Bugün erkeklerin oynadığı futbol takımları ve onların kulüplerinin oyuncularının aldıkları ücretler, düzenlenen maç organizasyonlarının niteliği, kullandıkları malzemeler, tesisler, sahalar, tribün ve medya desteği erkek futboluyla karşılaştırılmayacak bir düzeyde. Çünkü aralarında ekonomik, politik, toplumsal ve tarihsel bağlamda çok büyük bir uçurum var.
SELMA AKKAYA / PARİS
2019 FIFA Kadınlar Turnuvası son bir aydır Fransa’da oynanıyor. Medya, diğer turnuvalarda olduğu gibi ışıklı, süslü açılış ve kapanış törenlerine yer vermiyor. Çünkü söz konusu kadın futbolu olunca gerekli ilgi ve alaka sağlanamıyor ya da yeterince para kazanılacak bir alan olarak görülmüyor.
2019 Kadınlar Dünya Kupası öncesi ABD’li futbolcuların yeterli ücret alamadıkları için açtığı davaya baktığımızda, kadın futbolcular erkek futbolculara göre gülünç rakamlarda ücret alıyor. Kadın futbolculara karşı ayrımcılığı sadece ücretlerde değil; oynadıkları sahadan yaptıkları seyahatlere, sponsor desteğinden antrenmanlara kadar her yerde görüyoruz.
‘Futbol erkek oyunudur’ duvarı henüz aşılamadı
Bir aydır takımlar oynamasına rağmen kadın futbolcuların adını hiçbirimiz erkek oyuncuların adını bildiğimiz gibi bilmiyoruz. Onlara ilişkin amblemleri taşımıyoruz. Onların adına fan kulüpleri oluşturmuyoruz. Sosyal medya ağlarında onlar için kavga da etmiyoruz. Başarıları gazete manşetlerini kaplamıyor, ülke liderleri kadın futboluyla coşmuyor. Sokakları dolduran taraftarlara tanıklık etmiyoruz. Hatta kadın seyircinin oranı diğer karşılaşmalara göre çok az. Çünkü kadının en iyi biçimde futbolu oynayabileceğine kadınlar dahi öğretilmiş cinsiyet rolleri kapsamında inanmıyor. Kafalara “Futbol erkek sporudur” kelimesi kazınmış gözüyor.
Örneğin geçtiğimiz yıl Paris’te France Football dergisinin düzenlediği Altın Top ödül töreni sırasında yaşananlar, futboldaki cinsiyet ayrımcılığının en iyi özetiydi. Birçok spor dalının aksine futbolda kadınlara karşı daha fazla ayrımcılık ve önyargı var. Dünyada yılın en iyi futbolcusuna verilen Altın Top ödülü gecesinde yardımcı sunuculuk yapan DJ Martin Solveig, ödülünü almak için sahneye gelen Ada Hegerberg’e “Twerk yapabiliyor musun?” diye soruyordu. Twerk, kadınların popo sallayarak erkekler top koştururken maçlarda kenarda yaptığı dansa deniyordu. Sunucunun söylediği söz, aslında mevcut sistemde spor karşılaşmalarında, özellikle de futbolda kadına biçilen misyonu özetliyordu.
Farklı formlarda aynı zihniyet her yerde
Türkiye’de de durum farklı değil. Paris’te farklı bir biçimde dile gelen anlayış, Türkiye’de din üzerinden biçimleniyor. Bingöllü Ömer Aşkın’ın öğle namazı çıkışında futbol sahasında maç yapan kadınlardan rahatsız olduğunu dile getirdiği https://www.youtube.com/watch?v=1z53BeVuvwU şeklindeki video haber, İLKHA haber ajansı tarafından yayınlanıyor. Görüntünün nahoşluğundan bahsediyor Aşkın: ”Kadın, yaratılışı ve fıtratı gereği nazik ve kibar bir vücuda ve yapıya sahiptir. Böylesi birebir ikili mücadelelerin olduğu sporların kadınlardan uzak tutulması gereken sporlar olduğunu düşünüyoruz. Bir omuz omuza mücadele, bir ayak kırıklığı vesaire bu işin sadece sağlık boyutu. Öte yandan kadın ve kızların futbol sahalarına baldırı çıplak bir şekilde sahada ümmetin kızlarının oynatılması fuhşiyata bir destek olmakla beraber bir fahiş durumdur. Dolayısıyla bu mevcut Müslüman toplumunun haya damarlarının çatladığının bir göstergesidir” şeklinde dillendirdiği düşünceler, farklı formlar alarak dünyanın birçok noktasında işliyor. Çünkü kadın ve futbolcu kavramsal birlikteliği bir cinsiyeti ve bir spor dalını belirtmesinin ötesinde artık tarihsel ve sosyolojik olarak yüzyılların cinsiyetçi bakış açısına bir yanıt olarak kendini ortaya koyuyordu. Çünkü, futbol oynayan kadının tarihi; cinsiyetçiliğe, kadın düşmanlığına, yasaklara ve toplumsal cinsiyet kalıp yargılarına karşı mücadelenin önemli bir alanı olarak karşımızda duruyor.
