
Ortaya konulan verilere göre, hemen her gün 5 kadının cinayete, şiddete tacize ve tecavüze maruz kaldığı Türkiye'de, bu durumu besleyen faktörlerin başında yine erkek egemen zihniyetin hakim olduğu kolluk ve yargı mekanizmaları geliyor. Yargıya taşınan kadınlara dönük her türlü şiddet olaylarının failleri, "Cinnet", "Kendi rızası", "Tahrik" gibi gerekçelerle ya cezalansız bırakılıyor ya da ceza indirimine tabii tutuluyor. Bu yaklaşımla kadınlara dönük şiddetin önünün açıldığı örneklere çokça rastlamak mümkün.
Mêrdîn'de 13 yaşındayken 28 kişinin tecavüzüne maruz kalan N.Ç. davasının görüldüğü mahkemenin "N.Ç'nin sanıklarla rızasıyla birlikte olduğu" yönündeki kararıyla sanıklara ceza indirimi uygulayarak verdiği ödül niteliğindeki cezalar hafızalarda yer etti. Yine Çewlîk'te 15 yaşındaki kız çocuğu E.A'nın cinsel istismarlarına maruz kaldığı 8 uzman çavuştan ikisine beraat, 6'sına ise "iyi hal" indirimi uygulanarak 1 ila 8 yıl arasında hapis cezaları verilmesi, yargının tecavüzcülerin elini güçlendirmesine bir örnek oldu. En son ise kendini subay olarak tanıtıp evine götürdüğü 14 yaşındaki 3 öğrenciye cinsel istismarda bulunan U.Ç.'nin "Basit cinsel istismar" gerekçesiyle tahliye edilmesi ve hakkında istenen cezanın da 3.5 ile 10 yıla düşürülmesi ile yeğenine cinsel istismarda bulunduğu gerekçesiyle hakkında "Çocuğun basit cinsel istismarı" ve "Basit yaralama" gerekçesiyle 19 yıl hapis cezası istenen B.S.'ye 9 yıl hapis cezası verilmesi eklendi.
Yargının kadına yönelik şiddet suçu işleyenlere yaklaşımını değerlendiren ve buna karşı avukatlar olarak nasıl bir mücadele yürütecekleri konusunda bilgi veren Özgür Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi Avukat Newroz Uysal, Türkiye'de, hukuki anlamda en büyük sorunun "erkek egemen zihniyetin kendini hukukta cezasızlık sistemi ile göstermesi" olduğunu söyledi.
Erkeğe her türlü indirim yapılıyor
Şiddet olaylarının erkek tarafından gerçekleştirildiğinde tahrik indirimi, koruma, namus cinayeti süsünün verilmesi ya da ölümlere farklı bir kılıf verilmesinin özellikle Kürdistan'da karşılaşılan bir durum olduğunu belirten Uysal, "Bunların hakim ve savcıların eliyle yapılması ayrı bir sorun. Bununla ilgili somut olarak yaptığımız; var olan davaları takip etmek, bu tutuma sahip hakim ve savcılar hakkında HSYK'ya suç duyurusunda bulunmak. Yine yürüttüğümüz kampanyalarla da bu hakim ve savcıları ifşa etmek. HSYK'ya yaptığımız şikayetlerimiz her ne kadar olumlu sonuçlanmasa da, en azından bunun kamuoyu nezdinde ifşa olması, bir davada 30-40 tane kadın avukatın bir arada bulunması ve bunun rapor olarak baroya gitmiş olması, o tutuma geri adım attırmak için bir yöntemdir" dedi.
Ortak bir kadın meclisi oluşturulacak
En büyük sorunlardan biri olan kadın kimliğinin yaşamda, hukuki anlamda ve hayatın her alanında görünür kılınması için büyük çabaların olduğuna dikkat çeken Uysal, kanuni düzenlemelerde eril zihniyetin çok baskın olması sebebiyle mahkeme ve davalarda kadınların yok sayıldığını ifade etti. Uysal, bunun ise şiddetin aslında hukukta bir kez daha o kadına yaşatılması anlamına geldiğini kaydetti.
Buna karşı ise öncelikle hukukçular olarak yasal, anayasal düzenlemelerin yanında bir de var olan kadın bakış açısının nasıl açığa çıkarılması gerektiğinin üzerinde durduklarını ifade eden Uysal, bu konu ile ilgili önümüzdeki zamanda çalışma yapan sivil toplum kuruluşlarının işbirliğiyle Türkiye ve Kürdistan'da ortak bir çalıştay veya kadın meclisi oluşturacaklarını paylaştı.
Kürdistan'da kadının yaptırım gücü var
Uysal, Kürdistan'da kadın çalışmalarının siyasi parti temelli veya STK'ler üzerinden yürütülmesinden kaynaklı, kadın cinayetleri ve kadın şiddet konularının mahkemede baroyu harekete geçirecek kadın inisiyatif gücünün ve sürekli takip edecek kadın avukat gücünün olduğunu da söyledi.
'Eril anayasayı değiştireceğiz'
Uysal, çabalar sonucu oluşturulacak kamuoyuyla hukuki anlamda sahip çıkma ile birlikte bunun yaratacağı mekanizmayla en azından hakim ve savcı karşısında muhatap konumuna getirilmesinin sağlanacağını belirtti.
Yine eril zihniyetle düzenlenen anayasada, kadınlara zorluk çıkaran yasaları tespit edeceklerini ve bunların değiştirilmesi konusunda parti aracılığıyla meclise öneriler götüreceklerini de söyleyen Uysal, buna dair ise şunları söyledi: "Mesela kadına şiddetin kanunda bir nefret söylemi haline getirilmesi ve nefret suçu olarak kabul edilmesi gerekir. Hukukta kabul edilen 'Kadının beyanı esastır' kavramının yanında, hukuki anlamda baroların CMK sisteminde kadın dosyalarına atanan erkek avukatların tutumunun ifşa edilerek, kadına şiddet, kadın istismarı ya da tecavüz vakalarında birebir kadın avukat muhatap alınması için baroları bu konuda teşvik edecek çalışmalar yapılacak."
En büyük sorun, normal görülmesi
Topluma mal olmuş davaların özellikle sahiplenileceğini, bazı dosyaların da gölgede kalmasını engellemek için sürekli gündemleştireceklerine dikkat çeken Uysal, oluşturacakları Kadın Meclisi ile var olan sorunların gündemleşmesini süreklileştireceklerini belirtti.
Kadın sorunu, kadının yok sayılması, kadın katli, kadına karşı şiddet ve tecavüz kavramlarının günlük hayatta çok kullanması üzerinde de duran Uysal, "Aslında en büyük sorunlarımızdan biri; bunun normal kabul edilmesi ve toplumda olabilirlik algısının yaratılmış olmasıdır. Bunu bir sorun olarak görüyorsanız, bunun için mücadele etmeniz lazım ve bunun için mücadelenin en büyük getirisi de örgütlenmedir. Örgütlenmek tek başınıza yapamayacağınızı belki bir dernekle, vakıfla, belki yanınızda gördüğünüz bir arkadaşla, belki bir kadın avukatla, bir hukuk örgütlenmesiyle var olan sorunları çözmektir. Bu yüzden bireysel çabaların ötesinde örgütlenmekten korkmamak lazım, örgütlü olabilecek alanları görmemiz lazım" diyerek kadınlara örgütlenme çağrısında bulundu.
ŞERİFE ORUÇ / DİHA/AMED