Kadın kimliği nedir, nasıl temsil edilir, bir gazeteci olarak meslek ve cinsiyet nasıl buluşturulabilir soruları üzerinde ciddiyetle durmak gerekiyor. Kanımca kadın basıncılığı önce vicdanlı olmayı, erkek gölgesinden çıkmayı, kendini meta olmaktan kurtarmayı, güçlü bir kadın felsefesi geliştirmeyi, kendi özüne güvenmeyi, erkek ideolojilerine karşı savaşma cesareti gösterebilmeyi ve söylenmemiş-yapılmamış-unutturulmuş olanları korkusuzca yapabilmeyi gerektirir. Türkiye’de sayısal olarak çok fazla kadın ekranlardadır. Ama kadın ruhunun, kadın özünün ya da kadın bilincinin yansıdığını söylemek zordur. Bir anlamda erkek sistem kendini kadınlar vesilesiyle topluma sunmaktadır. Bunlara bazı örnekler verelim.

CNN Türk’ten Nevşin Mengü’nün ölüm-şiddet haberleri ardından saçlarını savurarak "neyse, geçelim" demesi, HaberTürk’ten Balçiçek İlter’in erkek ya da erkek ideolojilerin sesi olan konuklarını dinlerken başını habire, aralıksız sallayıp durması çok acıdır. Kişisel görüşüm CNN Türk kanalındaki kadın muhabirlerin gelişmeyi erkekleşmekle özdeş gördükleri şeklindedir ve bu düşünceleri biçimlerine de yansımaktadır. Olaylara tarafsız, soğukkanlı (!) yaklaşma hastalığı zaten erkek egemenlikli iktidarın ürettiği politikanın en kirli hastalığıdır. Ve CNN Türk ekranlarında görülen kadın gazeteciler tam bu profildedir. Takip ettiğim kadarıyla hiçbir haber ve yorumda kadın duyarlılığı görmediğim gibi kadınları konu alan haberlerde de kendilerini içinde gördükleri gibi bir izlenim edinemedim. Liberal hissizlik hakimdir. Uzay turu yapar gibi okunup geçilmektedir şiddet-cinayet haberleri.
Kadınlık bilinci konusunda Balçiçek İlter’in programları ya da yazıları da tersten öğretici nitelikte. Burada da diğer örneğin tam tersine aşırı bir kadınsılık göze çarparken biçime indirgenen kadınsılığın kırıntısını dahi dile gelenlerde bulamamaktayız. Kimi mimikler kesinlikle iticidir ve çekici olmak adına yapılıyorsa kesinlikle terk edilmesi gereken davranışlardır. Şahsen kimi zaman dinlemek istesem de bu mimiklerden dolayı tahammül edemediğimi itiraf edebilirim. Bunca kadınsılığın ardında bu kadar derin bir erkek gölgesinde kalmışlık nasıl barınabilmektedir. Örneğin son bir yazısında Ayşen Gruda’nın Kürt sorununun çözümüne  ilişkin şöyle demiş: "O Kürt çocukları da anne baba kuzusu, dövüşe dövüşe değil, masa başında konuşa konuşa halletmemiz gerekiyor’ derken sapına kadar samimi!" Çok ilginç, ne sapı, ne oluyor, bu erkek dili nereye kadar kadın özünün düşmanı olarak sizleri tüketmeye devam edecek… Kendinizi erkekliğin hâkim olduğu dünyalara kabul ettirmek için zihniyet olarak onlara benzemekten başka bir çareniz yok. Gerçek kadın olmaya ne zaman karar vereceksiniz?
Yine aynı yazıda şöyle diyor: "Sorarlar adama o zaman, ‘Sen ne diyorsun?’ diye..." Bir kadının kendine yapabileceği en büyük hakaret kendini (ve tüm insanları) adam saymasıdır. Türkiye gibi bir ülkede tüm adam olanlar katil, sapık, deli ya da en kötüsünden polis olabilmişken, ve de insan olamamışken adam olma aşkınız tam bir felaket. Bu katı adamcılık, erkekleşme hayranlığı, bu kendini her an yok sayma ve buna tahammülün anlamı nedir?
Bu hanımlar, bir halkın özgürlük mücadelesi için sarfettiği sözde şiddet karşıtı sözleri sokakta şiddetin her an yaşayan kadınlar için sarfedemiyor. Çünkü o kadınlar mülkleştirilmiş ve bir erkek sahipleri var. Onların erkeklerinin de erkekleri var. Devletin kendisi en erkektir. Herkesin kocası(!) olma zihniyetindeki bir devletin, herkesin kocası(!) imiş gibi davranan bir başbakanın olduğu bir ülkede en kadınsı kadınlar ancak böyle olabilirler. Koskoca devletinizin milletvekili olan bir kadın ne yazık ki yoğun şiddete maruz kaldı, hiçbir dokunulmazlık kalmadı ama kadınlar sahte içler çektiler sadece. Bir anlamda desteklemiş oldular. Ekranlardan biçimsel olarak aşırı kadınsılık sergileyerek kadın olunmaz. Erkek gibi olarak da gelişme olmaz.
Aşırı uçlar birbirine benzer. Aşırı kadınsılaşan biçimin altında aşırı erkeksi bir öz vardır. İçinizdeki erkekle yüzleşmelisiniz hanımlar.  


FİDAN NURHAK