20 yüzyılda ‘yasak’ deliniyor!
Mevcut durumda kadınlar futbol alanında kendilerini ispatlamış olsalar da ‘gerçek’ futbol, erkeklerin futbolu olarak kabul ediliyor. Çünkü futbol 19. yüzyıl başlarında erkeklerin ‘icadı’ olarak görülerek ve o tarihten sonra da çoğunlukla erkekler arasında oynanan ve erkekler tarafından yönetilen bir oyun olarak kabul gördü. Futbol bu yüzyıldan itibaren güç ve iktidarın simgesi haline geldi. Futbolun yapısal ve söylemsel olarak doğrudan erkekleri işaret etmesi, futbolu hegemonik erkekliğin inşasına ve farklı erkekliklerin sergilenmesine olanak sağlayan bir kültürel alan yaptı. Kadınlar ise ötekileştirilip, uzun süre bu sporun dışında tutuldu. 20. yüzyılın başları itibariyle kadınlar futbol oynamaya başladı. Önceleri iş sonrası stres atma yöntemi olarak kullanılan futbol oyununda daha sonra ligler oluşmaya başladı. Bu tarih içerisinde Fransa birinci ülke olarak yer alıyor. Kadınlar, Fransa’da 1902 itibariyle kendi ligini kurarken; İsveç 1918’de, Avusturya ise 1923 yılı itibarıyla futbola katıldı. Örneğin İngiltere’de savaş döneminde cephane fabrikalarında çalışmaya başlayan işçi kadınların uzun çalışma saatlerinden sonra futbol oynadıkları biliniyor.
İlk yasak İngiltere’den
1921 yılında İngiltere’de, çoğunluğunu fabrika işçilerinin oluşturduğu 150’ye yakın bir kadın futbol takımının varlığı biliniyor. Ama kadınların bu başarısı anında yasakla karşılaşıyor. İngiltere Futbol Birliği, 5 Aralık 1921’de “....futbol oyunu kadınlar için uygun değildir ve teşvik edilmemelidir” diyerek kadınların futbol oynamasını yasaklıyor. Bu yasakların temelinde futbolun erkeksi imajının korunması yatıyor. Devamında diğer ülkelerdeki yasaklar birbirini izliyor. Örneğin, Almanya’da 1955-1970 yılları arasında kadın futbol takımlarının kurulmasını ve maç organizasyonlarını engelleyen bir dizi karar alınıyor. Gerekçesi ise kadınların fiziksel yapılarına zarar gelmesine dayandırılıyor. Benzer şekilde Brezilya Ulusal Spor Konseyi, 1941 yılında kadınların futbol, boks, dekatlon gibi spor dallarına katılımını yasaklıyor.
‘68 rüzgarıyla yeniden futbol!
Sadece futbol değil, erkek oyunu olarak kabul edilen birçok spor dalında kadınlar 1970’lere kadar yasaklarla karşı karşıya. Bu tarihe kadar özellikle örgütlü futboldan uzak tutuluyor. Kadınlar 1970’ten sonra yeniden futbola dönüyor. Bunda özellikle 1968 özgürlükler hareketinin büyük ön açıcılığı önemli bir yer tutuyor. Devamında kadın hakları konusunda dünyada kadın örgütlenmelerinin artması, devamında işçi sınıfı eylemlilikleri, kadının yeniden spor alanında kendine yer bulmasını sağlıyor. Mücadelenin yükselişiyle birlikte kadınların eğitim ve mesleki yaşamlarındaki düzenlemeler, yine kadınların müdahalelerinin daha örgütlü hale gelmesi gibi faktörlerle birleştiğinde tüm dünyada kadınların spora daha fazla katılmaya başladığı dönemin kapısı aralanıyor. Bu aşamadan sonra kadın futbol takımlarının, ulusal liglerin ve uluslararası turnuvaların sayılarında artış gözleniyor.
70’li ve 80’li yıllarda kadınların spor ve futbol alanındaki kazanımlarının ardından FIFA (Uluslararası Futbol Federasyonları Birliği) dört yılda bir düzenlenen dünya kupasını kadınlar için 1991 yılında, UEFA (Avrupa Futbol Federasyonları Birliği) ise Kadınlar Şampiyonlar Ligi’ni 2001’de hayata geçti. Kadın futbolunun bir olimpiyat disiplini olarak yerini alması ise 1996 Atlanta Olimpiyatlarıyla gerçekleşiyor. Yasak ve engellemelerin ardından kadınlar; erkeklerin oluşturduğu olimpiyatlardan yüz yıl sonra resmi olarak futbol alanında kendilerine yer bulmuş oluyor!
Bakış açısı değişmedi!
