Bütün iktidarcı ve devlet eksenli İslam yorum ve iktidar tekelleşmesine karşın, özünde İslamiyetin böylesine derin ve yaygın bir kültürel-ahlaki değerler bütünü ve yaşam gerçekliği varolagelmiştir. Türk, Arap, Kürt, Fars toplumları İslamiyetin en toplumcu, demokratik-komünal özünü her zaman öz kültürleri olarak benimsemiştir. Milliyetçilik bu anlamda toplumlar nezdinde hiçbir zaman çok derine nüfuz edememiştir. İslamiyet bir ulus-üstü kimlik, vicdan ve ahlak biçiminde siyasi-coğrafik sınırları fazla büyütmeden, hatta çok tanımadan kendisini diri bir şekilde tutmuştur. İslamiyeti ideolojik bir egemenlik aracı haline getirmiş, devletleşmiş ve iktidar/çıkar odakları ve çatışmalarına karşın toplumda İslamiyetin barışçıl-hümanist ve özellikle demokratik bir sistem karşıtlığı her zaman varolmuştur.
Kadın tam da bu noktada belki de en stratejik konum arzetmektedir. İslamiyetin egemenlik ideolojisi olarak devletleşmesi en fazla da kadına ve kadın şahsında topluma karşıtlığı ile ancak gelişebilmiştir. İslamiyetin baştaki belirgin, toplumsal yaşam içerisindeki etkin/etkili kadın kişiliklerine rağmen, kadın zaman içerisinde köleleştirilip, sesi-soluğu kesilmiş, haremlik konuma getirilerek, İslamiyet egemen erkek ağırlıklı bir yorumla en dogmatik ve karanlık bir maddi yapılaşmaya dönüştürülmüştür. Bunda kuşkusuz 11. ve 12. yüzyıldaki İslami içtihatın oldukça aydınlanmacı ve demokratik gelişim zemininin ortadan kaldırılması bir dönüm noktası olmuştur. İslami feminist çevrelerin İslamiyeti kadın cephesinden yorumu önemli olmakla birlikte çok sınırlı kalmıştır. Genel olarak da İslamiyetin demokratik-toplumcu yönleri ile birlikte değerlendirilmesi felsefik derinliğe çok fazla ulaşamamıştır.
Ulus-devlet yapılanmalarının özellikle İslami geleneğe ve kültürel yapılanmasına saldırısı, içerdiği toplumcu özünden kaynaklanmıştır. Bu çerçevede İslamiyetin demokratik özünün açığa çıkarılması birincisi; İslamiyetin iktidar eksenli erkek egemenlikli yorumuna ve yapılanmasına karşı kadın iradesinin ve temsil ettiği toplumcu İslamiyet yorumunun gelişmesi, ikincisi; ulus-devlete karşı demokratik toplum iradesinin ve buna dayalı inanç gelişiminin zengin, hoşgörülü bir demokratik kültür haline gelmesine bağlıdır. Bu noktada son süreçteki gelişmeler özellikle kadın cephesinde önemli bir zemini açığa çıkarmıştır. Son olarak Amed'de gerçekleştirilen Demokratik İslam Konferansı Kadın Çalıştayı ve önümüzdeki bugün Avrupa'da gerçekleştirilecek olan 1. Alevi Kadın Konferansı, demokratik İslam’ın gelişiminde önemli bir kadın iradesini ve kararlaşmasını ortaya çıkarmaktadır. Her iki çalışmanın da ayrı ayrı sonuçlarının ve perspektifinin hızla etkili bir şekilde değerlendirilmesi önemli olmaktadır.
Öyle görünüyor ki, içtihatın kapılarını kadınlar yeniden açacaktır. Bunun Ortadoğu için önemli bir aydınlanma ve demokratik kültürleşme zeminini açığa çıkaracağı kesindir. Kadının içerisinde yer almadığı hiçbir aydınlanma gerçek anlamda demokratik ve toplumcu olamaz. Kadınların ülkemizin demokratikleşmesinde en radikal ve cesaretli dinamiği oluşturduğu kesindir.
Kadınlar demokratik İslam kültürünü tartışıyor
Dinlerin toplumsal yaşam ve tarih içerisindeki yeri, ortaya çıkardığı toplumsal değerler belki de en fazla kadın etrafında anlam ve toplumsal derinlik kazanıyor. Toplumsal kimliğin ve aidiyetin çoklu ve esnek bir yapı kazanmasında özellikle İslamiyetin rolü oldukça etkili olmuştur. Din kardeşliği ve ümmet anlayışı çerçevesinde Ortadoğu adeta bir kimlik ve kişilik kazanmıştır. İslamiyet bu anlamda bir üst-kimlik ve kültürel bir çatı olmuştur. Toplumsallaşmanın hız ve demokratik kültürel derinlik kazandığı belirtilebilir. Maneviyatı ve ahlaki-komünal nitelikleri önde olan İslami orijin çok kısa bir süre içerisinde evrensel olarak büyük bir yayılma potansiyelini göstermiştir. Özellikle kapitalizmin maneviyatı öldüren ve toplumsal doğayı tahrip eden pozitivist, azami kar esaslı vahşi saldırganlığı karşısında İslamiyet, kültürel-toplumsal bir direnç göstermiş ve anti-kapitalist bir karakter almıştır.