Kadınlar en zor koşullarda bile çok yaratıcılar, ortak ve kolektif yaşayabiliyorlar, birbirlerine karşı müthiş emek veriyorlar, komünal emekle o taş duvarlara, soğuk demirlere ve kör pencerelere ruh ve sıcaklık veriyorlar.

Amed merkezli yürütülen operasyon kapsamında geçen yıl 9 Ekim 2018’de gözaltına alınarak tutuklanan gazeteci Kibriye Evren, 13 ay sonra tahliye edildi. Evren, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerinde devam eden ağırlaştırılmış tecride karşı Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı Leyla Güven öncülüğünde başlatılan açlık grevi eyleminde de ilk gruplar arasında yer aldı. 13 ay boyunca birçok hak ihlaline maruz bırakılan Evren, cezaevindeki baskı ve hak ihlallerini, gazeteciler üzerindeki baskıları ve açlık grevi sürecine dair Jin News’in sorularını yanıtladı.

Devletin amacı sindirmek

Gazetecilik faaliyetleri gerekçe gösterilerek tutuklanan Kibriye Evren, cezaevinde yaşadıklarını şöyle anlattı: “Cezaevleri insan onurunu yaralayan bir ortam. Devletin temel amacı bireyi sindirerek kendi iktidarını daha fazla pekiştirmektir. Koşulları öyle bir yaratılmış ki 24 saat kişiyi gözlemliyor. Bireyi psikolojik ve sosyal olarak çözümlemek ve bunun üzerinden politikalar üretebilmek için bir sistem kurulmuş. Bireyin özeli diye bir şey kalmıyor.

Cezaevlerinde çok fazla hasta tutsak var. Yanımızda Semire Direkçi vardı. 22 yıldır cezaevinde. 86 gün açlık grevinde kaldığından kaynaklı bağırsak sorunu yaşadı. 3 ay hastanede yattıktan sonra ameliyat edildi. Semire’ye 3 buçuk ay boyunca bağırsakları dışarıda bir halde, 12 kişinin yaşadığı bir ortamda biz baktık. Cezaevi idaresi hiçbir ihtiyacını karşılamıyordu.

Cezaevine ilk girişte çıplak arama dayatılıyor. Tacize varan aramalar yapılıyor. Yemekler çok kötü. Herhangi bir sağlık problemi olmayan bir tutuklu bile belli bir süre sonra o yemeklerden kaynaklı hastalanıyor. Hijyenik değil. Örneğin yemek içerisinden çıkan cam parçası arkadaşımızın damağını kesti. Yemeklerin içerisinde fare pisliği, naylon parçası, tanımlayamadığımız değişik cisimler çıkıyor.

Mektuplar geldiğinde siyasal süreç değerlendirmesi yapılmışsa, buna ilişkin kendi görüşünü yazmışsa ve iktidara ilişkin bir şey söylemişse bu kısımlar ya kesiliyor ya da üzeri karalanarak size veriliyor.

Keyfi cezalandırma yöntemi çok yaygın şöyle ki; Kürtçe stran söylemek, halay çekmek, gardiyanın tacize varan arama şekline itiraz etmek, kısacası her insanı faaliyetin ve hak araman cezalandırma nedeni oluyor. Yine arama adı altında tüm eşyalarınız yerlere saçılıyor.”

Cezaevleri devlet için laboratuvar

Uygulamaların bir devlet politikası olduğunu vurgulayan Evren, “Çünkü oradakiler muhalif kimlikli insanlardır. İktidar, kendisi gibi düşünmedikleri için, susturma politikalarına biat etmedikleri, baskılarına karşı direndikleri için tecrit altına alarak, temel insani ihtiyaçlarını kısıtlayarak, sağlık sorunlarını gidermeyerek sindirmeye çalışıyor. Ben cezaevinden sonra daha net olarak anladım ki cezaevi aslında toplumun küçük bir prototipi. Yani 90 yaşında bir kadın da, genç de, bir aylık bebek de orada. Cezaevleri devlet için laboratuvar işlevi görüyor” diye konuştu.

İnsanlar daha çok farkındalığa ulaşıyor

Devletin, uyguladığı sindirme politikalarıyla tam bir yanılgı içinde olduğunu belirten gazeteci Evren, “Devlet şunu anlamıyor; kadınlar hep isyancıdır, asidir, korkusuzdur. İnandığı şey uğruna amasız mücadele verir. Kadınlar en zor koşullarda bile çok yaratıcı. Ortak ve kolektif yaşayabiliyorlar, birbirlerine karşı müthiş emek veriyorlar, komünal emekle o taş duvarlara, soğuk demirlere ve kör pencerelere ruh ve sıcaklık veriyorlar. Okuma yazma bilmeyen kadın arkadaşlarımız okuma yazma öğrendi. Kendi evinde kitap okumayan kadın arkadaşlarımız kitap okumanın zevkine erişti. Ortak bir komünal yaşamın nasıl örgütlenebileceğini cezaevinin o zor koşullarını nasıl kadınlarla düzeltilebileceğini, nesnelleştirilen kadınların nasıl kendini özne olarak tekrar var edebileceklerini gördük. Kadınlar ruhen beynen ve zihnen cezaevlerinde tüm baskılara rağmen kendilerini var edebiliyorlar.

