İnsan toplumunun binlerce yıl eşit, demokratik, özgür şekilde barış içinde yaşaması, toplumda kadın aklının yaratımıyla mümkün olmuştur. Kadın aklı, doğal toplumun doğa ile bütünleşen, organik bağ kurmuş, adaletli, paylaşımcı, yalan ve aldatmacalardan uzak, yaşamla etik-estetik ilişki içerisinde olan bir karakterdir.

Toplumda kadınların özgür bırakıldıkları alanlara baktığımızda, yaşamda ne kadar yaratıcı, örgütleyici olduklarını görürüz. Onun özünde toplumsallaşmak, insani değerlere, emeğe sahip çıkmak ve yaşamı güzelleştirmek vardır. Kadının yaşam ve toplumla bağı çocuk-ana bağı gibidir. Toplumsuz yaşayamayacağını bilmektedir. Özünde yanlış, köle yaşama, çarpık algılara, sahteliklere yer yoktur. Kadın aklı, yaşamı derinden algılama, his ve sezgiselliği ile anlam gücü çok daha yüksektir. Çünkü doğal toplumun, ilk insan toplumunun kutsal bir öğesidir kadın.
Kadına yönelik şiddet, Türkiye’de olduğu kadar dünyada da tüm yakıcılığı ile sorun olmayı sürdürmektedir. Şu anda dünya çapında binlerce kadın gerek devlet yoluyla gerek savaşlar, siyasi, sosyal ve medya yoluyla sistematik olarak şiddetin içerisindedir.
Fakat şu bir gerçek ki kadına karşı şiddetin sorumlusu erkek egemen kadar, devlet ve onun sistemi ve bunlara arka çıkan toplumun kendisi de olmaktadır. Çünkü bu toplum, erkek aklıyla yürümekte ve yürütülmektedir. Ne yazık ki erkek maskelerle dolu. Vahşi bir sistem ve toplum gerçekliği ile karşı karşıyayız. Buradan da anlaşılıyor ki şiddet, aynı zamanda devletin kirli yüzüdür. Mevcut sistem bunu devam ettirmek için şiddet kültürünü kadın üzerinden meşrulaştırarak, “Demokles'in kılıcı” gibi toplumun, özelde ise kadının başında bir tehdit aracı olarak sürekli sallamaktadır. Gün geçtikçe kadın üzerinde uygulanan şiddet türünü derinleşip, varlığını açık veya gizli sürdürmeye devam etmektedir.
Bu anlamda şiddete karşı mücadele, egemen erkek aklı ve onun yarattığı sisteme karşı topyekun bir mücadele anlamına gelir. Şiddeti uygulayan kadar, şiddete göz yuman da, sessiz kalan da aynı oranda sorumludur. Sistem değişmedikçe şiddet kültürü de değişmeyecek ve asla bu ülkeye ve dünyaya barış, huzur ve sevgi gelmeyecektir. Öyleyse yapılması gereken ilk şey, toplumun toplumsal bilinç noktasında dönüştürülerek vahşileşmiş erkek sisteminin insanileşmesi, toplumun erkek akıldan kurtulup acilen kadın aklının ağır bastığı siyaset, politika alanlarında daha aktif rol oynaması gerekmektedir.
İçinden geçtiğimiz süreç itibariyle kadın aklına, rengine ve öncülüğüne her günden daha fazla ihtiyaç görülmektedir. Devlet ve AKP hükümeti her ne kadar Kürt Halk Önderliği’nin başlatmış olduğu bu süreci boşa düşürmek, sabote etmek istese de, başta Kürt kadını ve anaları olarak, tüm sivil toplum kuruluşları bu süreci erkek egemen akla AKP iktidarına ve zihniyetine teslim etmemelidir. Erkek aklın savaşa, tecavüzlere, insan katliamlarına, fuhuşa, hırsızlığa, cinayetlere ve daha sayamadığımız birçok nedenlere yol açtığını biliyoruz.
Erkek aklın ve şiddet kültürünün en fazla açığa çıktığı dönem kuşkusuz Erdoğan hükümetinin iktidarda olduğu dönemde ortaya çıkmıştır. Kadın bedenini, cinsiyetini, üç çocuk dayatması vb. gibi tartışmaları yine en fazla gündeme getiren Erdoğan’ın kendisidir. Dikkat edilirse Erdoğan’ın iktidara geldiği ve bu tartışmaları açtığı günden bu yana Türkiye’de ve özelde ise Kürdistan’da kadına karşı şiddet daha da artmış, toplumsal sorunlar derinleşmiştir. Sadece medya alanlarına baktığımızda bunu en barizinden görürüz.  Özellikle kitle iletişim araçlarının toplumda şiddetin artışında merkezi bir etkisi olduğunu görmekteyiz.
Devlet-iktidar uşakları olan medyanın öncelikle bu aşırı şiddet haberleri üzerinden rant yapmayı bırakıp, insani hakikate ve toplumsal adalete hizmet eden konuma gelmesi gerekmektedir. Bu temelde tüm mücadele alanlarında, kadın aklının gelişmeli, bu barış ve özgürlük mücadelesini kadın özgürlüğü ile özdeşleştirerek büyütmeli, bu sorunlara artık ‘dur’ diyebilmelidir.