
Kadınların siyasete katılımı, her geçen gün toplum tarafından daha fazla önemsenmekte. Bu pozisyon şüphesiz kadınların emeği, bilinci, örgütlülüğü ve düşünce gücü ile kazanıldı.
Siyasetin erkek eli ve aklı ile yapıldığı 5 bin yılın faturası ne yazık ki çok ağır oldu. Toplum büyük bedeller ödedi, kadın ise bu bedelin hep baş aktörü konumunda tutuldu. Tanrının yeryüzündeki gölgesi, kılıcı, kelamı ve eylemi ile efendi-köle, ezen-ezilen, sömüren-sömürülen, bastıran-bastırılan, konuşan-dinleyen, etkin-edilgen, özne-nesne, belirleyen-belirlenen, etki-tepki döngüsünde hep etkileyici güç olan, baş roldeki erkek; tanrısal güç olarak tüm topluma kabul ettirilmiştir.
Kadın ise tarihin düz bir çizgi temelinde ilerlemediğini, aksine sert kırılmaların da olduğunu temsil eden kesimdir. 5 bin yıllık patriyarkal sisteme karşı direnen ve mücadele eden bir kadın gerçekliği de hep olmuştur. Bu, Avrupa’da bir milyondan fazla cadı kadın, Ortadoğu’da ise tanrıça kültürü ile iradeleşen kadındır. Erkek egemenliki yaklaşımlarla; yani sert kırılmalarla kadınlar siyasetin, yaşamın, ekonominin, kültürün, sanatın kısacası her şeyin dışına itilmişlerdir. Dört duvar arasına sıkıştırılarak derinleştirilmiş ve inceltilmiş tüm sömürü mekanizmaları ile bugünlere getirildiler.
Dolayısıyla kadınların yaşamda, siyasette, yönetim mekanizmalarında, kültür ve sanatta, ekonomide görünür olması, etkin rol oynaması ve kadınlık kimliğini gerçek öz değerleri ile sahiplenmesi ve uyanışını direniş ve mücadele ile buluşturması büyük bir anlam ve eylem gücüdür.
Kadınların seçme ve seçilme hakkı kazanması da çok kolay olmamıştır. Erkek işi olarak görülen siyasete kadınların girişi de çok basit olmamıştır. Kadınlar beyanname, sözleşme, bildirge ve yaklaşım belgeleri çıkardıklarında ağır bedeller ödenmiştir. Fransız Devrimi’nde büyük bir kadın katılımı ve emeğinin olduğunu herkes bilir. Ancak kadınların bu direniş ve mücadele birikimini siyasete kanalize etme aşamasında Olympe De Gouges’ın başına nelerin geldiğini de bilmekteyiz. Kadın ve Kadın Yurttaş Hakları Bildirgesi’ne Fransa mahkemelerince “Devlet adamı olmak istedi, sistemin ona bahşettiği kadın özelliklerini, erdemlerini utanmadan bir kenara atmak istedi” şeklinde yanıt verilmiştir. Bunun karşısına ise De Gouges’ın “Kadının giyotine gitme hakkı varsa, siyaset yapma hakkı da vardır’’ sözü, kadınların siyasete giriş ve siyaseti yapma süreçlerinde ödedikleri bedelleri ortaya koymaktadır.
Kürt kadınları hedef alındı
Günümüzde ise ırkçılık ve cinsiyetçiliğin bir arada kullanılarak siyasette ve özelde de TC parlamentosunda yer alan Kürt kadın vekillerine nasıl davranıldığını yakın zamanda yaşadık. Bülent Arınç’ın cinsiyetçi yaklaşımlarla Emine Ayna’yı aşağılaması ve küçümsemesi, Ayla Akat Ata ve Sevahir Bayındır’ın devlet kaynaklı şiddetle korkutulması ve sindirilmeye çalışılması, Sebahat Tuncel’e uygulanan toplumsal linç, Pervin Buldan’ın derin devlet yapılanmaları tarafından tehdit edilmesi, Aysel Tuğluk’un “taş atıyor” denilerek linçe uğraması, Fatma Kurtulan’ın eşinin gerillada olmasından kaynaklı yaşadığı teşhir ve tecrit uygulamaları, açık ki 1792’lerde yaşanan zihniyet ve uygulamalardan farklı değildir.
Kim ki biraz kadın bilinci, iradesi ve kimliği ile sorunları tahlil ediyor ve çözüm arıyorsa, o patriyarkal sistemin hedefi haline gelmektedir. Kim ki kadın bedeni ve onuru ile ilgili konuşuyor ve mücadele ediyorsa, onun adı “ucube feministlik” oluyor. Kim ki özgürlük ve eşitlik meselesinde dağlarda veya şehirlerde mücadele yürütüyorsa, “bunlar kadın değildir”e getiriliyor, kim ki devlet kaynaklı tecavüz, taciz ve cinsel yönelimi teşhir ediyorsa, “o namussuz ve kirli kadın” oluyor. Bu örnekler çoğaltılabilir. Bu erkek egemenlikçi sistemin bakış açısı ve yaşam tarzına sinen gerçekliğin siyasette olduğu gibi yansıma ve uygulamasıdır.
