Yıl 1987... 17 Mayıs. Dayağa Karşı Dayanışma Yürüyüşü... Elimde fotokopiyle çoğaltılmış ‘Kadınlar Vardır’ın sözlerini hatırlıyorum. Filiz Kerestecioğlu kürsüden söylemeye başladığında eşlik etmeye çalışıyoruz. O gün mırıldanırken yıllar boyunca yüzlerce kez söyleyeceğim şarkı/marş olduğunu bilmiyordum tabii...

Filiz KOÇALİ

Çok gençken marş söylemeyi çok severdim. Benim sevdiğim marşlarda kadınlar ancak ya ‘kadın ve erkek’ diyerek erkeklerle birlikte yer alırdı ya da hiç yer almazdı. Çoğunun sözlerinde ise cinsiyeti belirtilmeyen kahramanlar vardı ve sanırım büyük bir çoğunluk da bu kahramanların erkek olduğunu düşünüyordu.

Sonra bir kadın şarkısını duydum. Marşa benziyordu ama marş değildi, tam şarkı da değildi;

Susmamız oturmamız,

Hep boyun eğmemiz,

Hayatı seyretmemiz

İstendi bugüne dek

Kadınlar vardır, kadınlar vardır, kadınlar her yerde

Suskunduk ve bekledik,

Yaşandı seyrettik,

Sonunda yeter dedik,

Bir daha susmayana dek

Kadınlar vardır, kadınlar vardır, kadınlar her yerde

Hepsi bu kadar...

Sözleri marş için naif sayılır, şarkıya daha yakın. Ama her defasında „sonunda yeter dedik“ mısrasının ‘yeter’ini öyle bir aşkla, hırsla, arzuyla söylüyorum ve söylüyoruz ki, sonrasında ‘kadınlar vardır’ derken mutlaka zıplıyoruz, alkışlıyoruz, sesimiz yükseliyor. Coşkumuz arttıkça artıyor. Adeta marş etkisi!

Gelelim hikayesine...

Yıl 1987... 17 Mayıs. Dayağa Karşı Dayanışma Yürüyüşü... Kadıköy İskelesi’nden başlayan yürüyüş Yoğurtçu Parkı’nda son buluyor.

Elimde fotokopiyle çoğaltılmış sözleri hatırlıyorum. Filiz Kerestecioğlu kürsüden söylemeye başladığında eşlik etmeye çalışıyoruz. O gün mırıldanırken yıllar boyunca, yüzlerce kez söyleyeceğim şarkı/marş olduğunu bilmiyordum tabii...

Sanırım, Filiz de bu sözleri yazarken bu kadar iz bırakacağını tahmin etmiyordu.

Yıllar sonra Filiz Kerestecioğlu, bianet için yaptığım söyleşide şöyle anlatmıştı:

„Çok heyecanlı günlerdi. Kampanyaya ve yürüyüşe karar vermiştik. O günlerin heyecanıyla yaptım. Bir gece evde ilham geldi, yaptım. Sonra toplantıda diğer kadınlara okudum, onların da hoşuna gitti. Kağıtlara yazdık, ezberledik ve ilk kez mitingde söyledik.“

O yıllar 12 Eylül’ün izlerini taşıyordu daha. İHD yeni kurulmuş, nerdeyse görünür olan bir o var. Türkiye’nin batısında toplumsal muhalefet adına fazla bir hareketlilik yok. Kendisine ‘feministim’ diyen az sayıda kadın toplanıyor, tartışıyor, yazıyor.

İşte bu az sayıda feminist, Çankırı’da Mustafa Durmuş adlı bir hakimin, dayak nedeniyle boşanmak isteyen bir kadının davasını, „Kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmemeli“ diyerek reddetmesiyle harekete geçiyor. Protesto telgrafları, toplu dava dilekçeleri derken miting yapma fikri gelişiyor. 12 Eylül sonrasının ilk mitingi kadınlar için, kadınlar tarafından gerçekleşiyor. Özel alana dair yapılan ilk eylem aynı zamanda.

10 yıl sonra ‘Artık Örgütlü’

O mitingden sonra on yıl boyunca feminist hareket çeşitli kampanyalar, etkinlikler, protestolar, düzenledi, dergiler çıkardı, kitaplar bastı ve Mor Çatı, Kadın Kütüphanesi gibi bugüne kadar yaşatılan kurumları yarattı.

