
İsmi “Küfür Bakanı”na çıkan zat “PKK kadın örgütüdür” değerlendirmesinde bulundu. Bozuk saatin günde iki kez doğruyu göstermesi gibi ilk kez doğru bir şey söylemiş oldu. Üstelik bu cümlenin hemen öncesinde oldukça ciddiyetsiz bir tavırla sanki önemsiz bir şeymiş gibi İmralı’da yangın çıktığını söylemesi de manidardı. 28 Şubat’tan bir gün önce böylesi bir değerlendirme yapmanın anlamı neydi? 28 Şubat’ın Dolmabahçe mutabakatının yıldönümü olması da AKP’nin İmralı merkezli yeni saldırı başlattığına yorumlanabilir. Dolmabahçe Mutabakatı, Türkiye tarihinde ilk kez her iki tarafın masada bir araya gelişini simgeliyordu. Mutabakatta yer alan talepler sadece Kürt sorununu değil, ekoloji, kadın özgürlüğü ve temel kültürel-insani haklarını kapsıyordu. Ancak başta Erdoğan olmak üzere devlet içindeki farklı güçlerin müdahalesi ile masa devrildi. Ergenekon-AKP ittifakı ile faşizmin yaşamın her alanında yükseldiği bir sürece girildi. Bu konuşmada dikkat çeken bir diğer vurgu ise Soysuz bakanın “kültürel terörizmle mücadele ediyoruz” söylemiydi. “Kültürel terörizm”den kast ettiği şeyi ise kadın özgürlüğü, ekoloji, barış ve temel insan hakları mücadelesi olarak tanımladı. Yani PKK kadın örgütüdür ve kültürel terörizmle mücadele söylemi bir tehdit anlamına geliyor.
Rêber Apo otuz yıl önce “PKK bir kadın partisidir” derken paradigmasal değişimin startını vermişti. Bunun anlamı kadınların PKK’de temsil düzeyi, yoğunluğu ya da kadınlara parti içinde önem verilmesini sağlamanın ötesindeydi. Hedef daha stratejikti. Yapılan şey 21.yy devrimlerini gerçekleştirecek sosyalist partilerin niteliğine ilişkin tarihsel değişim ve pratiğin hazırlığıydı. Kürtlerin ulusal kurtuluş mücadelesini yürüten “işçi partisi”nin Önderi, mücadelenin öncülük rolünü işçi sınıfı yerine kadın ve gençliğe dayandıracağını ilan etmişti. Bununla kadın özgürlüğü ile sosyalizm arasında ontolojik bir bağ somutlaştırılmıştı. Sosyalizmin karşısında mücadele ettiği devlet ve burjuvazi kölelerin, işçi ve köylü sınıfların, ulusların ezilmesinden çok daha önce kadınların ezilmesi üzerinden oluşturulduğu, tüm sömürgeciliklerin ilk modelinin kadın üzerinde kurulan iktidarın devamı ve benzeri olarak tanımlanması önemliydi.
19. ve 20. yüzyıl devrimlerinin karakteri çoğunlukla sömürgecilik karşıtı ulusal mücadele ve kapitalizme karşı sınıfsal mücadeleyi esas alıyordu. Devrimlere öncülük eden partiler de bu eksende sosyalist fikirlere dayanan ulusal kurtuluş ve işçi partileriydi. Bu devrimlerin başarılı olduğu ülkelerde sınıfsal mücadele Çin’de olduğu gibi devlet kapitalizmine ve Sovyetler’de olduğu gibi devlet sosyalizmine dönüşerek reel sosyalizmle anılır oldu. Ulusal mücadeleler ise tekçi ulus-devletlere dönüşerek faşizme yol açtı. Bu gerçeklik devrimlere dair bir hayal kırıklığı yarattı. Devrimler gerçekleşmiş olmasına rağmen ütopyası kurulan sistem geliştirilememişti. Rêber Apo, Özgürlük Sosyolojisi kitabında “Temel dönüşümleri devrimler değil, sistem farklılıkları gerçekleştirir” derken devrimci güçlerin alternatif sistem kurmadaki yetersizliklerinde dayandıkları sosyal bilim anlayışı, kullandıkları araç ve yöntemlere dikkat çeker. 1968 hareketi bunun sorgulanmasının startını vererek 21.yy sosyalizminin karakterinin tartışılmasını sağladı ve bu tartışma hala sürüyor.
Devrimci mücadele tarihinin dersleri ışığında Rêber Apo sadece “PKK bir kadın partisi”dir demekle de yetinmedi. PKK içinde kadın özgürlük mücadelesinin temel dinamik olmasını da sağladı. Bunun radikal mücadelesini verecek ideoloji, partinin de mimarıdır. 8 Mart 1998’de Kadın Kurtuluş İdeolojisi ve Partileşme tartışmalarını bu eksende geliştirmiştir. Bu 8 Mart aynı zamanda kadın kurtuluş ideolojisi ve buna dayalı partileşme fikrinin de 22. yıldönümü oluyor. Bu stratejik adımın anlam ve önemi giderek daha fazla görülmekte ve 21.yy sosyalizm anlayışını da aydınlatmaktadır.
8 Mart’ın 110. yıldönümünü karşılamaya hazırlanırken kadın eylemlerinin belirli günlerle sınırlı kalmadan tüm yıla, ülkelere, kıtalara yayılan küresel ölçekli bir yükselişi yaşadığına tanık oluyoruz. Küresel kadın dayanışmasını geliştirme, neoliberal saldırı ve sömürüye karşı duracak kadın örgütlenmeleri ve eylemlerini geliştirme ihtiyacı daha derinden hissedilmektedir. Kadın grevleri, protestoları mevcut düzene dönük kadın itirazını ortaya koyuyor. Ancak neoliberalizmin nice sistem karşıtı hareketi ve eylemi kendi içinde eriten yol yöntemleri karşısında yeterli donanımımızın olup olmadığı kaygısı duyulması gereken bir durum. Bu açıdan 21. yüzyıl devrimlerinin kadın özgürlüğü ekseninde olacağı, bunun öncülüğünü kadın partilerinin yapması gerektiği tezi her geçen gün giderek daha fazla doğrulanıyor. Ancak kadın devriminin anlamını tartışmadan, bunun dayanacağı sosyal bilim anlayışı, örgütlenme biçimi ve mücadele stratejilerini oluşturmadan bu öngörünün gerçekleşmesi mümkün olmayacaktır.