Bugün UEFA verilerine göre Avrupa’da 1.2 milyon kadın futbolcu olduğu belirtiliyor. Yine dünyada FIFA verilerine göre, 29 milyon kız çocuğu ve kadının futbol oynadığını ifade ediliyor. Öte yandan sayı olarak yüksek oranda kadının futbol oynayabilmesinin bu alanda cinsiyet ayrımcılığının bittiği anlamına gelmiyor. Bunun için İngiltere Futbol Birliği sekreteri Ted Croker’ın 1988 yılında, “Futbol, zorlu, fiziksel teması gerektiren mücadelenin bir formu olan oyundur. Bu nedenle de erkeğin oyunu olarak kalmalıdır. Kadınların erkekleri desteklemeleri, çocukları ile çamaşır, ütü yapmaları ve yemek hazırlayıp sunmaları dışında bu oyunda yerleri yoktur” şeklinde kullandığı bu cümleler halen geçerliliğini koruyor.
Bugün erkeklerin oynadığı futbol takımları ve onların kulüplerinin oyuncularının aldıkları ücretler, düzenlenen maç organizasyonlarının niteliği, kullandıkları malzemeler, tesisler, sahalar, tribün ve medya desteği erkek futboluyla karşılaştırılmayacak bir düzeyde. Çünkü aralarında ekonomik, politik, toplumsal ve tarihsel bağlamda çok büyük bir uçurum var. Yaklaşık yüz yıl önce kadınların bedenlerine uygun olmadığı düşünülen futbol, günümüzde kadınlara ‘yasak’ değil ama tarihin biriktirdiği dışlanmışlık bugün de somut bir biçimde devam ediyor. Toplumsal tüm yapıya sirayet eden erkek hegemonyası, tüm toplumsal kurumlarda kendini hissettirirken, spor alanında bunu çok somut bir biçimde görüyoruz. Özellikle futbol, erkeğin gücünün ve üstünlüğünün en önemli göstergelerinden biriyken kadının bu alanda görünür olması istenmiyor.
Daha çocuklukta alandan uzaklaştırılıyor!
Günümüzde kadının spor alanında varlığı, aslında daha çocukluktan itibaren belirleniyor. Örneğin Ulusal Beden Eğitimi ve Spor Komitesi’nin erkek egemen yapısından dolayı, beden eğitimi öğretmeni yetiştirilen okullarda hazırlanan müfredatlarda erkeklerin ağırlığı öndedir. Daha ilkokul çağlarından itibaren kız ve erkek çocukları erkek hegemonyası tarafından şekillendiriliyor. Toplumsal cinsiyet farklılığı üzerinden çocuklar spor dallarına yönlendiriliyorlar. Daha küçük yaşlardan itibaren sportif faaliyetler aracılığıyla da inşa edilmiş toplumsal bir doku oluşturuluyor. Bu nedenle 1960’lı yılların sonuna kadar sporun veya oyunların erkek çocukların sosyalleşmesi ve erkeklik inşası için önemli bir araç olduğu yürütülen mücadelelerle kırılmış olsa da erkeğin kontrolünde olduğu düşünülen spor alanlarına, kadınların katılımı hususunda henüz olması gereken noktaya ulaşamamıştır. Kadınların spora katılımını ve özellikle futbol hususundaki olumsuz etkileyen çeşitli faktörler günümüzde halen varlığını sürdürmektedir.
Futbolun ‘ötekisi’
Kadınlar nasıl ki hayatın her alanında farklı mücadelelerin içerisindeyse futbolda da diğer spor dallarında da mücadele ederek oynamaya devam etmek zorunda. Çünkü kadınların futbola katılımları tam da sistemin kadınlara çizdiği cinsiyetçi sınırların ihlal edilmesi anlamını taşıyor. Kadınların futbol oynaması, ataerkil sistemin hakim kimlik yapılandırmalarına meydan okuma ve toplumsal cinsiyet hiyerarşisini alaşağı etme potansiyelini barındırıyor. Bu nedenle sistem sürekli erkeğin oynadığı oyun üzerinden endüstriyel futbolun tüketimi çerçevesinde belirli bir futbol beğenisini ortaya çıkarırken, bu beğeni erkeklerin oyunu üzerinden ve erkekler tarafından tarifleniyor; böylece kadınların futbolu ötekisi olarak bırakılıyor. Böylesi bir alanda da kadın futbolcu, futbolun ‘ötekisi’ haline bilinçli olarak getiriliyor. Bu nedenle her alanda olduğu gibi kadınlar futbolda daha büyük başarıları ortaya çıkarmalıdır. Annelere bu anlamda büyük rol düşüyor. Kız çocuklarınızın spor eğilimlerini okullardaki eğitmenlerin eline bırakmayın ve kız çocuklarını sistemin kadınları dışladığı alanlara yönlendirin! Çünkü çocuk yaştan başlayarak işlenen toplumsal cinsiyetçi kodlara hayır demeyi öğrenmeliyiz, öğretmeliyiz!
Kaynakça
* Moment Dergi, 2015, 2(2): 157-183 Pınar Öztürk, Canan Koca
* Caudwell, J. (2003). Sporting gender: Women’s footballing bodies as sites
* FIFA (2015). Women’s football
* Women, the "Other" of Football, Write Fotonovela, the "Other" of Photography
* BAŞAK S. (2013). Toplumsal Cinsiyet. İçinde: Sosyolojiye Giriş.