Toplumsal muhalefet de canlanmaya başlamıştı. İşçi eylemlerinin, kamu çalışanlarının sokaktaki mücadelesinin, gençliğin demokratik üniversite çıkışının sosyalist yapılarda toparlanmanın günleriydi.

Kürdistan’da ise büyük bir vahşetin ve büyük bir direnişin gerçekleştiği zamanlardı.

Köylerin zorla boşaltılması sonucunda milyonlarca Kürt artık metropollerdeydi.

İşte bu zamanlarda 8 Mart 1997’de Türk ve Kürt kadınları ilk kez çok kitlesel bir mitingde buluştular.

Bu miting, 1987 mitinginden sonraki ilk kadın mitingiydi.

Artık Örgütlü adıyla düzenlenen mitingde, pek çok bağımsız kadın grubu ile sendika, parti, dernek gibi karma örgütlerin kadınları yer aldı. Değişik örgütlerden pek çok kadın ilk kez yan yana geliyordu.

Kürsüdeki sunuş ve metinler iki dilliydi.

O mitingin bir diğer önemli politik yanı da 28 Şubat sürecine denk gelmesine ve pek çok kadın örgütünün o sürece aktif destek vermesine rağmen, 28 Şubat’ın tuzağına düşmeyip kendi bağımsız gündemiyle politik söz söylemesiydi.

İşte o mitingin hem tertip komitesi başkanı, hem de mitingin Türkçe sunucusu olarak sabahın erken saatlerinde alandaydım. Elinde gitarıyla Yelda kürsünün yanında duruyordu. Daha önce bir hazırlığımız yoktu ama kağıtlarımız vardı!

Kortej gelene kadar Yelda söyledi, alandaki görevliler eşlik etti. Şarkımız artık hazırdı.

Çağlayan’daki miting alanı tıklım tıklım dolduğunda, şarkımızın onuncu yılında, daha çok kadınla ve daha gür bir sesle söyledik. Binlerce kadın için artık kağıtlara bakmaya da gerek yoktu. Çünkü çoktan kadınların ortak marşı olmuştu.

2004... Ortaklar

Yıl 2004. Mart ayı. Sokaklar pek hareketli değil. Çatışmasızlık süreci devam ediyor. Yerel seçimlere gidiliyor.

Seçim çalışması için Aydın’ın Ortaklar beldesindeyim. Türkler, Kürtler, Aleviler aynı beldede ayrı ayrı yaşıyorlar. Sokakları ayrı, alışveriş ettikleri bakkallar, pazarcılar, gittikleri kahveler ayrı. Kadınlar birbirleriyle komşuluk etmiyorlar.

Bütün kadınlarla tanışıyoruz, evlerine gidiyoruz, sohbet etmeye çalışıyoruz. Sonra kadınları birbirleriyle tanıştırmaya karar veriyoruz.

Bir gece bir büyük kahvede etkinlik düzenliyoruz. Kağıtlar yine imdadımıza yetişiyor. Hemen sözleri çoğaltıyoruz. Oluşturduğumuz küçük koro şarkıyı ezberliyor.

Ortaklar’ın yakın tarihinde ilk kez Kürt, Alevi ve Türk kadınlar bir araya geliyor. Etkinliğin açılışını ‘Kadınlar Vardır’ ile yapıyoruz. Sonra ilk kez yan yana gelen kadınlar konuşuyor, birbirini tanıyor. İnanılmaz samimi, içten, coşku dolu bir etkinlik oluyor. Birbirleriyle komşuluk etmeyen kadınlar birbirine içini döküyor, diğeri için gözyaşı döküyor.

Finali yine ‘Kadınlar Vardır’ ile yapıyoruz. Bütün kadınlar ayakta. Kimisi eşlik etmeye çalışıyor, eşlik edemeyen alkışlıyor. Kadınlar ağlıyorlar, birbirlerine sarılıyorlar.

1987’den beri eylemlerde, etkinliklerde, hatta dost buluşmalarında aynı heyecanla söylediğim bu şarkı ilk defa gözlerimi yaşartıyor.