Kürt Halk Önderi’nin, kırk yıllık mücadeleyi yürütürken, kişisel hiçbir çıkar ve hesaba kapılmadığını, tamamen halkın demokratik çıkarlarına kendini adadığını Kürt Halkı çok iyi bilmektedir. Bu açıdan Önderliklerinin esaret koşullarına on beş yıldır alışmadıklarını ve alıştırılamayacaklarını her fırsatta haykırıyorlar. Bu haykırışlarını yürüttükleri genel özgürlük mücadelesinin yanı sıra, son süreçte geliştirdikleri "Öcalan’a Özgürlük” imza kampanyasıyla dile getirdiler. Kürt Halk Önderi’nin doğum günü olan 4 Nisan günü, Kuzey Kürdistan ve Türkiye’de yürütülen imza kampanyasının üç milyona ulaştığını ve kampanyanın giderek daha da yükseltileceğini açıkladılar.
Hemen ardından, Kuzey Kürdistan ve Türkiye’de örgütlenen DÖHK, 25 Nisan günü yaptığı kitlesel bir basın açıklamasıyla "Kadınlar Önderlikleri ve Özgürlüğü için Eylemde” kampanyasını başlattığını duyurdu. Yayınladıkları basın açıklamasında, başlattıkları bu kampanyayı Kürt Halk Önderi’nin özgürlüğüne kadar sürdüreceklerini deklere ettiler.
Başlatılan kampanyanın çok somut talepleri de var.
Birincisi; İmralı yalıtılmış esaret sisteminin ortadan kaldırılması,
İkincisi; Kürt Halk Önderi ile devlet heyeti arasında süren diyalog sürecinden resmi, belgeli müzakere sürecine bir an önce geçilmesi.
Kürt halkının da kadınlarının da bu taleplerinin çok makul ve gerçekleşebilir talepler olduğunu, kimse inkar edemez. Kürt sorununun çözümü için Kürt Halk Önderi ile İmralı’da yürütülen diyalog sürecinin artık müzakere sürecine çevrilmesi gerekiyor.
Kürt sorununun çözümünün artık kaçınılmaz bir son olduğunu herkes biliyor. Kaçınılmaz sonu görüp hala bundan kaçmaya çalışan AKP hükümetinin yaptığı ise, Türkiye’deki otuz yıllık ateşe benzin dökmektir.
Türkiye’nin önünde duran yıllanmış Kürt sorununun, AKP icadı olan Mit yasası gibi uyduruk bir yasa ile çözülemeyeceği açıktır. AKP, İmralı ile yapılan görüşme sürecini sadece kendi lehine hukuken suç olmaktan çıkarmak için böyle bir yasa oluşturdu. Kendini güvenceye alma yasasıdır. Kürt Halk Önderi lehine düzelen hiçbir durum yok. Yüksek düzeyde yalıtılmış esaret koşulları sürmektedir. Devletin heyeti ve HDP heyeti dışında hala hiç kimseyle görüşme imkanları söz konusu değildir.
HDP ve BDP heyetiyle süren rutin görüşmeler de seçim sonrası aksamaya başladı. Herkes seçim sonrası bir düzelme beklerken tam tersine rutinleşen görüşmeleri bile aksatmaya başlamak, çok haklı olarak Kürtlerde ve çözüm sürecine destek veren demokratik çevrelerde ciddi kaygılar uyandırmaya başladı. Deyim yerindeyse, son süreçte herkes ateş üstünde. Aslında sürecin gidişatı, Kürdistan Özgürlük Hareketi’nin, devletin yaptığı bu görüşmelerden umudunu kesmesini ve bir an önce kendi çözümünü geliştirmeye girişmesini dayatmaktadır.
Bu, yeni ve eskiye oranla daha yoğun bir çatışma süreci demektir. AKP kendinde ısrar etmeyi kesmezse, sürecin bu istenmeyen yöne evrilmesi kaçınılmaz olur. Ki, olmuştur aslında.
Sürecin Başmüzakerecisi Kürt Halk Önderidir. Müzakere, iki eşit güç arasında yapılır. Terör hakareti altındaki bir tarafla müzakere elbette olmaz. Kürt Halkı adına Önderliğine yapılan muamele, özgür bir insan muamelesi olmadan, bu sorun çözülmez. Bu açıdan sürecin müzakereye evrilmesi talebinin yanında, başmüzakereci olan Kürt Halk Önderi’nin İmralı’daki esaret koşullarının da mutlaka kaldırılması gerekmektedir. Kürt kadınlar, bu temelde Önderlikleri ve özgürlüğü için yeni bir eylem süreci içinde olacaklar. Sonuç alıncaya ve Önderlikleriyle kucaklaşıncaya dek…
Kadınlar İmralı duvarlarını kaldırmaya kararlı
Kürt halkı ve kadınları kendi özgürlüklerini, yaklaşık on beş yıldır İmralı esaret koşullarında tutulan Önderlerinin özgürlüğünde görüyor. Çünkü cumhuriyet tarihi boyunca inkar ve imha siyasetiyle yönetilmeye çalışılan Kürtlerin özgürlük davasını başlatan, kırk yılı aşkındır yürütülen Kürdistan Halk Özgürlük Mücadelesinin yürütülmesine öncülük eden, plan ve program sahibi yapan, yeni paradigmalarla, yeni dünya görüşleriyle tanıştıran irade oldu.