
21 Mart Amed Newroz'unda Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın çözüme ilişkin yaptığı çağrıyı nasıl değerlendiriyorsunuz ?
2013 yılı Newroz'unda Amed'de yaşanan büyük halk serhildanıyla birlikte Önderliğimiz 'Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa' sürecini ilan etti. Bu çağrı 40 yıla yaklaşan Kürt halkının özgürlük mücadelesinin başarıldığını ve artık yeni bir mücadele aşamasına geçildiğini ifade ediyor. Kürt halk kimliği, gerçekliği artık geri dönülemez bir kabule ulaştı. Bu da bir halkın haklarının neler olduğu ve bu hakları nasıl yaşaması gerektiğine cevap verme sürecini ifade ediyor. Bu halk özgürlük mücadelesini büyük bedeller ödeyerek, büyük direniş sergileyerek karşısındaki güçlere kabul ettirdi. Bundan sonraki süreç ise 'nasıl yaşamalı' sorusunun projelerini, toplumsal yaşamını inşa etme sürecidir. Bu süreç, sadece Kürt halkı ve kadınları açısından değil, Anadolu-Mezopotamya ve Ortadoğu halkları ve kadınları açısından da tarihi bir başlangıçtır. Bu başlangıç da egemenler tarafından 'bahşedilmedi', mücadele ve direnişle kazanıldı.
Bu sürecin diğer bir özelliği de, ataerkil sistemin kendini var ettiği, yaşattığı yöntem olan 'şiddete-savaşa' dayalı hareket tarzının artık işlemez kılınmasıdır.
Bu önemli süreçte kadına biçtiğiniz misyon nedir? Özellikle Kürt kadınları çözüm sürecinin neresinde ve ne konumda yer almalı?
Böylesi bir sürecin temel öznesi kadındır. Ataerkil sistemin ve onun rejimlerinin şiddet ve savaş politikalarının bedellerini en ağır kadın ve çocuklar ödüyor. Biz barış için adım attıkça, dışımızdakiler de buna mecbur kalarak cevap vereceklerdir. Tüm bunlarla birlikte kadına bu süreçte çok görev ve misyon düşüyor. Bu sürecin olumlu ilerlemesi, barış ve demokratik çözümün gelişmesi için kadının özgürlük ve eşitliğe dayalı barış anlayışının sürecin her alanına taşırılması, temel barış ve çözüm perspektifi haline getirilmesi gerekir.
Bu süreç açısından temel başarılması gereken bir boyut zihniyette değişim hedeflenebilmelidir. Tüm sorunların şiddete dayanmadan çözülmesi toplumsal kültür haline getirilmelidir. Bu toplumsal kesimlere yedirilirse, egemenlerin şiddetine karşı, savaşlarına karşı da toplumsal tavır alma, reddetme ve buna karşı kendini savunma gelişecektir.
Gelişen süreç içinde pratikte kadına biçilen misyonu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu süreçte barış sürecinin ilerlemesi, yürütülmesi konusunda Türk devleti ve AKP açısından kadına biçilen misyondan ziyade Önderliğimizin ve Hareketimizin kadına ve kadın çevrelerine biçtiği bir misyon vardır. Önderliğimiz bu sürecin temel öznesi olarak kadını görmektedir. Bizlerin esas aldığı da bu misyondur. Mücadelenin ve sorunun temel bir tarafı kadındır. Bu açıdan en temelde yarattığımız özgüveni pratikleştirmek gerektiğini görmekteyiz. Nasıl ki bugüne kadar kendi öz örgütlenmelerimiz, öz mücadelemizle ideolojik-siyasal bir güç haline geldiysek, bundan sonra da barışın inşasında, demokratik toplum inşasında da birer seyirci ve sadece talepleri dile getiren olmamayı esas alıyoruz. Devlet açısından kadına biçilen misyon 'görüntüyü' kurtarmayı aşmıyor, aşmaz da. Onu da zorlayacak olan bizleriz.
Oluşturulan Akil İnsanlar Komisyonu'nda kadın temsilinin oldukça yetersiz olması, kadın kurum temsilcilerinden hiçbirinin yer almaması ciddi bir eleştiri konusu oldu. Siz bu konuda ne diyebilirsiniz?
Akil insanlar komisyonunda kadın sayısının yetersizliği ve geriliği tartışma götürmez. Bu AKP rejiminin kadına genelde biçtiği geri rolden bağımsız olmamıştır. Kadının toplumsal sorunların aşılmasında, en temel ve can alıcı gelişmelerde pasif katılımla sınırlandırılmak istendiğini görüyoruz. Toplumsal cinsiyetçiliğe dayalı politikalara dayanan bir rejimin pratiğidir. Bununla beraber komisyonda varolan kadınları hiçleştiren yaklaşımlar da doğru olmayacaktır. Burada önemli olan özgün kadın komisyonlarını, platformlarını toplumsal zeminde oluşturmaktır. Yani Bilge Kadın Komisyonları hedeflenmeli. Bunlarla beraber kadının sürece katılım ve değerlendirmelerini Akil İnsanlar Komisyonu'na taşırmaları, aktarmaları, buna ağırlık vermeleri önemlidir. Bu konuda kadın sivil toplum örgütlerine büyük bir görev düşmektedir.
Sizin tüm eleştirilerle birlikte öngördüğünüz perspektif nedir? Yani kadın hangi konumda bu sürece daha aktif dahil olabilir?
