
SUNA ALAN / LONDRA
Londra merkezli Dem Radyo bünyesinde yakın zamanda yayına giren "Kadınların Sesi" kısa sürede sesini iddialı bir şekilde duyurdu. Her Pazartesi saat 19:00'da her kesimden kadına hitap eden, konukların sadece kadın olduğu programda, kadınlığın bir sorun olarak ele alındığı yayınlara alternatif bir duruş sergilenerek, kadının bir bütün yaşamdaki yeri konuşuluyor. Programın yürütücüleri Suna Parlak ve Tülay Fırat gazetemizin sorularını yanıtladı.
''Kadınların Sesi'' isimli program fikri ilk nasıl ortaya çıktı? Böyle bir ihtiyaç var mıydı?
Suna Parlak: Aslında bir itirafta bulunmak isterim. Radyoda kadın programı yapma fikri ilk olarak biz kadınlardan çıkmadı. Dem Radyo’nun program sorumlusu olan arkadaşlarımız Akın Olgun ve Ertan Şahin radyoda bir kadın programı olmadığını ve bizlerin bu konuda iyi birer aday olacağımızı söyleyerek bir süre bize mahalle baskısı uyguladılar(!) Ben ve Tülay da çalışan kadınlarız. Radyoda düzenli bir program yapmak çok büyük bir sorumluluk. Her programda ayrı bir konuyu işleyebilmek, bunun için araştırma yapmak, o haftaki programın konusuna uygun konuklara ulaşabilmek ve fikren ve manen buna hazırlanmak hiç de kolay bir süreç değil. Ama arkadaşlarımız bizim yapabileceğimizden emin ve bizden daha çok umutluydular. Açıkçası ilk programdan itibaren bizler de bu konuda bir boşluk olduğunu gördük. Zaten kadın hareketinden gelen biri olarak kadınların her yerde sözlerini söylemeleri gerektiğine inanıyordum. Bu program ile de her bir kadının sözünü bizim aracılığımızla bir üçüncü kişiye ulaştırabileceğini göstermiş olduk.
Tülay Fırat: Suna'nın ''birlikte yapalım mı?'' önerisiyle dahil oldum programa. İyi ki de dahil olmuşum. Tüm programlarda kadın sorunları erkekler tarafından konuşuluyor ve hep kadınlık bir sorun olarak yansıtılıyor; bizler ise programımızda hayatı ve hakikatı kadın bakış açısı ile yansıtmayı esas aldık.
Program konularına nasıl karar veriyorsunuz? Ve ne gibi konular oluyor bunlar mesela?
Suna Parlak: Adı gereği "Kadınların Sesi" olarak kadınları ilgilendiren, yani yaşamımıza dokunan her konu programımızın da konusu olabiliyor. Türkiye gibi çetrefilli, her an bir hak ihlalinin yaşandığı bir ülkenin kadınları olarak konu bulmakta hiç zorlanmıyoruz. Osmanlı’nın son döneminden itibaren bu coğrafya kadınların sayısız hak mücadelesine şahit olmuş, Kürt kadın hareketinin son yirmi yıldaki muazzam örgütlülüğü ve mücadelesiyle de toplumdaki devrimsel dönüşüm AKP rejimiyle bir bir elimizden alınmaya çalışılıyor. İşte tam da bu noktada biz kadınlar konuşup tartışarak yaratılan farkındalık ile de bu mücadelenin bir şekilde bir parçası olabiliyoruz. Mesela kadınlar olarak başkanlık referandumu sürecince dilimiz döndüğünce 'tek adamlık sistemi biz kadınları nasıl olumsuz etkileyecek ve biz kadınlar neden hayır demeliyiz’i tartıştık. Ya da coğrafyamızda o kadar çok katliam yaşanmış ki, bize de Ermeni ya da Dersim katliamlarında kadınlara uygulanan ekstra şiddeti konuşmak düşüyor. Bir programımız 'Uluslararası Kayıplar Haftası’na denk geldi ve Cumartesi Anneleri’nin 22 yıllık sessiz çığlığını dinleyicilerimizle paylaştık. Ama bunun dışında daha renkli konularımız da var tabii.
Tülay Fırat: Konularımıza Suna ile hafta içi yaptığımız görüşmelerimizde karar veriyoruz. Genel olarak gündemde olan konuları kadın bakış açısı ile değerlendiriyoruz. Bunun yanı sıra yakın zamanda her programımızda 15 dakika medyada yer alan kadın haberleri üzerine konuşacağız.
İki kadın radyo programcısı olarak aldığınız ilk tepkiler neler oldu? İlgi ne düzeyde şu anda?
Suna Parlak: Sanırım ikimiz de kendimizi daha tam radyocu olarak görmediğimiz için ilk zamanlar biraz şaşırıyorduk. Beklediğimizin de üstünde bir ilgiyle karşılaştık. Sürekli takip eden bir dinleyici/izleyici kitlelerimiz oluştu. Radyoda ne kadar bir sayıya ulaştığımızı bilmiyorum ama Facebook üzerinden bizi takip edip dinleyen izleyicilerimiz iki ay içerisinde ona katlandı ki bu hem gurur verici hem de ekstra sorumluluk yükleyici bir durum. Genelde olumlu tepkiler alıyoruz. Kadınlar genellikle işlememiz gereken konulara ilişkin öneride bulunuyorlar. Bir de şimdiye kadar programa katılımcı olarak davet ettiğimiz hemen hemen her kadın arkadaştan olumlu yanıt aldık. Koşullarından dolayı katılamayacak durumda olanlar da mutlaka kendi yerlerine birini ayarlamaya çalıştı. Bu aslında programı ne kadar sahiplendiklerinin de göstergesi.