Ancak baskı ve şiddete rağmen kadınların parlamentoda olmaları sistem içinde etkili mücadele yürütmenin önünde engel olmayacaktır. Kadın siyasetçi sistem içerisinde olsa bile sokağın sesini, tarlada, fabrikada, ailede, kamusal mekanda unutmaz ve onlar için orada olduğu bilinciyle hareket ederse, parlamento kadınların etkili siyaset yapma aracı haline de gelecektir. HDP’li kadın vekiller öncülüğünde Türkiye Parlamentosu’nda kadına yönelik şiddete karşı ortak bir basın açıklaması ilk defa yapılmıştır. Kadınların bilinci geliştikçe nicel ve nitel birikimleri ile birlikte kadına yönelik şiddeti kınamanın aşılarak, kadına yönelik şiddetin önlenmesinde etkili yasalar çıkartmaya ve bu yasaları uygulamaya dönüşecektir.
Radikal demokrasi esas alınmalı
İktidar partisi AKP, Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı yerine Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nı geliştirerek, kutsal aile etrafında muhafazakar toplum modelini geliştirmeyi esas almıştır. Özgür Yaşam Projesi için ise HDP’li kadın vekiller öncülüğünde eşitlik, kadın ve sosyal politikalar bakanlığı güçlü bir alternatif olarak geliştirilmelidir. Siyasi Partiler Kanunu’nda değişikliğe gidilerek partilerin kadın özgün ve özerk örgütlenme modelini şart koşmaları ve kadınların karar süreçlerinde bağımsız davranabilmeleri için kendilerine özgü mekanizmaları işletmelerinin önünün açılması, genel ve yerel seçimlerde % 50 cinsiyet eşitliğinin esas alınması, eşbaşkanlık sisteminin sadece parti genel başkanlığında değil, meclis genel başkanlığı yerine eşbaşkanlığın, yerel belediye yönetimlerinde ve kamu kuruluşlarında uygulanmasının geliştirilmesi büyük bir fark yaratacaktır. “Kadına yönelik cinsel şiddetin tanınması ve soruşturulmasında kadın beyanı esastır” ilkesini savunan tek parti olan HDP’nin bu konuda yasal değişikliği zorunlu kılması da önemini korumaktadır. Kısacası toplumsal cinsiyetçilik başta olmak üzere ayrımcı ve tahakkümcü politikalara karşı radikal demokrasiyi esas alması gerekmektedir.
244 kadın adayın yarışacağı 7 Haziran seçimlerinde HDP’nin listesi tüm sistem partilerine fark atsa da yeterli olduğu söylenemez. Birinci sıra olarak ifade edilen herkesin “kazanır” dediği yerlerde kadın sayısının azlığı dikkati çekmektedir. Bu konuda yeterli ve kabul edilebilir bir düzeyin geliştirilmesine ihtiyaç olduğunu ifade etmek gerekiyor. Kadının siyasetin öznesi değil kendisi özne haline gelerek siyaset yapma ilkesi kadın iradesi, bilinci ve örgütlü kimliğinin göstergesi olacaktır. Bu konuda erkek egemenlikli bir bakış olarak dayatılan “Köşe taşlarını ben tutarım. Ben yoksam karşıtlaşırım ya da küserim” şantajını aşmak, demokratik kültür ve siyaset anlayışı için önemli olacaktır.
Kadınların oyları HDP’ye
Kadın siyasette var olduğu için ürettiği için ve varlığını, özgürlüğünü korumak ve geliştirmek için oradadır. Kadın özgürlüğü toplum özgürlüğünü, kadın eşitliği ve katılımcılığı toplumun eşitliğini ve katılımcılığını beraberinde getirecektir.
Kendini güç haline getiren kadın gerçekliği toplumu güç haline getirecektir. Kadının zavallılığı, çaresizliği, güçsüzlüğü, toplumun da zavallılığı, çaresizliği ve güçsüzlüğüdür. Siyasi partiler içerisinde özgürlük ve eşitlik meselesinde kadının güçlenmesini isteyen HDP, bu soruna stratejik yaklaşmaktadır. Kadınların biçimde değil öz güç ve iradeleri ile yaşamı özgürleştirme projesine katılım demokratik toplum ve siyasetin de ana dinamizmi olacaktır.
HDP adaylarının erkek egemenliğini reddetmesi yetmez, erkek egemenliğinin ele geçirdiği tüm değerleri ve birikimleri toplum ve kadın yararına ele alacak mekanizmaların oluşumunda rollerini oynamaları gerekmektedir.
7 Haziran seçimlerinde emek, demokrasi ve özgürlük bloğu olarak yer alan kadınlar, bu ilkeleri işleten bir duruş ve bakış açısı ile geleceklerini örme ve yaratma eyleminde etkin bir rol oynayacaklardır.
Avrupa’da 55 kadın örgütü olarak kamuoyuna deklere ettiğimiz gibi 8-31 Mayıs arasında kullanacağımız oylarımız HDP’ye diyoruz.
* TJKE Yürütme Üyesi