NECLA DEMİR / MA / İSTANBUL
Türkiye’de kadına şiddete dair mevcut yasaların eksik ya da yanlış olduğunu vurgulayan Avukat Tuba Torun, şiddeti sonlandırmak için yeni düzenlemelere ve uygulamalara ihtiyaç olduğunu söyledi.
Toplumsal cinsiyet temelinde hayatları ev, okul, aile, işyeri ve sokaktaki erkek tarafından şekillendirilmeye çalışılan kadınlar, bu yıl da toplumun en küçük kesiminden en üst tabakasına kadar her alanda erkeklerin hedefi oldu. Sokakta “mini etek giydiği”, evde “yemek yapmadığı“ için öldürülen, okulda öğretmen ve idarecilerin cinsel saldırısı, iş yerinde mobbinge uğrayan kadın, siyaset sahnesinden de dışlandı.
Yasalar erkeği aklamaya devam etti
Fail erkekler ya “haksız tahrik” ile birkaç yılla kurtulurken “rıza” ve “saygın tutum” gibi gerekçelerle “iyi hal indirimi”ne gidilerek adeta aklandı. Aynı yargı mekanizması kadınların şiddet karşısında kendini savunma zorunluluğu ise meşru müdafaa olarak görülmedi.
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun (KCDP) raporuna göre 2018’in ilk 10 ayında 363 kadın katledildi.
Yasalar eksik ve yanlış
Yargının, kadın cinayetleri davalarında verdiği kararlarda erkek adalet mekanizmalarını işletmeye devam ettiğini söyleyen Avukat Tuba Torun, kadın cinayetlerinde artış yaşanmasının tesadüf olmadığını belirtti.
Yaşanan artışı iki nedene bağlayan Torun, “Birincisi yasaların eksik ve yanlış yapılıyor olması, ikincisi siyasilerin tarzı, tutumu ve söylemleridir. Bu doğrultuda son yıllarda kadınların kazanılmış haklarına dahi bazı saldırıların olduğunu görüyoruz. Örneğin bunların önüne geçmek için bazı tasarıları talep ederken, Müftülük Yasası bir gecede geçti” dedi.
Meşru müdafaa hakkı tanınmıyor
Av. Torun, yaşamak için öldürmek zorunda kalan kadınlara verilen ağır cezaları da hatırlatarak şunları söyledi: “Yaşamak için öldürmek zorunda kalan kadınların, tasarlayarak cinayet işleyen bir erkekle aynı muameleye tabi tutulduğunu görüyoruz. Serbest bırakalım demiyoruz, fakat bunun hunharca ve canavarca bir hisle öldüren erkekten ayrı tutulması ve farklı değerlendirilmesi gerekir.”
‘Cinayetin iyi hali olmaz’
Hukukçuların haksız tahrik indirimlerinin kaldırılması taleplerinin her defasında görmezden gelindiğini belirten Torun, “Eğer mağdur kadınsa ve bir cinayet işlenmişse, kadına yönelik şiddet söz konusuysa, o indirimlerin uygulanmayacağını, buna ilişkin bir kılavuz yasaya konulması gerektiğini ısrarla istiyoruz. Şiddetin, cinayetin iyi hali, haksız tahriki olmaz. Aşırı sevgi indirimi, cinnet geçirdi de öldürdü, namus cinayeti bunların hepsi cinayeti meşrulaştırmaya yönelik sebeplerdir” dedi.
Şiddet arttı, çünkü yasalar uygulanmıyor
Kadın cinayetleri ve şiddetin tekrarlanmaması adına ekstra düzenlemelere ihtiyaç olduğunu ifade eden Torun, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Türkiye’de aile içi şiddetle ilgili önemli kararlarından biri olan Opuz kararını hatırlattı.
Torun, “Karar, ‘kadına yönelik şiddet aile içi meseleden ibaret değildir, kadına yönelik şiddet bir toplumsal meseledir ve siz bunu çözmek için devlet olarak yasal düzenlemeleri olabildiğince en iyiye çıkarmak zorundasınız. Bunun için hem yasal anlamda hem de teamülde en iyi uygulamaları gerçekleştirmek zorundasınız’ diyen bir karar. Bu sebeple Türkiye’ye ceza verilmişti. Bu karardan hareketle İstanbul Sözleşmesi yapıldı. O sözleşmenin özelliği, önleyici tedbirleri başa koymasıydı. Amaç, suç gerçekleşmeden suçun önüne geçebilecek tedbirleri almaktı. Yine bu sözleşmeden esinlenerek yapılan bir kanun vardı; o da 6284 sayılı Kadın ve Ailenin Korunması Yasası’ydı. Koruma kararı dediğimiz önlemsel kararlar, bu kanuna dayanarak hiçbir delil aranmaksızın kadının beyanı esas alınarak 24 saat içinde talep edilen koruma kararlarıdır. Gerçek manada uygulanması gerekir. Kadın cinayetleri ve şiddet niçin arttı deniliyor. Arttı, çünkü uygulanmadı” sözleriyle dikkat çekti.
Torun son olarak yaşanan bu pratiklere karşı kadınların ses çıkarmaktan vazgeçmediğini söyleyerek, 25 Kasım’da kadınların sokakta olmasını ve kadın mücadelesine destek verilmesini istedi.