4 yıldır devam eden kampanyalarla erkek egemen sistemin toplumda yarattığı tabuları yıkarak, ‘Namus’ olgusuna yeni bir tanım getiren Kürt kadınları, kadın bedenine, iradesine ve emeğine karşı toplumda geliştirilen saldırıların temelinde yatan iktidarcı zihniyeti sorgulamaya devam ediyor. Hemen her gün 5 kadının katledildiği veya intihara zorlandığı Türkiye’de yaşanan cins kırımına karşı ise AKP Hükümeti ve yetkililerden caydırıcı yasalar yerine adeta yaşanan katliamları destekleyen açıklamalar yapılıyor. Demokratik Özgür Kadın Hareketi (DÖKH) tarafından 8 Mart günü startı verilen ‘Kadın Kırımına Hayır’ kampanyası 12 Haziran seçimleri nedeniyle kısmen durduğu görülürken, her geçen gün artarak devam eden katliamlar ise kampanyanın gerekliliğini ve topluma ulaştırılma aciliyetini bir kez daha gözler önüne seriyor. Kampanyayı tekrar görünür kılmayı hedefleyen DÖKH’lüler önümüzdeki aylarda hayata geçirmeyi planladıkları bir dizi etkinlik için harekete geçti. Kampanya çerçevesinde 2 ayda bir bülten çıkarılacağı, ayrıca park, mahalle ve sokaklarda kadına yönelik şiddeti, recm ve idamları anlatan sokak gösterileri gerçekleştireceği kaydedildi. ‘Kadın Kırımına Hayır’ kampanyası yürütücülerinden Figen Aras, hem seçimler hem de siyasi gelişmeler nedeniyle kampanyanın belli bir durağanlık yaşadığını belirterek, yaşanan katliamların cins kırımının geldiği noktayı gösterdiğini belirtti.

‘Örgütlülük kadın cinayetlerinigörünür kıldı’

AKP Hükümeti’nin kadın cinayetlerini önlemeye yönelik herhangi bir politikasının olmamasından dolayı cinayetlerin meşrulaşarak arttığına dikkat çeken Aras, ülkede yaşanan kadın katliamlarının düşündürücü olduğunu aktardı. 5 bin yıldır işleyen mekanizmalar nedeniyle kadın katliamlarının devam ettiğini dile getiren Aras, kadınların örgütlü gücünün bu katliamları gün yüzüne çıkardığını kaydetti. „Kadın örgütlülüğünün olduğu ve belediyelerin duyarlılık gösterdiği yerlerde kadın cinayetlerinin daha rahat deşifre edilip, basına yansıdığını ve tartışılmaya, sorgulamaya başlandığını görüyoruz“ diyen Aras, „Dolayısıyla basına yansıyan cinayetleri bir artış olarak değil, var olan cinayetlerin ya da intiharların daha çok görünür olması şeklinde ele almak gerekir. Başbakan sürekli eril dil kullanıyor. Ve kadına yaklaşımı da zaten eril bir yaklaşımdır. Dolayısıyla kadına hakim olma, kadına hükmetme, beraberinde toplumsal bir şekillenmeyi getiriyor. Bundan dolayıdır ki müdahale etmezsek yakında kadın cinayetleri normalleşerek sürecektir“ dedi. 

‘Tüm saldırıların temelinde iktidar ideolojisi yatıyor’

Geçmiş kampanyalarda toplum genelinde tecavüz kavramının tartışılmasını başardıklarını vurgulayan Aras, „Bugün artık sadece kadın bedenine değil, dile, kültüre, doğaya yapılan tüm saldırıların temelinde iktidar ideolojisinin yattığını çok rahatlıkla söyleyebiliyoruz. Biz, neden şimdi ‘Kadın Kırımına Hayır’ gibi bir kampanya başlattık? 5 bin yıllık zihniyetle kadına yönelik geliştirilen tüm politikalar, saldırılar ve kırım politikaları toplumu dizayn etmeye yöneliktir. Dolayısıyla egemenlerin yarattığı bu sistem içerisinde bilinçli olarak kadınlara uygulanan kırım politikalarını deşifre etmek çok önemlidir“ diyerek, bu kampanya ile sadece kadın kırımıyla uğraşmadıklarını, bir bütün olarak toplumun nasıl kırılmaya götürüldüğünü açığa çıkarmak için mücadele ettiklerini dile getirdi.
Dünyada 130 milyon üzerinde kadının sünnetli olduğuna dikkat çeken Aras, her gün bin 500 kadının doğumda yaşamını yitirdiğini, ülkede ise günde en az 3 kadının yakınları tarafından çeşitli bahanelerle öldürüldüğünü söyledi. Tüm bunların sıradan münferit olaylar olmadığını, bunun için „kırım“ dediklerini belirten Aras, bunların da bilinçli politikalarla gerçekleştiğini aktardı.

İllerin özgünlüğüne göre planlama

Yürüttükleri kampanyalar ile toplumsal duyarlılık yaratarak iktidarı sorgulamayı hedeflediklerini belirten Aras, sorgulama başladığı takdirde ise çözüm yöntemlerinin devreye gireceğini dile getirdi. Kampanyanın ikinci ayağının çözüm noktasında olacağını ifade eden Aras, „Ne yapmak gerekiyor’ sorusu üzerinden örgütlülüğü genişletmek her alanda kadın örgütlülüğünü güçlendirmek, kurumlar açmak gerekiyor. Danışmanlık merkezlerini aktif hale getirmek ve kadın dayanışmasını sergilemeyi de kampanyamızın bir başka ayağı olarak değerlendiriyoruz“ dedi. Seçim süreci nedeniyle kampanyalarının aksadığını belirten Aras, önlerinde Ramazan ayı olduğunu, dolayısıyla bu ayda insanların aktivite, etkinlik ve eğitimlere katılmalarında düşüş yaşanacağı gerçeğinden hareketle önümüzdeki ay da il ve ilçelerde kampanyayı örgütleme çalışması yürüteceklerini söyledi. Ramazan ayının bitimiyle birlikte erkekleri de kapsayacak şekilde mahalle eğitimleri, özgün kadın toplantıları gerçekleştireceklerini vurgulayan Aras, kampanyayı öncelikle eğitim boyutuyla ele alacaklarını, diğer kesimdeki kadınları da içerisine alarak, tartışmalar yürüteceklerini kaydetti.

‘Toplumsal refleksi geliştireceğiz’


“Kadınlar neden öldürülüyor? Neden siyasetten uzaklaştırılıyor? Neden eğitimden mahrum bırakılıyor? Kim bunu yapıyor? Bunu yaparken neyi hedefliyor?“ gibi sorulara cevap olacak eğitimler yapmayı hedeflediklerini belirten diyen Aras, „Kadın cinayeti, recm, sünnet ve idamların temelinde yatan zihniyeti açığa çıkarmak için böyle bir program planladık. Bu kapsamda seminer, paneller olacak. Eylemsellik olarak da reflekslerimizi çok güçlü tutmak istiyoruz. Eylemselliklerle gerek kadın cinayeti, intiharı, gerek fiziksel, duygusal ve psikolojik şiddete karşı ciddi bir ses çıkararak, bunu mahkum etmek için kitlesel bir şekilde toplumsal bir reflekse dönüştüreceğiz“ dedi.
Aras, kampanya çerçevesinde 2 ayda bir bülten çıkaracaklarını, ayrıca park, mahalle ve sokaklarda kadına yönelik şiddeti, recm ve idamları anlatan sokak gösterileri gerçekleştireceklerini de aktardı.

PINAR URAL - DİHA/AMED