Akil İnsanlar Komisyonu'nun oluşum zihniyetinin her fırsatta eleştirilmesi gerekir tabi. Bununla birlikte halen devletin-hükümetin ve Başbakan'ın dili, söylemleri, yine Türkiye medyası açısından kullanılan dil varolan zihniyeti göstermektedir. Çok eril, tekliğe dayalı, demokrasinin temel güçlerini dışlayan, kendi kontrolünde bir süreci yürütme anlayışı vardır. Bu yansıyor. Bunların eleştirisi, reddi ve alternatifin sunulması önemlidir. Tabii komisyonda kadın temsiliyetinin direkt kadın çevrelerince belirlenmesi, yine oranın en azından yüzde 40 cins kotasını esas alması gerekirdi. Bu da mevcut çabaların samimiyetine ilişkin güvensizlikleri besliyor. Ama bu duruma rağmen kadın çevre ve hareketlerinin, şiddetten arınma, barış ortamının sağlanması, yine atılacak adımların sağlıklı olmasını hedefleyen, ataerkil politika ve zihniyetin, dilin aşılması için eleştirel, pratikte kadın politika alanlarını oluşturmaları için çok yoğun bir araya gelmeleri gerekir. Çünkü biliyoruz ki, Kürt sorununun çözümsüzlüğünü besleyen boyut, toplumda en başta kadına yönelik şiddeti de yönlendiren 'çözme zihniyeti' ve politikaları hem devlette, hem de erkek zihniyetinde aşılmalıdır. Sorun sadece 'tarafların' bir anlaşmaya ulaşması değil. Bunu da aşan bir bütün şiddet kültürüne ve politikasına bir daha yol açmayacak şekilde 'sorunların şiddetten uzak çözülme' kültürüne dönük de çalışmaktır. Yoksa savaş mevcut taraflar arasında dursa da, toplumsal alanda erkeğin kadına dönük 'savaşı' aşılmadığı müddetçe savaş her zaman egemenlerce devreye konulur.
Avrupa Kadın Hareketi olarak bu sürece ilişkin katılımınız nasıl olacak? Yine diyasporadaki kadınlara bu süreçte çağrınız nedir?
Avrupa'da Kürt, Türk, Laz, Ermeni, Asuri halkların, yine Alevi-Sünni-Êzîdî-Hıristiyan halkların kadınları olarak oldukça büyük bir toplumsal yapı mevcuttur. Birincisi bu sürece dönük en tehlikeli ve alçakça saldırıyı 9 Ocak 2013'te Paris'te Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez yoldaşlarımıza dönük yaşadık. Bu katliamın tüm sorumlularının aydınlatılması bu sürecin sağlıklı yürümesi açısından çok belirleyicidir. Ocak ayından bu yana birçok kentte Kürdistanlılar, her hafta Fransa konsolosluk ve elçilikleri önünde 'Adalet İstiyoruz' sloganıyla eylemde.
Önderliğimiz 'Beni kaçırıp buraya getiren güçler kimse bu olayı da onlar yapmıştır' demiştir. Bu olay mutlaka ortaya çıkacaktır.
Diğer boyut, diyasporadaki her halktan kadınlar olarak barış anlayışımızı ve taleplerimizi bu alanda da bir araya gelerek ortaklaştırmak, ülkemizdeki sürece dahil olmaktır. Anadolu-Mezopotamya ve Ortadoğulu kadınlar olarak egemenlerin değil, bizim barışımızı ve demokratik siyaset gücümüzü ortaya çıkarmak için, ortak platformlar oluşturmak için çalışmalarımız olacaktır. Bu temelde Anadolu-Mezopotamya ve Ortadoğulu kadınlara çağrımız bu sürecin gelişimindeki yerimizi almak için buluşalım, ortaklaşalım ve harekete geçelim diyoruz.
Bununla birlikte Avrupalı kadın örgütleriyle, Kürdistan'da sağlanacak barış Ortadoğu barışıdır gerçekliği temelinde ortak eylem ve dayanışma platformları ve ağlarını örgütlemeyi de düşünmekteyiz.
Son olarak, Avrupa devletlerinin ve Almanya, Fransa gibi devletlerin Kürt sorununun varlığına dönük sorumluluklarını herkes biliyor. Bu sorunun çözümünden ziyade diyasporadaki halkımızın mücadelesini, örgütlülüğünü 'terörist faaliyetler'miş gibi görmeleri, PKK'yi terör listelerine almaları barışa değil savaşa ve şiddete kapı açmaktır. AB ülkelerinin Kürtlerle barış yapma sorunları vardır. Çünkü şimdiye kadarki duruşları savaşa ve şiddete göz yuman, Kürt inkarına ve imhasına sessiz kalan pozisyonda olmuştur. Bu açıdan biz Kürdistanlı kadınlar olarak bu terör listesi, yine Kürt halkına dönük tutuklama, gözaltı, baskı politikalarına dönük de demokratik mücadelemizi yürüteceğiz. Almanya, AB, ABD ve diğer bazı siyaset çevreleri Önderliğimizin barış ve çatışmasızlığa ilişkin çağrılarını selamladılar. Bu iyi ve olumlu. Ama asıl değerli olan onların da bunu destekleyen pratik adımlar atmalarıdır. PKK'yi terör örgütleri listesinden çıkarmalarıdır.
Son olarak bu sürecin yaratıcısı olan Önder Apo'yu büyük bir sevgi ve özlemle selamlarken, tüm onurlu barıştan yana olan analarımızı ve kadınlarımızı bu sürece büyük bir coşku ve kararlılıkla katılmaya çağırıyoruz.
HABER MERKEZİ