Bütün bu baskılara, tehditlere, zor koşullara rağmen ilginçtir herkes çok morallidir. Bunun nedeni oraya gelen her insanın neden orada olduğunu bilmesindendir. Onun için şunu söylemek istiyorum; cezaevlerine insanları koyarak toplumu, kadını, genci susturamazlar. Bir kimlik mücadelesidir. Kadın olarak kimlik mücadelesidir. Kürt olarak kimlik mücadelesidir. Herkes kendi mücadelesini sürdürüyor. Bizleri tutan da bu.  Bu noktada yine söylüyorum; AKP iktidarı yanılıyor her yere cezaevi açarak toplumu ehlileştirmeye çalışıyorlarsa çok yanılıyor. Çünkü kadınlar ve toplum orada daha fazla kendi kimliğinin farkına varıyor. Bu politikayla bir yol alınamayacağını AKP iktidarının da artık bilmesi gerekiyor” dedi.

 

HABER MERKEZİ

 
 

 E Tipi direniş çizgisini emrediyordu

 

Derler ya mekanların ruhları, kimlikleri vardır. E Tipi’nin her yerinde ilmek ilmek örülen bir mücadele vardı. O mekanın dili vardı sizinle konuşuyordu. Onların seslerini, öğütlerini, çığlıklarını dinliyorduk. O sesler bize yol gösterdi.

 

Gazeteci Kibriye Evren, HDP Colemêrg Milletvekili Leyla Güven öncülüğünde başlatılan açlık grevi eylemlerine öncülük eden ilk isimlerdendi. Evren direniş günlerine dair şunları aktardı:

“E Tipi’nin bireyin psikolojisi üzerinde yarattığı bir maneviyat, aidiyet duygusu vardı. Orası direnişin kalesiydi. Oradan Mazlumlar, Kemal Pirler, Saralar, Dörtler geçti. Kürt kimliğinin, Kürt mücadele tarihinin oluştuğu mekandı. Dolayısıyla E tipi çok başka bir direniş ve birlik ruhu yarattı. Derler ya mekanların ruhları, kimlikleri vardır. E Tipi’nin her yerinde ilmek ilmek örülen bir mücadele vardı. O mekanın dili vardı sizinle konuşuyordu. Onların seslerini, öğütlerini, çığlıklarını dinliyorduk. O sesler bize yol gösterdi.

Greve girerken de Sayın Öcalan’ın avukatları 8 yıla yakındır kendisiyle görüşemiyordu. Aileleri yine yıllardır görüşemiyordu. Türkiye’de toplumsal ve siyasi olarak büyük bir tıkanıklığın yaşandığı bir ortamda, bunu ancak Sayın Öcalan çözebilirdi. Bunun farkındaydık. Herhalde dünyada ilk defa bu kadar büyük bir açlık grevi yapıldı. Cezaevlerinde altı ay sürdü. Bununla beraber dışarıda da herkesin içerisinde olduğu bir süreç yaşandı.

Bu çok önemliydi. Bunu başarmak zorundaydık. Çünkü E Tipi’nin Kürt halkına, Kürt kadınına emrettiği bir direniş çizgisi vardı. Biraz o duygularla başladık açlık grevine. Gazetecilik topluma haber verme, ulaştırma işidir. Bir gazeteci olarak cezaevine konuluyorsan, toplumla bağın koparılıyorsa bedenini enstrüman olarak topluma ulaştırmak ve onların taleplerini böyle dile getirmek zorundasın.”

Öcalan halklar için bir umut

AKP’nin Öcalan üzerindeki tecridi bir an evvel kaldırarak demokratik müzakereye geçmesi gerektiğinin altını çizen Kibriye Evren, “AKP, kendi iktidarını ne pahasına olursa olsun sürdürme çabasında. Türkiye’de çok ciddi bir ekonomik sorun var. 17 yıllık AKP iktidarı dönemi de 15 bin kadın katledilmiş. Her gün çocuklar cinsel istismara uğruyor, taciz ve tecavüze maruz kalıyor. Kendi bekası için hiç gözünü kırpmadan savaş kararı alıp çocukları katlediyor. Til Rıfat en son yaşadığınız katliamdır. Tüm bunların nedeni devletçe çözülmek istenmeyen Kürt sorunudur. Sayın Öcalan ile yapılan görüşmede “Bana fırsat verilirse Kürt sorunu bir haftada çözerim” dedikten sonra yeniden tecrit uygulandı. Gazetecilik yaptığım süre zarfında görüştüğüm herkes ‘Öcalan bizim kırmızı çizgimizdir’ diyordu. Bir halk Sayın Öcalan için gözünü kırpmadan kendini ölüme yatırdı. Sekiz kişi tecride karşı yaşamına son verdi. Sadece Kürt halkı için değil Türkü, Laz’ı, Abaza’sı, Süryani’si, Ermeni’si için Sayın Öcalan büyük bir umuttur. Tecritle halkların umudunu kırmak istiyorlar. Halklar artık bunu kabul etmiyor ve öyle görünüyor ki etmeyecekler de” diye ekledi.