
Dersimli kadın sanatçıların oluşturduğu Grup Alamor, kadınların sorunları, hayatlarını, direnişlerini sanatlarına aktaran bir grup. Kadının yaşamın her alanında olduğu gibi sanatsal alanda da özneleşmesi gerektiğini belirten grup üyeleri “Kadınların hayata dair umutlarını, hedef ve mücadelelerini müziğe sanata dökmelerini istiyoruz” sözleriyle tüm kadınlara sesleniyor.
Kadın sesini sanat alanında yükseltmek amacıyla, Yüz Çiçek Açsın Kültür Merkezi’nde 2013 yılında kurulan Grup Alamor, kısa süre önce kurulan bir grup olmasına rağmen, gerçekleştirdikleri birçok müzikal performans ile seslerini kitlelere ulaştırmayı başardı. Kadınların müzik alanında daha aktif olması için sadece kadınlardan oluşan bir müzik grubu kurduklarını vurgulayan grup üyeleri “Kadınların, yaşama dair umutlarını, mücadelelerini ve özgünlüklerini müziğe, sanata dökmelerini istiyoruz” diyerek müzikal çalışmalarını ve amaçlarını anlattı.
‘Alamor’ sınıf ve kadın rengini buluşturuyor
Sınıf mücadelesini temsil eden “Al” ve kadın mücadelesini temsil eden “Mor” renklerinin birleşmesinden ismini alan “Alamor”, sadece kadın müzisyenlerden oluşan özgün bir sanat grubu. Alamor’un kuruluş hikayesini anlatan grubun sanatçılarından Nilüfer Aktağ grubun sanatsal amacını “Kadınların, sistemin ve toplumun yarattığı tüm engellerden sıyrılmaları ve buna karşı durmaları, direnmeleri gerektiğini düşünüyoruz. Kadınların, yaşama dair umutlarını, mücadelelerini ve özgünlüklerini müziğe, sanata dökmelerini istiyoruz” sözleriyle sözleriyle özetliyor.
‘Kadın, edilgenlikten kurtulmalı’
Kadınların genel olarak toplumun her alanında edilgen olduğunu, baskıya maruz kaldığını belirten Aktağ, bunu kırmak istediklerini belirtti. Kadınların müzik alanında daha aktif olması için sadece kadınlardan oluşan bir müzik grubu kurduklarını vurgulayan Aktağ, “Kadınlar, bir alanda üretirken sadece o alana odaklanmayacak. Kadınlar zaten toplumun her alanında ikinci sınıf pozisyonda tutuluyor. Bir alandan üretim yapmaları ya da ilerlemeleri ve başarılı olmaları, toplumun yapısı gereği engelleniyor. Bunun nedeni, toplum içerisinde kadınların edindikleri yerle alakalı bir durum. Aynı şeyler müzik için de geçerli” dedi.
Kadının emeği ve üretimine değer verilmediğini belirten Aktağ, şunları belirtti: “Kadına, toplumun ve ailesinin baskısı var, iş, emek alanında baskılara karşı verdikleri mücadele var. Kadının, ekonomik özgürlüğünü elde etmesi ve hayatını bağımsız sürdürebilmesi için çalışması gerekiyor. İşte bu durum, çoğu zaman kadının sanat yapmasını, sanatın aktif öznesi haline gelmesini, sanat alanında çok daha uzun vadede kendini ifade etmesini engelleyen bir faktördür” diye konuştu.
Kadınlar umutlarını sanata yansıtmalı
Grup Alamor’un halk türkülerini de seslendirdiğini kaydeden Nilüfer Aktağ, kadınların sorunlarından, hayatını konu alan şarkılara da yer verdiklerini belirtti. Aktağ, ‘’Farklılıkları barındıran, yok sayılan halkların şarkı ve türkülerini de seslendiriyoruz. Sadece kadınlardan oluşan bir müzik topluluğunun müzik üretmesinin bile aslında politik bir duruş olduğunu düşünüyoruz. Kadınların sahneye çıkması, aslında toplumda olumsuz olarak görülen bir durum. Çünkü bu kadınlar toplumun ahlak yasasına uymayan kadınlar olarak algılanıyor. Kadınlar, toplumun ve sistemin getirdiği engellerden sıyrılmalı ve buna karşı durmalıdır. Kadınların hayata dair umutlarını, hedef ve mücadelelerini müziğe sanata dökmelerini istiyoruz.”
‘Kadınların hislerini yansıtacağız’
Grubun diğer bir üyesi Buket Şimşek ise, toplumsal baskılar yüzünden müziğin, “kadın bedeni üzerindeki çirkin bir elbise” olarak algılandığını söyledi. Şimşek, “Kadın sanatı üzerine giyince çirkinleşir gibi bir baskı ve algı var. Kadınların etkinleşmesi, bilinçlenmesi, kendilerini daha iyi tanıması, var olmaları veya var olabileceklerini hissedebilmeleri için sanatta da rol düşüyor. Kadınların hislerini, yaşadıklarını sanatımızla dile getireceğiz” dedi.
‘Kobanê direnişi sazımızı, sözümüzü etkiledi’
Grup Alamor üyesi Gülçin Özer ise, kadınların kolektif bir şekilde gerçekleştirdiği üretimin taşıdığı anlam ve değere dikkat çekti. “Amacımız sadece müzik yapmak değil” diyerek sözlerini sürdüren Özer, “Kadın mücadelesine dair bir duruşumuz, şiarımız ve söylemimiz var. Kadınlardan oluşan bir müzik grubu olarak, devletin sadece kolluk kuvvetleri, sadece baskıladığı medyası ile değil, devletin zihniyetlere yerleştirdiği ötekileştirici, yok sayıcı tüm zihniyetlerle de bir savaşım içerisindeyiz” diye konuştu.
Kobanê’de kadınların DAİŞ’e karşı verdiği direnişten de etkilenlendiklerine dikkat çeken Özer, şöyle ifade etti: “Çünkü orada ölüm ile yaşam kıran kırana ve birbirine çok yakın iken tabi ki biz de şehirlerdeki kadınlar olarak hayatı, müziğimizi, elimize aldığımız enstrümanı farklı temellendirmeye başladık. Çünkü dünyadaki problemleri, savaşları, yaşadığımız dünyanın gerçekliğinden bağımsız temellendiremeyiz. Bu nedenle Kobanê’deki direniş ve mücadele müziğimizi, sazımızı sözümüzü etkiledi, etkilemeye devam etmektedir” şeklinde konuştu.
DİHA/ADANA