadele edecekler.
İkincisi; Erdoğan feministleri hedef gösteremez. Kadınların eşit haklarla yaşaması için mücadele eden kadınlardan; feministlerden birinin kılına bile zarar gelirse, Erdoğan’dan hesap sorulacaktır.
Üçüncüsü; anne olup olmamak tabii ki fıtrat değildir, seçilebilir bir tercihtir. Kadınların eşit haklarına kavuşması için mücadele eden her kuşaktan kadın arasında da, anne olan da vardır, olmayan da. Erdoğan’ın burada saldırdığı şey; kadınların modern dünyada hayat tarzlarının çeşitlenmesi, çalışma hayatına daha çok kadının katılması, doğum yaşının yükselmesi, daha da önemlisi kadınların anne olup olmamaya içgüdüyle değil 'akılları' ile karar verebilmesidir. Muhtemelen o salonda konuşurken dinleyiciler arasında da böyle kararlar almaya çalışan kadınlar vardır ve onlar adına da, hiçbir kadın adına da Erdoğan konuşamaz.
Kadınlar özgürce konuşacak, Erdoğan’sız bir ortamda kararlar alacak, bu saçmalığı durduracaktır.
Mücadele eden kadınlar düzenledikleri konferanslarla, omuz omuza eylemlerle bunu yapıyor. Bir gün o salonlardaki kadınlar anlar herhalde. Erdoğan’ın bugün yaptığı gibi kadınlar için adalet konuşurken birden ihalelerle ilgili dert yanma haline tanık olanlar arasında, 'Galaport' konusuna nasıl geçildiğini soranlar olmalı değil mi? İşte Erdoğan’ın konuşmasının tam bu noktası ise mantık zincirinin tam olarak bütün zerreleriyle ortadan kalktığı andı. Psikanalitik olarak çözümlemeler yapılabilir; Erdoğan annesini kaybettikten sonra, kendisine oy veren kadınlar toplamını anne yerine koyup dert yanıyor, iç döküyor gibi yorumlanabilir bunlar. Çünkü öyle bir ‘poz’, öyle bir karakter atmalar “X liderle barışmam”, “ben şöyle bir insanım” filan. İyi ama o salonda 'düşünce' namına bir kırıntı varsa der ki; bunları cumhurbaşkanı olarak burada niye anlatıyorsun? Doğrusu dertlerini ailesine, arkadaşlarına, o da olmazsa terapistine anlatmasıdır. Politik barışma–barışmama kararlarını da zahmet edip ilgili bakanlarıyla konuşup almalıdır.
Hele de Erdoğan 'hukuk başka, yasa başka' dediğinde tam olarak ne kastettiği sorusunu o salonda soran yok mudur? Kaçak yapılan 'bin odalı saltanat' ile başını sokacak bir oda bulamadığı için öldürülen kadınları, bir lira için yasadışı madenlerde çalışmak zorunda kalıp, orada ölen işçileri hatırlayan yok mudur?
Erdoğan 'vicdan' diyor, ben 'düşünce' diyorum 'düşünce'. Hani kadın, erkek tüm insanlar için, insan olmamızı sağlayan esas. Bir vicdandan söz edilecek ise o ‘toplumun vicdanı’dır ve onu harekete geçirecek esas soruları sormamızı bize sağlayan şey ‘düşünce’dir.
Düşünceyi, soru sormayı unutmayan mücadele eden kadınlar elbette var. Ne Erdoğan, ne AKP ne de hiçbir sorumlu bu kadınlardan, bu sorulardan kaçıp kurtulamayacak. Kadınların eşitliğine, tüm insanların eşitliğine inanan kadınları kimse susturamaz.
Gülsüm KAV