Tülay Fırat: Hiç olumsuz tepki almadık, aksine ilgi beklediğimden yüksek açıkçası. Bu benim açımdan hem çok sevindirici hem de şaşırtıcı oldu. Programın vizyonu itibariyle hayatı, gündemi kadın bakış açısı ile konuşmak ve tüm konuları sıkıcı olmadan, olanca açıklığı ve netliğiyle anlatarak farkındalık yaratmayı esas aldık her zaman. İstiyoruz ki, konuştuklarımızın dinleyicilerde bir karşılığı olsun, çünkü programın interaktif olması bizler açısından çok önemli.
Sizden beklentiler var mı? Size gelen öneriler ya da talepler mesela...
Suna Parlak: Aslında ilk beklenti, programa ilgi nedeniyle direk Dem Radyo’nun kendisinden geldi. Program gününü artırmamızı önerdiler ancak her ikimizin de çalışma koşulları nedeniyle bu şimdilik mümkün değil. Bir de kadınlara yönelik, kadınlar ile birlikte kadın programı yapmaya çalışan iki kadın olarak bu işin ne kadar hassas olduğununun bilincindeyiz. Ayrıca canlı yayında buna göre konuşmak hiç de kolay değil. Kadınlar olarak biliyoruz ki bir hata yapacak olursak, bunun faturası bütün kadınlara kesilecektir ancak iyi bir şeyler ortaya çıkarırsak da bunun sadece bizimle anılmasını önlemek de yine bizim görevimiz. Çünkü bizim öncelikli görevimiz, hemen her kadının kendisini bulabileceği ve rahatlıkla sözünü tarihe bırakabileceği bir ortam yaratabilmek. Aslında isim seçimimiz işimizi biraz kolaylaştırdı. Çünkü politik ya da apolitik kadın, anne ya da bekar kadın, sendikal emekçi ya da ev içi emekçisi kadın için bir çeşit platform gibiyiz.
Tülay Fırat: Tabii ki öneriler oluyor ve bunları büyük oranda dikkate alıyoruz. Program yapmaya başladıktan sonra konuşulması gereken çok fazla konu olduğunu fark ettik ve bir kadın bloğu yapma fikrimiz var.
İlginç anılarınız oldu mu hiç? Bizimle paylaşmak ister misiniz?
Suna Parlak: Aslında en ilginç durum programımızın ilk haftasından sonra erkek dinleyicilerimizin programa konuk olmak istemeleri. Ancak programımıza sadece kadınları konuk ediyoruz ve elimizden geldiğince de erkek egemen/patriarkal sistemi eleştiriyoruz. Hatta bazen duyduğumuz erkek şiddeti örnekleri karşısında bayağı bir sinirleniyoruz da ama dilimizin olanca sertliğine karşın erkek dinleyicilerimizin olması ve programa katılmak istemeleri hem gurur verici hem de bu işin daha başında olmamıza rağmen ne kadar doğru şeyler söylediğimizin de göstergesi. Erkek dinleyiciler programa katılıp ne kadar kadın dostu olduklarını göstermek istiyorlar. Onlara, diğer programlara katılıp erkekler olarak erkek egemen sistemi tartışabilirsiniz, diyoruz.
Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Suna Parlak: Bize bu imkanı sunduğunuz için teşekkür ederiz. Yazılı, görsel ve işitsel medyanın rolü tartışılmaz ve toplumdaki maço kültürü yıkmada, erkek egemen zihniyetle mücadele etmede tüm medya çalışanlarına büyük sorumluluk düşüyor. Bu konuda biz de size başarılar diliyoruz.
Tülay Fırat: Kadın programlarında ve kadının konuşulduğu programlarda kadınlığın kendisi bir problem gibi anlatılıyor ve bu çok rahatsız edici. Kadınlar hep bir sınırlandırılmışlık içinde. Kadınlığımızı doyasıyla yaşamımızı engellemeye çalışıyorlar. Özcesi kadınlığımızdan korkuyorlar. Bu noktada tüm neşemizle, direncimizle ve kadınlığımızla buradayız diyoruz.

Tülay Fırat Suna Parlak
Tülay Fırat kimdir?
İstanbul İletişim Fakültesi mezunuyum. Uzun yıllar araştırma sektöründe çalıştım. Sekiz yıldır İngiltere’de yaşıyorum, araştırmacı ve çevirmen olarak çalışıyorum.
Suna Parlak kimdir?
Uzun yıllar Kürt kadın hareketinde yer almış bir aktivistim. Son on yıldır Londra’da yaşıyorum ve bir kadın örgütünde 'Aile İçi Şiddete Karşı Danışman ve Eğitmen’ olarak çalışıyorum.